Tuğçe Tatari
Hani yerli yersiz hep “Kürtler neredeydi?” deniyor. Fakat biz batıdakilerin çoğu, Kürtler büyük acılar çekerken orada değildik gerçekten; birçok acılarında da pek ortalıkta olmadığımız gibi! Elbette orada olmak, o acılara tanıklık etmenin, yaşananlara hakkıyla “dur” demenin bedeli de ağır olacaktı; buna gönüllü olmak da zor, biliyorum. Ancak Kürt meselesinin iyi gününde ekmeğini yiyip kötü gününde ortadan kaybolup tüm faturayı Kürtlerin tek başına omuzuna yüklemek de ne kadar etik, ne kadar dostça ve aydın tavrına yaraşır bir davranış, bilemiyorum.
Gözlerimizi kapatmak, o süreçleri güvenle evimizde atlatmış olmak içinde bulunduğumuz kayıtsızlığı hiç olmamış kılabilir mi mesela?
Bunları açıkça konuşmak lazım; zira bir barıştan söz ediyoruz ama Kürtlerin Türklerle duygusal açıdan barışması çok da kolay olmayacak gibi düşünüyorum. Sebeplerinin en başında da, birçok zor dönemde -istisnalar dışında- yalnız bırakılmışlık gerçeği geliyor.
Bu ‘kardeşlik’ söylemine aşırı kızmalarını, kabul etmemelerini ve tepkilerini de anlıyorum. “Madem kardeşiz, biz her acı çektiğimizde siz pozisyonu ya karşı taraftan yana alıyor, bizi acıtanı haklı sayıyor ya da sessizce bir kenarda gizleniyorsunuz” diyorlar. (Bir benzerini daha çok yeni Rojava sürecinde de yaşadık).






