BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

İktidarın gözü, bedenin gizi: Gözyaşı değil itiraz gerek

İktidarın gözü, bedenin gizi: Gözyaşı değil itiraz gerek

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Daima iki hukuk vardır, biri hilesi, hudası çok olan, devletlerin, egemenlerin çekip çevirme aygıtı olan hukuk. Şiarı basittir: “Elim sende.” Bir de onunla mücadelenin, alanını daraltmanın, geriletmenin hukuku. Onun da şiarı basittir: “Çek elini oradan.” Hikayeyi duyunca üzülmek, kahrolmak, utanmak filan değil, itiraz etmek sorumluluğu doğar. İşkencecinin nesneleştirdiği için görmediği yüzün etik çağrısını duymak, onu kırmaya ve incitmeye yönelik saldırıya cevap vermek borçtur.

Ali Duran TOPUZ

“Ferman tarihinse
Göğe doğru uzanan bu beden de bizimdir icabında.” (Didem Madak, Pulbiber Mahallesi)

Selçuk Kozağaçlı’ya selam ve sevgiyle

“… asla unutmam!”
İşkence elbette öncelikle siyasi bir meseledir, ama eş anlı olarak hukuki ve ahlaki bir meseledir. Kim olarak, ne olarak ve nasıl yaşadığımızı ve yaşayacağımızı belirleyen bir mesele. Demek ki beşeri bir mesele. Ne kadar insan, ne kadar yurttaş, ne kadar toplum olduğumuzu ölçen bir mesele, benliği, ruhu, bedeni ve hafızayı tartıya koyan bir mesele. İşkenceye, işkencecilere, işkenceciliğe karşı ne yaptığımız ya da ne yapmadığımız diğer her şeyi gölgede bırakır. Varlığımızın, hayatımızın haysiyet içerip içermediğini anlatan bir ölçüdür işkence.

İşkenceyi ve işkenceciyi görmezden gelmek, unutmak, unutturmaya çalışmak, inkârla beraber nasıl bir hayata razı geleceğimizi belirler.

ANNENİN YÜZÜ, İŞKENCECİNİN YÜZÜ

“… nerede görsem asla unutmam.”

Fatoş Pınar Türker, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının yargılandığı sözde davada bir işkence anısını anlattı, adını bilmediği işkenceci polis memurunu böyle andı, “O memuru da nerde görsem aslam unutmam.” Şimdiki dünya hayatında çabucak unutmak kural, fotoğrafı filan da çekilmemişse hele, kayda geçirilmemişse, insanın adını, yüzünü unutmak doğal olan şey. Doğal olmayan bir fiil var, yaygın, bilinen, eskiden de hep olan bir fiil ama “doğal” ya da “anlaşılır” ya da “kabul edilir” olmayan bir fiil. “Asla” unutmayacak o nedenle Fatoş Pınar hanım. Neyi unutmayacak?

Yüzü. Asla unutmayacağım dediği şey yüz, işkenceci memurun yüzü. “Asla unutulmaz” çünkü konuşan, bize hikayesini anlatan Fatoş Pınar Türker, o yüze varlığının bütün kırılganlığıyla, kendisini ızdıraba sürükleyen fiilin gaddarlığının anlamsızlığını anlatabilmek için dikkatle bakmıştır. Aynı sahnede, aynı ilişkide başka biri olsaydı da durum değişmezdi ama Fatoş Pınar Türker “konuşarak”, “anlatarak” değişmez durum içindeki vahameti (belki anlamak aşırı iddiali olacak) hissetmemize, anlamaya ve anlatmaya çalışmamıza bir davetiye çıkardı. Birbirimizin yüzüne bakacak yüzümüz olup olmadığını, olup olmayacağına karar vermemizi istedi.

Yüz esastır çünkü, iki insan arasındaki ilişkinin en temel, en kritik yüzüdür yüz.

Bebeğin dünya içindeki çaresizliğini güvene dönüştüren annenin yüzüyle ilişkisinin tersi bir ilişkidir işkencecinin yüzüyle mağdurun yüzünün ilişkisi; işkenceci şefkat ve merhametin oluşturduğu benliğin güvenlikte hissetme boyutunu tahrip eder, yaslandığı yasal otoritenin şefkat ve merhamete duyarsız buyruklarını, karşısındaki yüzün (evet, Levinas) ve bedenin yönelttiği ve talep ettiği sorumluluktan azade biçimde yerine getirir.

KALPSİZ MURTAZA FABRİKASI

Yasal duyarsızlığı kişisel gaddarlık ve katılıkla harmanlar. “Unutulmaz yüz” böyle oluşur, o da insan gibidir, konuşur, emreder, cevapları duyar ama karşısındaki yüzü görmez, o yüzdeki çağrıyı, yakarıyı işitmez. Yasanın gücü ile bütünleşerek zulmeden kendi yüzünün karşısındaki yüzde okunan güçsüzlüğü yaptıklarının onayı olarak anlar. Madem ki karşısındaki beden yasal olarak onun tasarrufundadır, sadece bir nesnedir; sıradan bir nesne de değil onu kullanabilir (usus), semerelerinden yararlanabilir (fructus) ve kaderini belirleyebilir (abusus), demek ki bir tür mülkiyet ilişkisi formunu da taşır bu işkence sahnesindeki ilişki. Temel (ontolojik) güven duygusunu sarsmak, merhamet ve şefkati sahnenin dışına itmek için sergilediği kararlılık yüzünden okunur, gören onu unutamaz.

Gaddarlık ve katılığı, taş yürekliliği sahnenin hakim atmosferi haline getirmek, temel (ontolojik) güven duygusunu sarsarak karşısındakini gerçekten bir nesneye çevirmek amaçtır. “Depoya benzeyen” odadaki sahne, ilişkili olduğu soruşturmanın, devamında gelecek kovuşturmanın ve sahnenin afişe edildiği duruşmaların neticesinde verilecek hükmün adalete değil zulme yönelik karakterinin sahnesidir. Sahnede kin, hınç, nefret filan yoktur, taşkalplilik, katılık ve merhametin ilga edildiği bürokratik gaddarlık vardır. “Suç şahsidir” tabii ama hep aynı suçu işleyen şahsı, Murtaza’yı durmadan üreten yapıya dahil/içkin bir suçtur bu. Karşısında, merhamet ve şefkat arayışıyla bakan yüzü görmez zamane Murtaza’sı, insana ait bir göze sahip değildir, her yeri görmeye çalışan kameralar kadar bile beşeri hasletlere sahip değildir. İktidarın kalpsiz rasatının dijital gözünden bakar, karşısında yüz görmez, kendi yüzsüzlüğünün olağan sonucu olarak.

CEZAEVİ SAVCISI NİYE KONUŞTU?

Savcılığın, “Cezaevinde böyle bir şey olmamıştır” türü açıklaması bu bilginin dile gelişidir; evet bu işkence o cezaevinde olmamıştır ama her an olabileceği için her an açıklama yapmak gerekir. Oysa anlatıcı, suçun işlendiği yeri hiçbir karışıklığa yol açmayacak berraklıkta söylemişti zaten.

Çıplak arama mevzuatın içine gömülmüş ama gerçekte hukuka, hatta mevcut berbat Anayasa’ya bile, aykırı bir işkence fiilidir. Aşağıdaki notlarda “mevzuat”taki durum yer alıyor, bu mevzuata dayanarak girişilen işkenceler her kamusallaştığında hep aynı cevaplar geldi: Aslında böyle bir şey yok. Var olan da insanlık onurunu esas alarak mecburen yapılan şeyler. O da o kadar yaygın değil.

Oysa bunların hiçbiri doğdu değil. Gezi zamanında Mücella Yapıcı bu bedene ve haysiyete yönelik saldırının hedefi oldu, dava açtı, polisler mahkum oldu. Başka davalar da açıldı ama “cezasızlık” müessesesi hemen her zaman gerekil korumayı yargılananlardan esirgemedi.

BEDENİMİZ KİMİN?

Çıplak arama işkencedir, tıpkı ve tam diş ya da tırnak sökme, filistin askısına alma, haya burma, makata cop sokma fiillerinden umulan yararı bedensel acı olmadan sağlamak üzere uygulanan bir işkence. “Beden kimin” sorusuna verilen bir cevaptır, “Bizim. Ben şu an işkenceyi yapan. Bana bu imkanı tanıyan mevzuatı hazırlayanların. Bana değil sana hesap soracak olan egemenlerin. Sen beden olarak varsın ama o varlığın sahibi değilsin.” Cevap bu.

Bedene, özellikle kadın bedenine yönelik kolluk ve cezaevi idarelerinin uygulamaları arasında 2010 sonrası iyice ayyuka çıkan bu “çıplak arama” işkencesi, kendi hukuka aykırı mevzuatına bile uymayarak uygulanıp gidiyor.

Beden, kralın ve adamlarının değil de bireyin kendisininse, “çıplak arama, oyuk araması, beden çukurlarında arama” ile bedenden kan veya tükürük gibi örnekler alınması da muhakkak ve muhakkak yargı kararına tabi olmalıdır. Türkiye’deki hukuk sistemindeyse “gecikmesinde sakınca bulunan haller” kalıbı çerçevesinde bu yetkiler savcı ve kolluğa emanet edilebiliyor. Ciğer kediye emanettir yani. Ayrıca ceza infaz memurlarına da bol keseden verilmiş durumda tüm bu yetkiler. Kedi dışındaki etoburlar da ihmal edilmemiş yani.

“Kimse kendi aleyhine delil vermeye zorlanamaz” anayasal kuralıyla birlikte düşündüğümüzde de beden üzerindeki birçok yetkinin yargıçlara tanınması bile hukuken uygun kabul edilemez. Beden, sahibininse. Kralın ve adamlarının değilse.

Neo-liberal toplum tasarımı bir savaş tasarımı olduğu için tüm mevzilerde saldırı pozisyonu alır: Hukuku, adalete saldırıdır. Mimarisi, mekana saldırıdır. Estetiği ruha saldırıdır. Söylemleri zihne saldırıdır.

Onlar için güneş, gölgeleri belli olsun diye var sadece. Bedenlerimiz onlara hizmet, ruhlarımız onlara hürmet için var. İster vurur, ister soyar, ister domaltır, ister oyuklarını arar.

Neo-liberalizme karşı mücadele, bedenlere sahip çıkma mücadelesidir de bu yüzden.

BU ANAYASA’YA BİLE AYKIRI

Anayasa maddesi açıktır. Kişi kendi aleyhine beyanata ve delil ibrazına zorlanamaz. Çıplak arama mevcut berbat Anayasa’ya bile aykırı, kısaca. Hal böyleyken, kişinin bedeninin “dış”tan veya “içten” muayene edilmesi, cinsel organının içine bakılması, kişiden “kan veya benzeri biyolojik örneklerle saç, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilmesi”nin yol olması, bunun için bırakın yargıcı, savcının bile müdalesinin gerekmemesi, görünen anayasanın arkasında görünmeyen bir anayasanın yürürlüke olmasından başka anlama gelmez.

Tekrar olacak: Daima iki hukuk vardır, biri hilesi, hudası çok olan, devletlerin, egemenlerin çekip çevirme aygıtı olan hukuk. Şiarı basittir: “Elim sende.” Bir de onunla mücadelenin, alanını daraltmanın, geriletmenin hukuku. Onun da şiarı basittir: “Çek elini oradan.” Hikayeyi duyunca üzülmek, kahrolmak, utanmak filan değil, itiraz etmek sorumluluğu doğar. İşkencecinin nesneleştirdiği için görmediği yüzün etik çağrısını duymak, onu kırmaya ve incitmeye yönelik saldırıya cevap vermek borçtur.

NOTLAR

1. ANAYASA ÇOK AÇIK

Anayasa Madde 38/5:
“Hiç kimse kendisini veya kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.”

2. ANAYASAYA AYKIRI, DEMAGOJİK BİR KANUN MADDESİ

Ceza Muhakemeleri Kanunu Madde 75

(1) Bir suça ilişkin delil elde etmek için şüpheli veya sanık üzerinde iç beden muayenesi yapılabilmesine ya da vücuttan kan veya benzeri biyolojik örneklerle saç, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilmesine; Cumhuriyet savcısı veya mağdurun istemiyle ya da re’sen hâkim veya mahkeme, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilebilir. Cumhuriyet savcısının kararı, yirmidört saat içinde hâkim veya mahkemenin onayına sunulur. Hâkim veya mahkeme, yirmidört saat içinde kararını verir. Onaylanmayan kararlar hükümsüz kalır ve elde edilen deliller kullanılamaz.

(2) İç beden muayenesi yapılabilmesi veya vücuttan kan veya benzeri biyolojik örnekler alınabilmesi için müdahalenin, kişinin sağlığına zarar verme tehlikesinin bulunmaması gerekir.

(3) İç beden muayenesi veya vücuttan kan veya benzeri biyolojik örnekler alınması, ancak tabip veya sağlık mesleği mensubu diğer bir kişi tarafından yapılabilir.

(4) Cinsel organlar veya anüs bölgesinde yapılan muayene de iç beden muayenesi sayılır.

(…)

(7) Özel kanunlardaki alkol muayenesine ve kan örneği alınmasına ilişkin hükümler saklıdır.

3.DAYANAK VERMEYEN KANUN

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbireninin İnfazı hAkkında Kanun:

“Arama

Madde 36- (1) Kurumlarda, odalar ve eklentilerinde, hükümlülerin üst ve eşyasında habersiz olarak her zaman arama yapılabilir. Her ay bir kez mutlaka arama yapılır.

(2) Aramalar, gerektiğinde dış güvenlik görevlileri veya kolluk kuvvetleriyle veya diğer kamu görevlilerince ortaklaşa gerçekleştirilebilir.”

X

Aynı kanun, madde 86 / (7) “Aramalarda insan onuruna saygı esastır.”

4. KANUNU TANIMAYAN YÖNETMELİK

Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik

Arama, güvenlik tatbikatı ve sayım

MADDE 34- (1) Kurumlarda, oda ve eklentilerinde, hükümlünün üst ve eşyasında habersiz olarak her zaman arama yapılabilir. Kurumun tamamında her ay bir kez mutlaka arama yapılır. Oda ve eklentilerinde yapılacak aramalarda bir hükümlü hazır bulundurulur.

(2) Hükümlünün üzerinde, kuruma sokulması veya bulundurulması yasak madde veya eşya bulunduğuna dair makul ve ciddi emarelerin varlığı ve bunun başka suretle tespitinin olanaksız olması durumunda, kurum en üst amirinin gerekli görmesi hâlinde, detaylı olarak veya beden çukurlarında aşağıda belirtilen usullere göre arama yapılabilir:
a) (Değişik:RG-12/11/2021-31657-CK-4773/14 md.) Detaylı arama, hükümlünün utanma duygusunu ihlal etmeyecek şekilde ve görevli dışında kimsenin görmemesini sağlayacak tedbirler alınarak gerçekleştirilir. Arama sırasında hükümlüye tek kullanımlık giyim önlüğü verilir.
b) Arama sırasında önce bedenin üst kısmındaki giysiler çıkarttırılır, bedenin alt kısmındaki giysiler üst kısmındaki giysiler giyildikten sonra çıkarttırılır. Bu giysiler de mutlaka aranır.
c) (Değişik:RG-12/11/2021-31657-CK-4773/14 md.) Detaylı arama sırasında bedene dokunulmaması için gerekli özen gösterilir ve görevli tarafından eldiven kullanılır. Aranan kişinin beden çukurlarında bir şeyin bulunduğuna dair makul ve ciddi emarelerin bulunması hâlinde öncelikle, hükümlüden madde veya eşyanın kendisi tarafından çıkartılması istenir, aksi hâlde bunun zor kullanılarak gerçekleştirileceği bildirilir. Beden çukurlarındaki arama, cezaevi tabibi tarafından yerine getirilir.

ç) (Değişik:RG-12/11/2021-31657-CK-4773/14 md.) Detaylı arama, mümkün olan en kısa süre içinde bitirilir ve işlem tutanağa bağlanır, tutanakta arama yapan görevliler ile hükümlünün imzası bulunur. Hükümlünün imzadan kaçınması hâlinde bu durum tutanağa geçirilir.
(3) Beden ve üst aramaları aynı cinsiyetten güvenlik ve gözetim görevlileri tarafından yapılır.
(4) Aramalar, gerektiğinde dış güvenlik görevlileri veya kolluk kuvvetleriyle ya da diğer kamu görevlilerince ortaklaşa gerçekleştirilebilir.
(…)
(9) (Değişik:RG-12/11/2021-31657-CK-4773/14 md.) Arama ve sayımlar sırasında insan onuru ve haysiyetine saygı ile utanma duygusunun ihlal edilmemesi esastır. Bu kapsamda gerekli her türlü tedbir alınır.

Buradaki “detaylı” kelimesi esasen 2021’de kanuna girdi, şöyle:
“12/11/2021 tarihli ve 31657 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4773 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 14 üncü maddesiyle bu fıkranın birinci cümlesine “ciddi emarelerin varlığı ve” ibaresinden sonra gelmek üzere “bunun başka suretle tespitinin olanaksız olması durumunda,” ibaresi eklenmiş, “çıplak” ibaresi, “detaylı” şeklinde değiştirilmiştir.”

5. HEP AYNI FORMÜL, AYNI TERANE

Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği:

Karar veya yazılı emir üzerine üst ve eşya aramasının icrası
Madde 28 –
(…)
Kişinin kanunlara göre izin verilmeyecek bir şeyi taşıdığına ilişkin makul şüphenin bulunması ve aramanın amacına başka türlü ulaşılamaması hâlinde, üst araması aşağıda belirtilen şekilde giysiler çıkartılmak suretiyle yapılabilir:
a) Arama yapılmadan önce, bu aramayı yapmanın neden gerekli görüldüğü ve nasıl yapılacağı, o birimde görevli en üst kolluk âmiri tarafından ilgiliye bildirilir.
b) Arama, aynı cinsiyetten görevliler tarafından yapılır; arama işlemi kimsenin görmemesini sağlayacak tedbirler alınarak gerçekleştirilir.
c) Arama, kişinin utanma duygusunu en az ihlâl edecek bir şekilde yapılır; önce bedenin üst kısmındaki giysiler çıkarttırılır; bedenin alt kısmındaki giysiler, üst kısmındaki giysiler giyildikten sonra çıkarttırılır. Bu giysiler mutlaka aranır.
d) Arama sırasında bedene dokunulmaması için gerekli özen gösterilir.
e) Arama, mümkün olduğunca kısa bir süre içinde bitirilir.

6. SÖYLEM AKLAMA KURUMU: TİHEK

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu var bir de, “Ceza İnfaz Kurumlarında Detaylı Arama Rehberi” diye bir metin yayınlamış. Devlet kurumu olunca normlar hiyerarşisi umrunda olmuyor, sanki her şey makulmüş gibi bir metin üretiliyor haliyle. Gene de özellikle uluslararası mevzuat ve mevzuat ile ilgili yine uluslararası metinler bir araya getirildiği için işe yarar bir yanı var. Kurumun görevi bütün bu işleri “insan hakları söylemiyle uyumlu hale getirmek”ten ibaret, söylemle yoksa hakla ve hakikatle değil. Kurumun adı “Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Söylemi Katipliği” olarak değişse hiçbir sorun kalmaz. (https://www.tihek.gov.tr/public/editor/uploads/F0ClN3in.pdf)

7. TÜZÜK ÇAĞI BİTTİ SORUNLAR BİTMEZ

Artık (2017 Anayasa değişikliğinden sonra) “tüzük” yok, yönetmelik var; fakat bu durum birçok karışıklığa yol açan, birçok sorunu barındıran bir mesele. Akademisyen Ramazan Demir’in Anayasa Yargısı (Cilt: 41, Sayı: 2, (2024), ss. 471–505) adlı mecrada yayınlanan “2017 Anayasa Değişiklikleri Çerçevesinde Cumhurbaşkanı Kararı ve Tüzük İlişkisi” başlıklı yazısı için buyrunuz.

8. DUYGUSAL YA DA PSİKOLOJİK DEĞİL SİYASİ

Mesele duygularla ilgili değildir, psikolojiyle hiç ilgili değildir, doğrudan adalet idesiyle yani hukuk adalet ve beşeriyetle ilgilidir; demek ki mülkiyet, birikim ve tahakküm ilişkisiyle ilgilidir. Aşağıdaki ayetin “teoloji”yle ilgili olmadığı gibi:

“Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; artık kalpleriniz taş gibi, hatta daha da katıdır. Taşın öylesi var ki ondan ırmaklar kaynar; öylesi de var ki çatlayıp bağrından su fışkırır; bazı taşlar da var ki Allah korkusuyla yuvarlanıp düşer. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.” (Bakara 74)

Allah’ın bildiğini kuldan saklayacağınızı sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz.

9. İŞİTMESİ BİLE UTANÇ VERİCİ

Fatoş Pınar Türker’in duruşmadaki anlatımı sosyal medyada neredeyse eş zamanlı biçimde, hemen ardından birçok haber portalında kamuoyuna duyuruldu. Bu yazı için Agos gazetesini kaynak olarak aldım, linki için buyrunuz.

Haberlerin çoğu, ağlama, gözyaşı, utanç meselesini öne çıkararak oluşturuldu, ne var ki Fatoş Pınar Türker işlemin hedef aldığı bedensel ve psişik kırılganlığın içine gömülmek yerine saldırıyı afişe etme yoluna gitti, yani teslim olmadığı gibi boyun eğmeyi ya da mağduriyet anlatısı içinden konuşmayı reddetti.

10.

Beden kimin? Hukuk ve siyaset tarihinde bu sorunun cevabı için başvuracağımız en ünlü ilke “habeas corpus”tur. Bedeni alıp üstünde istediğin gibi tasarruf edemezsin, istediğin süre saklayamazsın, belli bir süre içinde, niçin aldığını dile getirerek bir yargıcın karşısına çıkarmak zorundasın. Böylece bedenin sahibi, “Ben niye buradayım” diye sorabilecektir.

İlke beden sahibini yaşayan, konuşan biri olarak alır kendisine dair (kraldan, rahiplerden, bürokratlardan, cellatlardan gelebilecek) işlemleri sınırlar, işlem gücü sahiplerinin bedenin sınırlarında (onu alabilse, yargılayabilse, hapsedebilse bile) durması gerektiğini söyler. Esasen bu yargılayıcı gücün sahibine verilen üstün bir talimat gibi görünse de sorunun (Beden kimindir) eski cevaplarına cevaptır: Bedenin canı veren ve alan Tanrı’ya ait olduğu zaten kesin, ama tanrı ya da başka bir dayanak adına bedene sahip çıkan, onu istediği zaman alenen ya da tenhada öldüren ya da istediği kadar saklayan, yok eden hükümdara (aile babası da dahil) cevaptır: Yaptırım yetkin olsun tamam ama bedene kuralsız dokunamazsın, senin değildir.

Adil yargılama için gerekli bu ilk ilke (en kısa sürede yargıç karşısına çıkarılma hakkı) sadece süre açısından değil, beden üzerindeki diğer tasarruflar açısından da ölçü verir: Bedene ne yapılacağı yargıcın kararıyla olmalı, onun dışında dokunulmamalıdır. İngilizlerin 1679 tarihli Habeas Corpus Yasası ile ilke “ilke” olmaktan çıkıp kanunlaşır, aynı yasa ilke olarak dile getirmese bile “tutuksuz yargılama”yı öncelikli yöntem olarak belirler. Ama o zamanlar galiba dört yüz yıl kadar geride kaldı.

 

Ali Duran TOPUZ kimdir?

1994 yılında başladığı gazeteciliğinin 17 yılını Radikal Gazetesi’nde geçirdi. Gazete Duvar’ın kurucu editörleri arasında yer aldı. “Dünya Hali” (Radyo Sputnik) programını ve İMC TV’de sunuculuk ve medya eleştirisi yaptı. Gazete Duvar’dan ayrıldıktan sonra Artı Gerçek’te köşe yazmaya başladı. Hukuk, çalışma hayatı ve siyaset üzerine yazılarla öykü ve şiir yazıyor.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz