Zeki Gül
Meslek odaları ve sendikalar, yalnızca bireysel taleplerin dile getirildiği yerler değildir. Onlar; ortak emeğin, ortak yaraların, ortak itirazın ve ortak umudun buluştuğu dayanışma alanlarıdır.
Bir kurumu gerçekten yaşatan şey yalnızca tüzükler, seçimler ya da yönetimler değil; birbirine tanıklık eden, birbirine omuz veren insanların ortak iradesidir. Çünkü örgütlülük, sadece kendi sözünü büyütmek değildir.
Asıl örgütlülük, başkasının sesine yer açabilmektir. Kendi hakkımız kadar yanımızdakinin hakkını, kendi sesimiz kadar duyulmayanın sesini, kendi yükümüz kadar ortak yükü taşıyabildiğimiz ölçüde güçlü bir birlikte oluş kurabiliriz.
Hayatı bazen yalnızca başımızdan geçenlerin toplamı olarak anlatırız. Oysa hayat, biraz da başkalarının hikayelerine ne kadar yer açabildiğimizdir. Bir dostla dertleşmek, bir yazıyla topluma dokunmak ya da sessizce bir sergiyi izlemek…
Hepsi aslında “Buradayım ve farkındayım” demenin bir yolu. İnsan, sadece yaşadıklarıyla değil; tanıklık etmeyi seçtikleriyle de büyür. Ve tanıklık ettiği her hikayenin sorumluluğunu omuzlarında hissettiği ölçüde insanlaşır. Çünkü hayat, ‘Biriktirdiğimiz anılardan ziyade, başkasında bıraktığımız izlerin toplamıdır.’






