BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Haaretz: Ahmedinejad ve Mossad komplosu

'ABD'den yeşil ışık gelmedi, Kürtler sarıyla yetinmeyi reddetti'

Haaretz: Ahmedinejad ve Mossad komplosu

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

İsrail merkezli Haaretz, özel bir araştırma yayımlayarak Mossad’ın İran’ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ı nasıl kendi taraflarına çektiği yönündeki iddiasını yazdı. Haaretz’e konuşan üst düzey savunma yetkilileri İran savaşıyla ilgili ayrıca şu iddiayı ortaya attı: “Kürtler silahlandırılmış ve hazırdı. Hava Kuvvetleri saldırıyı başlatmaya hazırdı. Ancak Washington’dan beklenen son yeşil ışık hiçbir zaman gelmedi. Kürtler ise sarı ışıkla yetinmeyi reddetti.”

HABER MERKEZİ ABD-İsrail ve İran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaşın ve daha sonra 8 Nisan’da ilan edilen ateşkes sürecindeki görüşmelerin seyrini etkileyen Hürmüz Boğazı ile ilgili gerilim ve karşılıklı saldırılar artarak devam ediyor.

ABD’den İran’a üçüncü gece saldırısı | Hürmüz’de iki tanker vuruldu, Körfez’de gerilim tırmandı

Savaş, Orta Doğu’da yeniden alevlenirken, İsrail merkezli Haaretz Gazetesi‘nde Michael Hauser Tov imzasıyla dikkat çeken bir araştırma yayımlandı.

“İsrail’in Baş Düşmanı Ahmedinejad’ı İran’ın Lideri Yapmaya Yönelik Mossad Komplosunun İç Yüzü” başlıklı özel araştırma, “Mossad ajanlarının İran’ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ı nasıl kendi taraflarına çektiğini, Netanyahu kabinesinde yaşanan şaşkınlığı ve İran içinde işbirlikçilerin nasıl devşirildiğini” ortaya koyuyor.

Haaretz’in makalesi şöyle:

Dünyanın öbür ucundaki uluslararası bir havaalanı. Bir uçak iniş yapıyor ve bir Mossad ajanı ekibi vakit kaybetmeden uçaktan iniyor. Telefonlarını açıyorlar ve gördüklerine inanmakta güçlük çekiyorlar: Gazze sınır bölgesinde yüzlerce ölü, sayısı bilinmeyen İsrailli rehine ve Hamas tarafından ele geçirilmiş koca bir bölge.

ÇİZMELİ KEDİ OPERASYONU: AHMEDİNEJAD

Şoke oluyorlar, ancak hızla toparlanıyorlar. Hiçbir şey onları görevlerinden alıkoyamayacaktır: İran’ın eski cumhurbaşkanı ve İsrail’in en büyük düşmanlarından biri olan Mahmud Ahmedinejad‘ı Mossad’la birlikte çalışmaya ikna etmek.

Aslında akıl almaz görünen bu ilişki, Mossad’ın Ahmedinejad’ın görüşlerinde şaşırtıcı değişimler olduğuna işaret eden istihbarat topladığı bir yıl önce şekillenmeye başlamıştı. Bir zamanlar Holokost’u inkâr eden ve İsrail’i hastalık yayan şeytani bir oluşum olarak tasvir eden Ahmedinejad, 2013’te görevden ayrıldıktan sonra uzun bir yol kat etmiş, giderek Ayetullahlar rejiminin en önde gelen eleştirmenlerinden biri hâline gelmişti.

İsrailli yetkililer özellikle Ahmedinejad’ın, İran’ın yaptırımlar altında yaşamayı sürdüremeyeceğine ve ülkenin nükleer programının artık bir kazanımdan çok bir yük hâline geldiğine dair kanaatine dikkat kesildi. Gelişmekte olan bu ilişkiye yakından dâhil olanlar, onun rejime duyduğu muhalefetin öylesine derinleştiğine inandı ki, Mossad’la işbirliği yapmaya ve kaderini ona emanet etmeye hazır olacağını düşündüler.

O sırada Hamas’a karşı savaş en şiddetli dönemindeydi ve kimse İsrail’in Tahran’da rejim değişikliği yaratmaya çalışacağını hayal etmiyordu. Ancak Ahmedinejad’la temaslar yoğunlaşırken, Mossad Başkanı David Barnea aniden odasında toplananları dışarı çıkardı, Başbakan Binyamin Netanyahu’yla planlanmış güvenlik toplantısını iptal etti ve tüm dikkatini İran’ın eski cumhurbaşkanına yöneltti. Takip eden aylarda operasyonu bizzat kendisi yönetecekti.

Neredeyse hayal edilemeyecek bir durumdu: Sadece gerçek olmakla kalmayıp verimli de olan, üst düzey bir İranlı liderle kurulan temas. 2026’nın başlarına gelindiğinde, İran İsrail’in en önemli cephesi hâline gelirken Ahmedinejad ülkenin en değerli varlıklarından biri olarak öne çıkmıştı. Ve Kudüs yönetimi tüm kozlarını oynayıp İran rejimini devirmeyi amaçlayan Çizmeli Kedi Operasyonu‘nu başlatmaya karar verdiğinde, ertesi gün ülkenin yönetimini devralacak kişi olarak Ahmedinejad seçildi. Umut, onun ülkeyi yeni bir yöne çevirmesi, İran’ın nükleer silah arayışından vazgeçmesi ve dünyaya eski ama aynı zamanda yeni bir İran sunmasıydı.

Aslında Ahmedinejad, rejim değişikliği projesinin yalnızca bir parçasıydı. Plan ayrıca İran içinde nüfuz operasyonlarını, Irak’taki Kürt güçlerini silahlandırıp eğitmeye yönelik bir programı, rejimi istikrarsızlaştırmak amacıyla diğer azınlık gruplarını harekete geçirmeyi ve milis güçlerin hareketi için kara koridoru oluşturmayı hedefleyen Hava Kuvvetleri planlarını da içeriyordu.

Ancak derin görüş ayrılıkları da vardı.

Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Şlomi Binder, planın başarı şansının son derece düşük olduğu sonucuna vardı. Askerî İstihbarat Araştırma Dairesi Başkanı Tuğgeneral Ofir Mizrahi-Rosen ise bu iddialı operasyonu sorgulayan kapsamlı bir belge kaleme aldı. Ulusal Güvenlik Danışmanı Tzachi Hanegbi, planlamanın gerçekçi olmaktan çok uzak, vahşi hayallerden ibaret olduğu kanaatine vararak süreçten çekildi. Ardından, H saatine üç gün kala anlaşmazlıklar öyle bir noktaya ulaştı ki, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir her şeyin durdurulmasını emretti. Ancak Netanyahu ilerleme kararı aldı.

NETANYAHU’NUN KAĞITTAN KULESİ, KÜRTLER TEK EL ATEŞ ETMEDEN ÇÖKTÜ

Netanyahu ve Barnea‘nın kurduğu iskambil kâğıdından kule, Kürtler tek bir el ateş etmeden çöktü.

Aradan yaklaşık altı ay geçmiş olmasına rağmen operasyonun ardındaki gerçek hikâye bugüne kadar hiç anlatılmadı. Son aylarda Haaretz, siyasi liderlikten, savunma teşkilatından, diplomatlar ve yabancı yetkililerden 30’dan fazla üst düzey kaynakla görüştü. Onların anlattıkları, İsrail’in tarihindeki en iddialı girişimlerden birine nasıl başladığını ve Mossad’ın son derece kısa bir sürede nasıl dikkat çekici başarılar elde ettiğini ortaya koyuyor.

Bununla birlikte, şu karanlık sonuçtan kaçmak mümkün değil: Çizmeli Kedi Operasyonu daha en başından itibaren tam anlamıyla bir fiyaskoydu.

Glilot, Mayıs 2024

İki yıldan biraz daha uzun bir süre önce, 19 Mayıs 2024’te, dönemin İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi‘yi taşıyan bir helikopter İran-Azerbaycan sınırı yakınlarında düştü. “Tahran Kasabı” olarak bilinen Reisi, İran-Irak Savaşı’nın sonunda yaklaşık 5.000 siyasi mahkûmun infazında merkezi bir rol oynamıştı. Ölümünün bir dönüm noktası olması beklenmiyordu. Zira her İranlının uzun zamandır bildiği gibi, cumhurbaşkanları gelir geçer; ülkenin en önemli kararlarını ise dini lider Ali Hamaney verir.

Ancak öyle olmadı.

Reisi’nin ölüm haberi Glilot’taki Mossad karargâhına ulaştığında, yetkililer beklenmedik bir manzarayla karşılaştı: Tahran sokaklarında sevinç gösterileri yapılıyordu. Teşkilat zaten rejimin zorlanmaya başladığını biliyordu. Bir yıl önce, zorunlu başörtüsü kurallarını ihlal ettiği iddiasıyla gözaltına alınan Mahsa Jina Amini‘nin ölümünün ardından başlayan protestolar hâlâ sürüyordu. Ahlak polisi sahadaki varlığını azaltmış, hükümet ise uluslararası yaptırımların ağır yükü altında zorlanıyordu.

Yine de halkın cumhurbaşkanının ölümünü kutlaması son derece sıra dışıydı. Mossad bunu yaklaşmakta olan gelişmelerin bir işareti olarak değerlendirdi. Teşkilat, rejimin genel kanının aksine sanıldığından daha zayıf olduğu sonucuna vardı ve burada bir fırsat gördü.

2024 yazı aynı zamanda Netanyahu’nun dünya görüşünde de bir dönüm noktası oldu. Bunlar, başbakanın 7 Ekim’in şokunu geride bırakmaya başladığı aylardı. Güç kullanımındaki geleneksel temkinliliği yerini çok daha şahin, neredeyse sınırsız bir yaklaşıma bıraktı. Gazze’de olduğu gibi İran konusunda da.

İSRAİL, TAHRAN’DAKİ REJİMİN DEVRİLMESİ İÇİN HAREKETE GEÇMELİYDİ

Geriye dönüp bakıldığında, muhtemelen İran’ın nükleer programındaki ilerlemeden gerçekten endişe duyuyordu. Büyük olasılıkla Gazze’de çıkmaza giren savaştan da rahatsızdı ve Hamas’a karşı yürütülen çatışmalardaki tıkanıklığı gölgede bırakacak bir başarı arıyordu. Her ne sebeple olursa olsun, kararını işte o dönemde verdi: İsrail, Tahran’daki rejimin devrilmesi için harekete geçmeliydi.

Netanyahu, Barnea’yı yanına çağırıp kaynakları bu yeni göreve yönlendirmesini istediğinde, bu karar yaklaşık yirmi yıldır yürürlükte olan bir politikanın keskin biçimde terk edilmesi anlamına geliyordu. Netanyahu’nun 2009’da yeniden iktidara dönmesinden önce, dönemin Başbakanı Ehud Olmert, dönemin Mossad Başkanı Meir Dagan’dan İsrail’in İran rejimini kökünden hedef alıp alamayacağını değerlendirmesini istemişti.

Dagan’ın cevabı hayırdı,” diyor Olmert. “Çeşitli nüfuz operasyonları yürüttük ve bunların gerçek bir değer taşımadığını gördük.”

Dagan’ın Mossad başkanlığının sonlarına doğru, Netanyahu yeniden başbakan olduktan sonra, konu Knesset Dışişleri ve Savunma Komitesi’nin gizli bir toplantısında ele alındı.

Dagan bunun bizim altından kalkabileceğimiz bir iş olmadığını söyledi,” diyor toplantıya katılan bir kaynak. “Ama Amerikalılar bunu üstlenirse, bizim de yardımcı olabileceğimiz yollar olacağını ekledi.”

Politika, Tamir Pardo’nun Mossad başkanlığı döneminde de değişmedi. Eski bir üst düzey Mossad yetkilisi, Pardo’nun odasına girerek İran rejiminin devrilmesini stratejik bir hedef hâline getirmesini istediğini hatırlıyor. Pardo bu fikri reddetti.

“Bunun için kaynak yoktu,” diyor. “Ne para vardı, ne saha elemanları ne de planlar.”

Yossi Cohen döneminde de İran Mossad’ın en önemli önceliği olmayı sürdürdü; ancak hedef yine rejim değişikliği değil, nükleer programdı. O dönemde hâkim görüş, suikastların hedefinin İran’ın siyasi liderleri değil, nükleer bilim insanları olması gerektiği yönündeydi.

İki yıl önce Netanyahu, Barnea’ya rotayı değiştirmesi talimatını verdiğinde, işe daha mütevazı bir hedefle başlamasını istedi: Rejimi devirmek değil, istikrarsızlaştırmak.

Mossad, İran halkını harekete geçirmeyi amaçlayan nüfuz operasyonları ve faaliyetler planlamaya başladı. Önerilerden biri, ülkenin çok sayıdaki azınlık grubu arasında anlaşmazlık çıkarmaya odaklanıyordu. Diğerleri ise gelişmiş teknolojik araçlar ve yerel işbirlikçiler kullanarak gerçek halk protestolarını büyütmeyi hedefliyordu; bu, İran’ın İsrail vatandaşlarını duvarlara slogan yazmaya ikna ederek ülkede huzursuzluk yaratma çabalarının çok daha gelişmiş bir versiyonuydu.

Peki Mossad’ın kendisi bütün bunlara ne kadar inanıyordu? Çok az. Teşkilat içinde birçok kişi bunun tam anlamıyla kaynak israfı olduğu uyarısında bulundu. Netanyahu ve Barnea bu uyarıları dinledi, ancak gerekli kabiliyetleri oluşturmaya devam etmeyi tercih etti.

Bu yaklaşım, 2024 kışının ilk günlerine kadar altı ay boyunca Mossad’a yön verdi. Sonra, bir anda Netanyahu farklı bir yol izlemesi gerektiğine karar verdi. Artık tüm kozlarını oynamalıydı.

Halep, Kasım 2024

27 Kasım 2024’te Suriyeli muhalifler Halep bölgesinde bir saldırı başlattı. On üç yıllık iç savaşın ardından bu, ilk başta yalnızca bir başka yerel çatışma gibi görünüyordu. Ancak kısa süre içinde, Suriyelileri katliamlar ve kimyasal silahlarla dehşete düşüren Beşşar Esad ordusunun aslında kâğıttan bir kaplan hâline geldiği ortaya çıktı.

Muhalifler neredeyse hiçbir direnişle karşılaşmadan Halep’ten Hama’ya, Hama’dan Humus’a, Humus’tan Şam’a ilerledi. Bu süreçte Esad askerleri üniformalarını çıkarıp sivil kıyafetler giydi ve mevzilerini terk etti. Dünya, rejimin gözler önünde çözülüşünü hayretle izledi. Bir buçuk hafta içinde muhalifler Şam’ın kapılarına ulaşmıştı.

Birkaç kaynağa göre başbakan, Ebu Muhammed el Colani’nin liderliğindeki milis gücünün başardıklarından büyük ölçüde etkilenmişti. Eski cihatçı komutan, birkaç hafta içinde başka bir adla – Ahmed el Şara – Suriye’nin cumhurbaşkanı olacaktı.

“Geriye dönüp bakınca söyleyebilirim ki, Colani aslında başbakana ilham verdi,” diyor o dönemdeki güvenlik toplantılarına katılan bir kaynak. “Suriye’de olanlardan sonra Netanyahu, Mossad’a giderek, İran rejimini devirmek istiyorlarsa sahada insanlara ihtiyaçları olduğunu söyledi. Yani sahada botları olan güçlere. Huzursuzluğu ateşleyebilecek silahlı savaşçılara ihtiyaçları vardı.”

Colani’nin başarısı, Kürt planının doğmasına yol açtı: Irak Kürdistanı’ndaki milisleri silahlandırıp eğitmek ve Batı İran’a yönelik bir işgale hava desteği sağlamak. Ancak Mossad bu planı oluşturmaya başlamadan önce bile, savunma teşkilatının genelinde şaşkınlık yaratmıştı. Mossad’ın kendi içinde de ciddi rahatsızlık vardı.

MOSSAD, KÜRT GRUPLARINI DEĞERLENDİRDİ: BAZILARI DIŞARIDA BIRAKILDI

Güvenlik kabinesinin bütün üyeleri oradaydı ve herkesin yüzünde ‘Burada neler oluyor?’ ifadesi vardı,” diye hatırlıyor bir kaynak. “Şoke olmuşlardı.”

Birkaç kaynağın da vurguladığı gibi, Suriye iç savaştan önce de parçalanmış ve yoksul bir ülkeydi. 2024’e gelindiğinde, on üç yıllık savaşın ardından tamamen harap olmuştu. Onlara göre Suriye ile İran’ı karşılaştırmak, gerçeklikten kopmanın eşiğine gelmekti. İran, nüfusu yaklaşık dört kat daha büyük olan bir ekonomik güçtür. Doksan milyon nüfuslu bu ülkede insanların yaklaşık üçte biri doğrudan ya da dolaylı olarak devlet ve güvenlik aygıtı tarafından istihdam edilmektedir.

İran, Avrupa’nın yarısı büyüklüğünde bir ülke,” diyor bir güvenlik kaynağı. “Karmaşık ve derin köklere sahip devlet kurumları var. Böyle bir rejimi Kürt milisleriyle yıkmayı mı düşünüyorsunuz? Şu kalemi görüyor musunuz? Bu binayı bununla yıkmaya çalışmak gibi bir şey. Basitçe imkânsız.”

Ancak Netanyahu ısrar etti ve Barnea kendisini tamamen bu işe adadı. Karar verildikten sonra Kürt milisleri doğal tercih hâline geldi. Kürtler İran’ın en büyük azınlıklarından biridir ve Tahran’daki rejimle ilişkileri uzun süredir gergindir. On binlerce Kürt aktivist, Irak-Kürdistan Bölgesi’ndeki üslerden faaliyet gösteriyor ve CIA’nin desteğiyle rejime aktif biçimde karşı çıkıyordu. Aynı derecede önemli olan bir başka unsur ise Mossad’ın 1970’lerden beri Kürt gruplarla ilişki içinde olması ve bu ilişkilerin zamanla daha da derinleşmesiydi.

İsrail planı ilerletirken Mossad farklı Kürt gruplarını tek tek değerlendirdi. Temasa geçtiği grupların bazıları katılmaya istekli olduklarını belirtti. Bazıları ise bilinçli olarak dışarıda bırakıldı. Mossad, açık biçimde Türkiye karşıtı bir gündem taşıyan grupları operasyona dâhil etmemeye karar verdi; çünkü bunun Ankara’yı alarma geçireceğinden ve operasyonu zorlaştıracağından endişe ediyordu. Bu kaygının daha sonra haklı olduğu görülecekti.

Kudüs, Ocak 2025

Suriyeli muhaliflerin başarılı saldırısından yaklaşık bir buçuk ay sonra, koalisyon partilerinin liderleri Kudüs’te iç güvenlik kabinesi toplantısı için bir araya geldi (güvenlik kabinesinden daha küçük olan ve üst düzey bakanlardan oluşan bu yapı, güvenlik kabinesine bağlı olarak çalışıyordu). Netanyahu henüz bakanlarla rejim değişikliği konusunu konuşmamıştı. Toplantıyı Mossad yönetti ve İran içinde nüfuz oluşturmanın olası yollarını sundu. Verilen mesaj açıktı: Rejimi istikrarsızlaştırmaya yetecek ölçüde anlamlı bir etki yaratabilmek için yaklaşık üç yıllık bir çalışmaya ihtiyaç vardı.

Herkes esneyerek dinledi,” diye hatırlıyor katılımcılardan biri. Kaynağa göre Mossad, İran içinde kayda değer herhangi bir araç, varlık ya da olayların seyrini gerçekten değiştirebilecek bir kapasite ortaya koyamadı. Odadakilerin çoğunun, rejimi istikrarsızlaştırma fikrini bir hayal, hatta belki de delilik olarak gördüğü izlenimi oluştu. Ancak başbakan bu “deliliğin” arkasında durduğu için konu sürekli yeniden gündeme geldi.

Bu arada Mossad, Kürt planına yönelik hazırlıkların yanı sıra nüfuz kampanyasını geliştirmeyi de sürdürüyordu.

TAHRAN’DAKİ BÜYÜK ÇARŞI’DA BAŞLAYAN PROTESTOLAR VE MOSSAD

Mossad en başından beri, İran kamuoyunu etkilemek istiyorsa önce Tahran’daki Büyük Çarşı’da anlamlı bir dayanak noktası edinmesi gerektiğini anlamıştı. Başkentin merkezinde yaklaşık 10 kilometre boyunca uzanan kapalı sokaklar ve ticaret yollarından oluşan bu devasa ağ, kamuoyunun nabzını tutan bir merkez işlevi görüyordu. Adeta aşırı büyütülmüş bir şehir meydanı.

Büyük Çarşı yıllar boyunca İran’ın en önemli protesto hareketlerinin doğduğu yer olmuştu. Burada başlayan gösteriler, siyasi ajitasyondan ziyade ekonomik sıkıntının gerçek bir ifadesi olarak görüldüğü için kamuoyu nezdinde belirli bir meşruiyete sahipti. Mossad biliyordu ki, Çarşı’da olan Tahran’a, Tahran’da olan ise bütün İran’a yayılıyordu.

2025 yılı boyunca Mossad, kendi adına çalışan ajanlar aracılığıyla Büyük Çarşı üzerindeki nüfuzunu genişletmek için önemli kaynaklar ayırdı. Amaç, tabandan yükselecek bir kamuoyu havası oluşturmaktı. Teşkilat, bir sonraki büyük protesto dalgasının – nitekim sonunda olduğu gibi – Büyük Çarşı’da başlayacağına inanıyor ve bu süreci hızlandırmaya çalışıyordu.

Bu çaba yalnızca alt düzey saha elemanlarıyla sınırlı kalmadı. Mossad, rejimin kontrolü kaybetmeye başlaması hâlinde inisiyatifi devralabilecek yerel liderleri de kendi tarafına çekmeye çalıştı. Teşkilat bunun için farklı kanallar kullandı. Yöntemler çeşitlilik gösteriyordu. Ancak yaz başında, 2025’te İran’la savaş başladığında, ağırlık belirleyici biçimde nüfuz faaliyetlerinden güç kullanımına kaydı. Planlar da buna göre revize edildi. O noktadan itibaren odak, liderlere suikast düzenlenmesi, hava bombardımanları ve milis güçlerin sınır ötesi harekâtları oldu.

Tel Aviv, Haziran 2025

El Colani’nin Suriye’deki hızlı başarısı, Netanyahu için yalnızca bir motivasyon kaynağı olmanın ötesindeydi. Esad rejiminin düşüşünü izleyen günlerde İsrail Hava Kuvvetleri, Suriye’deki Rus yapımı hava savunma sistemlerini imha ederek İran’a uzanan güvenli bir hava koridoru açtı. 13 Haziran’da İsrail savaş uçakları doğuya yöneldi ve operasyonu başlattı.

On iki gün boyunca uçaklar, kendisini savunmasız bulan Ayetullahlar rejimini yoğun biçimde bombaladı. Kirya’daki, “Çukur” olarak bilinen yeraltı komuta merkezinde kıdemli subaylar elde edilen sonuçlardan memnundu. Ancak Netanyahu bambaşka bir ruh hâli içindeydi.

“Başbakan büyük bir coşku içindeydi,” diyor Netanyahu’nun yakın çevresinden biri. Haaretz’e konuşan diğer yakınları da aynı izlenimi edindiklerini söylüyor.

NETANYAHU, “HAMANEY’İ ALABİLİR MİYİZ?” DEDİ ASKERİ YETKİLİLERE

“İlk saldırı başarılı oldu. Sonra Amerikalılar da katıldı. Her şey gerçek olamayacak kadar iyi gidiyor hissi vardı,” diyor onlardan biri. “İşte o zaman Netanyahu, rejimin gerçekten devrilebileceğine inanmaya başladı.”

İsrail’in hava sahasındaki başarısının yarattığı coşkunun kendi tehlikeleri de vardı: aşırı özgüven, baş dönmesi. Netanyahu avantajı sonuna kadar kullanma zamanının geldiğini düşündü. Üst düzey askerî yetkililere, “Hamaney’i alabilir miyiz?” diye sordu. Cevap hayır oldu. Bunun üzerine, Şiiliğin sembol isimlerinden yaşlı bir din adamına suikast düzenlemenin sonuçları tartışıldı. Konuşma kısa sürdü. Başbakanın yakın çevresi, onun bu hedefe takıntılı hâle geldiği izlenimiyle ayrıldı.

“Rejimi devirmeye karşı adeta bir tutku geliştirdi,” diyor en yakın çevresindeki isimlerden biri. “Birdenbire, devam edersek rejimin sonunda çökeceğine kesin olarak inanmaya başladı.”

Netanyahu’nun bu güçlü inancı kanıtlara dayanmıyordu. Büyük ölçüde, 12 günlük savaşın ardından ortaya çıkan istihbarat tablosu tamamen farklıydı. İsrail ve ABD, İran genelinde kapsamlı ve önemli bir yeniden yapılanma süreci tespit etti. Tahran’daki rejim, Şam’dakinin aksine hâlâ ayakta görünüyordu. Esad rejimi bütünüyle Rusya’ya bağımlıyken, İran tam tersine Moskova’ya füze ve insansız hava aracı sağlayan taraftı. İran’ın savunma sanayisi yeniden tam kapasite üretim yapıyordu. Netanyahu ise bunun üzerine bir üst vitese geçmeye karar verdi.

İç kabine resmî bir karar alma organı olmadığı için oylama yapılması gerekmiyordu. Sonuç olarak, İsrail tarihindeki en dramatik operasyonlardan birinin başlatılması kararı fiilen tek bir kişi tarafından verildi: Netanyahu.

İki kaynağa göre başbakan, tam da bu dönemde İran liderliğinin “başının kesilmesi” gerektiğine karar verdi. Savunma teşkilatına, Tahran’ın merkezindeki varlıklı bir mahallenin altında bulunan yeraltı sığınaklarından oluşan İran liderlik kompleksini sürekli gözetim altında tutması talimatını verdi. Böylece, kimin hangi sığınakta ve ne zaman bulunduğunu kesin olarak belirleyebilecek ayrıntılı istihbarat elde etmeyi amaçlayan yoğun bir çalışma başladı. Buna Dini Lider Ali Hamaney de dahildi.

Aynı zamanda Netanyahu, savunma teşkilatının üst düzey yöneticilerine, her hafta yapılacak toplantıların İran rejimini istikrarsızlaştırma çabalarına ayrılacağını bildirdi.

Her cuma saat 10.00’da başbakan Kudüs’te Mossad Başkanı ve yardımcısı, teşkilatın Etki Operasyonları Dairesi Başkanı ile Genelkurmay ve Askerî İstihbarat’ın üst düzey temsilcileriyle bir araya geliyordu. Toplantılar, rejimi devirmeye yönelik kampanyanın ilerleyişine ilişkin güncellemelerle başlıyor, ardından beyin fırtınası oturumlarıyla sona eriyordu.

Ortam rahattı. Mossad Başkanı genellikle takım elbise giyen tek katılımcıydı. Netanyahu ise askerî üs ziyaretlerinde kullandığı standart kıyafetini tercih ediyordu: siyah polo tişört ve haki pantolon. Toplantılarda askerî fikirlerin yanı sıra İran kamuoyunu etkilemenin yolları da tartışılıyordu. Sürekli gündeme gelen konulardan biri, İran içinde mesaj yaymaya yönelik sistemlerin geliştirilmesiydi.

Peki masanın etrafındakiler şekillenmekte olan bu iddialı plan hakkında ne düşünüyordu?

Askerî İstihbarat’ın üst düzey yetkilileri arasında kuşkular giderek büyüyordu. Kimileri bunları diğerlerinden daha açık biçimde dile getiriyordu. Ulusal Güvenlik Danışmanı Tzachi Hanegbi de toplantılara katılıyordu; ancak birkaç hafta sonra gelmeyi bıraktı. Bir başka toplantıda katılımcılardan biri neden artık katılmadığını sordu.

“Bana göre bu planlar bilimkurgu gibi görünüyor,” diye yanıtladı Hanegbi. “Hiçbir değerleri yok.”

Tahran, Aralık 2025

İran’la Haziran 2025’te yaşanan savaştan altı ay sonra, iki gelişme İsrail’i olayların hız kazandığına ikna etti. Bunlardan ilki kışın başında yaşandı. İsrail istihbaratı, İran’ın balistik füze programını yeniden inşa etme çabalarının önemli ölçüde ivme kazandığı sonucuna vardı. Kudüs’teki değerlendirme, en geç bir sonraki yaza kadar yeni bir askerî harekâtın kaçınılmaz hâle geleceği yönündeydi.

Ardından, 28 Aralık’ta ikinci dönüm noktası geldi. Enflasyonun hızla yükselmesi ve riyalin çöküşü üzerine Tahran Büyük Çarşısı’nda protestolar patlak verdi; binlerce kişi sokaklara döküldü. Gösteriler kısa sürede yayıldı.

Rejim buna benzeri görülmemiş bir baskıyla karşılık verdi. 8 Ocak’ta interneti kapatıp tüm iletişimi kesmesinin ardından Devrim Muhafızları göstericileri katletmeye başladı. Kırk sekiz saat içinde binlerce kişi öldürüldü. ABD Başkanı Donald Trump, İran halkına yardımın yolda olduğunu söyledi ve askerî bir operasyon başlatmaya hazır olduğunun sinyalini verdi.

İRAN’A SALDIRI PLANI NASIL OLUŞTU?

Netanyahu, zaman çizelgesinin bir anda hızlandığını anladı. Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ile Mossad Başkanı David Barnea’yı durum değerlendirmesi için yanına çağırdı. Zamir’e, ordunun kısa sürede bir saldırı planı hazırlayıp hazırlayamayacağını sordu. Barnea’ya ise harekât o kış başlarsa rejimin gerçekten devrilip devrilemeyeceğini sordu.

Mossad’ın henüz sunabileceği operasyonel bir planı yoktu. Buna karşılık Zamir son derece netti.

Hazırlıktan ziyade fırsata öncelik veririz,” dedi Ocak ayında gece geç saatlerde yapılan bir değerlendirme toplantısında.

Hazır olmadığımızı biliyorduk,” diye hatırlıyor üst düzey bir Mossad yetkilisi. “Ama Trump savaşmak isteyince, artık bu yola gireceğimiz açıktı.”

Netanyahu toplantıyı güvenlik teşkilatının başındaki isimlere hitap ederek bitirdi.

Bana geliştirebileceğiniz en iyi saldırı planlarını getireceksiniz,” dedi Zamir’e.

Ardından Barnea’ya dönerek şöyle dedi:

Bana rejimi devirmek için geliştirebileceğiniz en iyi planı getireceksiniz.

Toplantıyı şu sözlerle noktaladı:

Mümkün olan her şeyi yapacağız.

Kürdistan, Ocak 2026

ABD’nin İran’la savaşa girme konusundaki istekliliği, Irak Kürdistanı’ndaki hazırlıkları hızlandırdı.

KÜRT GÜÇLERE ASKERİ EĞİTİM VE OPERASYON HAZIRLIĞI

Çatışmadan önceki haftalarda Mossad ajanları ile üst düzey Kürt milis komutanları operasyonu birlikte planladı. İsrailli yetkililer, Kürt güçlerinin bir gerilla örgütüne göre ne kadar düzenli olduğundan etkilendi. ABD ve İngiltere’nin seçkin üniversitelerinde eğitim görmüş takım elbiseli komutanlarla karşılaştılar; muharip birliklerde görev yapan çok sayıda kadın vardı ve genel olarak son derece düzenli görünen bir örgüt yapısı bulunuyordu.

Kürt üsleri her bakımdan askerî kamplara benziyor. Çevre çitleri, gözetleme kuleleri, devriyeler, eğitim alanları ve toplanma bölgeleri var. İsrail ordusunun üsleri gibiler; sadece daha temiz ve daha düzenliler.

Planlama süreci, Lübnan savaşında Hizbullah’tan ele geçirilen silahlarla Kürtleri donatmaya yönelik çalışmalarla eş zamanlı yürütüldü. Mossad ajanları Kürt komutanlara bu sistemlerin nasıl kullanılacağını öğretti ve birkaç gün süren ağır eğitimin ardından hazırlıkları belgeleyen bir video çekildi.

“Görüntülerde silah ve teçhizatla dolu devasa hangarlar gördük,” diyor videoyu izleyen bir kaynak. “Mükemmel şekilde hazırlanmış asker safları, malzeme yüklü kamyonlar vardı. Her şeyin büyük bir titizlikle organize edildiği açıkça görülüyordu.”

İLK HEDEF, KİRMANŞAH VE MERİVAN’I ELE GEÇİRMEKTİ

Plana göre Kürt güçleri, İsrail Hava Kuvvetleri’nin İran birliklerinden arındırılmış bir koridor açmayı amaçlayan hava saldırılarının koruması altında Batı İran’a girecekti. İlk hedefleri, Irak sınırına yakın İran Kürdistanı’ndaki Kirmanşah ve Merivan kentlerini ele geçirmekti. Burada rejime sempati duymayan yerel halk ve yerel Kürt savaşçılarla birleşmeleri bekleniyordu.

Aynı zamanda Mossad’la çalışan diğer azınlık grupları da ülkenin farklı bölgelerinde operasyonlar başlatacaktı. Amaç, İran güçlerini merkezden çevre bölgelere çekmek, ardından ABD-İsrail ortak hava harekâtıyla rejimin liderliğini ve güvenlik aygıtını vurmak, İran güçleri yıpratılıp dağıtıldıktan sonra ise Tahran ve diğer büyük kentleri istikrarsızlaştırmak, İran halkına rejimin her taraftan saldırı altında olduğu mesajını vermek ve ortaya çıkacak kaos ortamında yönetimi ele geçirmeleri için onları teşvik etmekti.

Mossad, protestolar ve kargaşa aşamasını, yeni bir yönetim düzenini kontrollü ve planlı biçimde istikrara kavuşturmayı amaçlayan bir dizi operasyonla birleştirmeyi planlıyordu. Son aşamada ise yürütülecek nüfuz operasyonlarıyla Ahmedinejad’ın doğal halef olarak öne çıkarılması öngörülüyordu.

İsrail’de Ahmedinejad çoğu zaman siyasi ömrünü tamamlamış bir figür olarak görülüyordu. Ancak İran içinde hâlâ geniş bir halk desteğine sahipti. İsrailli yetkililer, rejimin Ahmedinejad’ın İsrail’le ilişkilerini bilmesine rağmen ona zarar vermekten kaçınmasının nedeninin de bu popülerlik olduğuna inanıyor.

Peki sınırlı çaplı bir işgal gerçekten Ahmedinejad’ın iktidara getirilmesinin önünü açabilir miydi?

Mossad’dakiler bu işgalin aslında o kadar da sınırlı olmadığında ısrar ediyor. Mossad’ın tahminine göre ilk saldırıya yaklaşık 16 bin Kürt savaşçısı katılacak, harekât ilerledikçe bu sayı artacaktı. Netanyahu gibi Barnea ve ekibi de, yalnızca birkaç bin savaşçıyla yola çıkıp daha sonra on binlerce kişilik bir güce dönüşen El Colani örneğine sıkı sıkıya bağlıydı. Mossad ayrıca işgal derinleştikçe ele geçirilebilecek İran silah depolarını da tespit etmişti; böylece milislerin mühimmat tedarikinin kesintisiz sürmesi amaçlanıyordu.

KARA OPERASYONU İÇİN SADECE BEYAZ SARAY’DAN YEŞİL IŞIK KALMIŞTI

İsrail, Kürtlerin hızla ilerleyip çok az direnişle karşılaşacağı son derece iyimser bir senaryo için de alternatif bir plan hazırladı. Bu durumda Kürtlerin birliklerinin bir bölümünü Tahran’a göndermesi bekleniyordu. İlk işgalde olduğu gibi Mossad, İsrail Hava Kuvvetleri’nin saldırılarıyla onların önünü açmayı planlıyordu. Mossad, Kürtlerin başkentte muhalefetin güçlü olduğu belirlenen bazı önemli mahallelere ulaşmasını ve daha geniş çaplı bir ayaklanmanın fitilini ateşlemesini umuyordu.

Saldırı yaklaştıkça Mossad personeli ile Kürt komutanlar ayrıntılı planları gözden geçirdi, haritalar üzerinde işgal güzergâhlarını işaretledi ve Hava Kuvvetleri’nin sağlayacağı koruyucu hava saldırılarını tek tek değerlendirdi. H saati yaklaşırken Mossad Başkanı bizzat Kürt gruplarının liderleriyle yüz yüze bir toplantıya katıldı. Her şey hazır görünüyordu. Geriye yalnızca Beyaz Saray’dan gelecek yeşil ışığı beklemek kalmıştı.

Washington, Şubat 2026

Sert bir kış ABD’nin başkentini etkisi altına almıştı. Washington, son on yıldan uzun bir sürenin en soğuk şubat ayını yaşıyordu. Ancak 11 Şubat’ta Netanyahu Beyaz Saray’a ulaştığında, onu ılık bir esinti karşıladı. Hava sıcaklığı donma noktasının üzerine çıkmış, kar yağışı durmuştu ve Oval Ofis’te kendisini karşılamaya hazır bir başkan bekliyordu.

Gündemde savaş planları vardı. Netanyahu, operasyonun yalnızca İran’ın nükleer programına zarar vermekle sınırlı kalmaması gerektiğine inanıyordu ve görüşmenin büyük bölümünü, Mossad’ın planının İran’da rejim değişikliği sağlayabileceğine Trump’ı ikna etmeye çalışarak geçirdi. Barnea, Glilot’taki Mossad karargâhından görüntülü bağlantıyla toplantıya katıldı. Sonuç aldatıcı oldu: Trump, rejimi devirmek için zamanın geldiğine ikna olmuş görünüyordu. Ancak ertesi gün danışmanlarını topladığında odadaki hava tamamen farklıydı.

CIA, PLANA “KOMEDİ”; RUBİO, “SAÇMALIK” DEDİ

Başkan Yardımcısı JD Vance, İsrail’in planına kuşkuyla yaklaşıyordu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio daha da sertti ve planı “saçmalık” olarak nitelendirdi. CIA Başkanı John Ratcliffe ise gülerek bunun bir “komedi” olduğunu söyledi ve planı ciddiye almadı. Toplantıdaki üst düzey istihbarat yetkilileri, Kürt işgalinin rejim değişikliğine yol açacağı beklentisini “gerçeklikten kopuk” olarak değerlendirdi. Görünüşe göre danışmanlarının görüşlerinden etkilenen Trump, konuşmasını rejim değişikliğinin “onların sorunu” olacağını söyleyerek bitirdi.

Plan yalnızca Washington’da güçlü muhalefetle karşılaşmıyordu. Askerî İstihbarat Araştırma Dairesi Başkanı Tuğgeneral Ofir Mizrahi-Rosen ile dairenin İran masasının başındaki Albay N. tarafından hazırlanan ayrıntılı istihbarat değerlendirmesine göre başarı şansı düşüktü. Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Binder tarafından hazırlanan ayrı bir değerlendirme de aynı sonuca ulaşıyordu: Rejimin çökme ihtimali düşüktü.

Aslında Askerî İstihbarat’ın üst düzey yöneticileri, rejim değişikliğinin kısa vadede mümkün olmadığına inanıyordu. Onlara göre Mossad’ın operasyonu bu işi başaramazdı; ancak uzun soluklu ve sürekli çabalar sonuç verebilirdi. En büyük kuşkuları planın son aşaması, yani Ahmedinejad’ın iktidara getirilmesi üzerineydi. İstihbarat yöneticileri, günler sürecek kaos ortamında karmaşık siyasi gelişmeleri önceden tahmin etmeye çalışmanın doğası gereği anlamsız olduğuna inanıyordu.

Binder ayrıca Kürtlerin ve diğer azınlık gruplarının ne derece kararlı olduklarını değerlendirmenin zor olduğunu, bu nedenle kritik anda nasıl davranacaklarını öngörmenin imkânsız olduğunu savundu. Ayrıca Amerikan desteğinin kapsamının belirsiz olduğunu ve Washington’un tutumunun tüm operasyon üzerinde belirleyici etkiye sahip olacağını vurguladı.

Askerî İstihbarat, dışarıdan müdahaleyle bölgedeki bir ülkede yeni bir yönetim kurulmasının başarılı bir örneğini araştırdı. İsrail, 1980’lerde Lübnan’daki gelişmeleri kendi istediği yönde şekillendirmeye çalışırken zaten ağır bir bedel ödemişti. Filistin sahasında ise Filistin Yönetimi’ni zayıflatma çabaları Hamas’ın askerî bir güç olarak yükselmesinin önünü açmış; Hamas’ı devirip yerine aşiret temelli bir yönetim kurma girişimi ise Gazze’de uzun süren savaşın ardından hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştı. ABD Afganistan’da rejim değişikliği gerçekleştirmeyi başarmıştı; ancak o da sonunda başarısızlıkla sonuçlandı. Amerikan birlikleri çekilir çekilmez Taliban yeniden yönetimi ele geçirdi.

Netanyahu ise kararlıydı. Her zamanki yaklaşımının aksine bu kez risklerden çok fırsatlara odaklanıyordu. Kürtler kaos yaratacak, Hava Kuvvetleri Devrim Muhafızları’nı ve İran’ın askerî sanayisini felç edecek, ABD’nin sığınak delici bombaları nükleer programı ortadan kaldıracak ve Amerikalılar Hürmüz Boğazı sorununu çözecekti. Çok geçmeden bunların hiçbirinin gerçekleşmeyeceğini görecekti.

Buna karşılık Askerî İstihbarat riskleri öne çıkarmaya çalışıyor ve operasyonun İsrail’i daha kötü bir durumda bırakabileceği senaryolar sunuyordu. İstihbarat yöneticileri, Hamaney rejiminin çökmesinin, Devrim Muhafızları’nı dengeleyecek sivil kurumların ortadan kalktığı bir askerî yönetimin önünü açabileceği uyarısında bulundu. Onlara göre başarılı bir operasyon bile yeni liderin suikasta uğraması hâlinde kısa ömürlü olabilirdi. Bu daha önce Lübnan’da yaşanmıştı; 1982’de Beşir Cemayel öldürülmüştü. Daha yakın dönemde ise Gazze’de, Hamas’ın bölge üzerindeki kontrolüne meydan okuyan ve İsrail’in desteklediği yeni bir milis gücünün lideri olan Yaser Ebu Şebab, Aralık 2025’te rakip milisler arasındaki çatışmalarda aldığı yaralar sonucu hayatını kaybetmişti.

KÜRTLER SARI IŞIKLA YETİNMEYİ REDDETTİ

Haaretz’in üst düzey savunma yetkilileriyle yaptığı bir dizi görüşme şu tabloyu ortaya koyuyor: Kürtler silahlandırılmış ve hazırdı. Hava Kuvvetleri saldırıyı başlatmaya hazırdı. Ancak Washington’dan beklenen son yeşil ışık hiçbir zaman gelmedi. Kürtler ise sarı ışıkla yetinmeyi reddetti.

İran’da askerî bir diktatörlük kurulması ihtimali Netanyahu’yu daha az endişelendiriyordu. Tam tersine. Birkaç kaynağa göre başbakan uzun yıllardır askerî yönetimin din adamlarının yönetiminden daha tercih edilebilir olduğuna inanıyordu. Konuyu kendisiyle görüşen üst düzey yetkililere göre Netanyahu, askerî bir rejimin ideolojiden ziyade çıkarlarla hareket edeceğini ve bu nedenle etkilenebileceğini düşünüyordu; buna karşılık din adamlarının fanatik ideolojiye bağlı olduğunu savunuyordu. Bu değerlendirmeyi dinleyen üst düzey yetkililer ise ikna olmadı. Onlara göre güvenlik aygıtının mensupları da en az din adamları kadar şahin, hatta belki daha da şahin olabilirdi.

Karamsar istihbarat değerlendirmeleri Netanyahu’nun fikrini değiştirmesine yol açmadı. Operasyon yaklaşırken güvenlik kabinesini topladı ve Barnea’dan planın son aşamasını sunmasını istedi. Bakanlar, İsrail’in Ahmedinejad’ı iktidara getirmeyi planladığını duyduklarında yüzlerinin rengi bir anda değişti.

Güvenlik kabinesinin bütün üyeleri oradaydı ve herkesin yüzünde ‘Burada neler oluyor?’ ifadesi vardı,” diye hatırlıyor toplantıya katılanlardan biri. “Şoke olmuşlardı.

Mossad ile Ahmedinejad arasındaki ilişki uzun süre büyük bir gizlilik içinde yürütülmüştü ve bundan haberdar olan çok az sayıdaki kişi bile ondan yalnızca kod adlarıyla söz ediyordu. Barnea bu bilgiyi bakanlara ancak gizlilik sözleşmeleri imzalattıktan sonra açıkladı.

Tepkiler sert oldu. Bakanlar Ahmedinejad’ın geçmişine ilişkin ayrıntıları gündeme getirerek plana güçlü itirazlar yöneltti.

Alternatif de aynı derecede kötüyse rejimi değiştirmenin ne anlamı var?” diye sordu katılımcılardan biri.

Barnea bu tepkiyi bekliyordu. Sabırla Ahmedinejad’la ilişkinin nasıl geliştiğini anlattı, onun zayıf yönlerini sıraladı, sağlayabileceği faydaları açıkladı ve operasyonun tamamlanmasının İsrail’e büyük yararlar sağlayacağını savundu.

Bakanların yüzlerine yeniden renk gelmesi uzun dakikalar ve çok sayıda sorudan sonra mümkün oldu.

Yavaş yavaş üzerinde çalışılabilecek bir şey olduğu fikri yerleşmeye başladı,” diye hatırlıyor toplantıya katılanlardan biri.

Bakanlara, Ahmedinejad’ın rejim liderliğiyle yolsuzluk suçlamaları nedeniyle yaşadığı uzun süreli çatışmanın ardından ev hapsinde tutulduğu anlatıldı. Üç kez cumhurbaşkanlığına aday olmasının engellendiği ve yardımcılarının tutuklandığı bilgisi verildi. Yapılan sunum tek bir şüpheye yer bırakmıyordu: Bir zamanlar İsrail’i haritadan silmekle tehdit eden cumhurbaşkanı artık rejime muhalif bir figüre dönüşmüştü.

Haaretz’e konuşan Amerikalı kaynaklar, Washington’daki yetkililerin Ahmedinejad’la kurulan ilişkiden haberdar olduğunu söyledi. Kaynaklardan birine göre CIA Başkanı, bu plan kapsamında Mossad’la işbirliğinin genişletilmesine onay verdi. Trump da hazırlıkların gidişatını yakından takip etmek amacıyla Barnea ile birkaç kez görüştü. Gelişmeleri anbean izlemek istiyordu.

Şubat 2026 Sonu

İSRAİL’DE SAVAŞ KARARININ ARDINDAKİ YEGANE İSİM: NETANYAHU

Şubat ayının sonlarına doğru her şey hazırdı. Netanyahu kararlılıkla ilerledi. Artık kimsenin onayına ihtiyaç duymuyordu. Güvenlik kabinesi, savaşın yönetimi konusunda iç kabineye yetki vermişti. Netanyahu, Mossad operasyonunun bu mevcut geniş yetki kapsamına girdiğine karar verdi ve planı hiçbir kurulda oylamaya sunmadan uygulamaya koydu.

İç kabine resmî bir karar alma organı olmadığı için oylama yapılması gerekmiyordu. Böylece İsrail tarihinin en dramatik operasyonlarından birini hayata geçirme kararı fiilen tek bir kişi tarafından verilmiş oldu: Netanyahu. Ne eski başbakanlara danıştı ne de emekli istihbarat başkanlarını toplantıya çağırdı. Knesset’in İstihbarat ve Gizli Servisler Alt Komitesi’ni de bilgilendirmedi. Netanyahu tek başına hareket etti; üstelik bakanlardan da itiraz eden olmadı.

Karar alma sürecinin içinde bulunan bir kaynağa göre:

“Netanyahu planı sonuna kadar uygulamaya inanılmaz derecede kararlıydı ve insanlar masaya yumruk vurmayı gerektirecek kadar güçlü bir karşı argümanları olduğunu düşünmüyordu. Hâkim görüş, en kötü ihtimalle planın işe yaramayacağı yönündeydi. Bazıları ise bütün fikri tamamen küçümsüyordu. Toplantılarda bulunan bazı üst düzey subaylar kendi aralarında Kürtlerin çok ağır kayıplar vereceğiyle ilgili şakalar yapıyor, ‘atış poligonu ne zaman açılıyor?’ diye soruyorlardı. Ama toplantılarda itiraz etmiyorlardı; muhtemelen başbakana karşı çıkmak ve moral bozan kişi olmak istemedikleri için.”

Saldırının başlamasına üç gün kala Genelkurmay Başkanı Zamir, bu “partiyi bozacak kişi” olmaya yaklaştı. İç güvenlik kabinesi ve üst düzey savunma yetkililerinin katıldığı son durum değerlendirmelerinden birinde Barnea, operasyonun son ayrıntılarını anlattıktan sonra, planın başarısının Hamaney’e suikast düzenlenmesine bağlı olduğunu söyleyerek Genelkurmay Başkanı’nı şaşırttı.

Zamir şaşkına döndü. İsrail ordusu gerçekten de İran liderine suikast planlamıştı; ancak bu tür operasyonlar doğaları gereği her zaman planlandığı gibi sonuçlanmaz. Daha sadece birkaç ay önce Katar’daki Hamas liderlerini hedef alan benzer bir operasyon tam bir başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Eğer durum buysa her şeyi durdurun,” dedi Genelkurmay Başkanı.

AZERBAYCAN VE MOSSAD İLİŞKİSİ

İsrail Hava Kuvvetleri pilotları, İsrail’den yaklaşık 1.500 kilometre uzakta, düşman topraklarının derinliklerine uçmak üzereydi. Zamir’in omuzlarında büyük bir sorumluluk vardı ve en son isteyeceği şey, Barnea’nın Mossad operasyonunun sorumluluğunu kendi üzerine yüklemesiydi. Ortam son derece gergindi. Toplantıya katılan kaynaklara göre Zamir öfkeyle, Hamaney’in öldürülmesinin Mossad planının ön koşulu olması hâlinde bütün operasyonun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Ortamın yatışması uzun dakikalar aldı. Sonunda Netanyahu, ne olursa olsun operasyona devam edeceklerini açıkça ifade etti.

Bakü, Mart 2026

Sonuç biliniyor. İsrail ile ABD İran’a ortak bir saldırı başlattı. İlk saldırı beklenenden de başarılı oldu. Hamaney öldürüldü. İran ağır darbe aldı. Hava Kuvvetleri, Ahmedinejad’ın ev hapsini uygulayan muhafızları öldürerek onun özgürlüğünün önünü açtı. Ancak Kürt işgali hiçbir zaman gerçekleşmedi. Diğer azınlık grupları da ayaklanmadı. Mossad’ın büyük planı sanki hiç var olmamış gibiydi.

Takip eden haftalarda İsrail, Bakü yönetiminin tutumunda bir değişiklik olmasını umut etmeyi sürdürdü. CNN’in haberine göre İran’ın kuzey komşusu Azerbaycan, Mossad’ın acil durumlarda müdahale ekipleri tarafından kullanılmak üzere kendi topraklarında bir üs kurmasına izin vermişti. Daha sonra bu üssün rolü insansız hava aracı operasyonlarını ve istihbarat toplamayı da kapsayacak şekilde genişletildi. İsrail ayrıca savaşın en yoğun döneminde, 18 Mart’ta Hazar Denizi’ndeki hedeflere yönelik nadir ve tek seferlik bir saldırı düzenledi. Ancak bu kanala bağlanan umutlar da boşa çıktı. Azerbaycan savaş boyunca kenarda kaldı ve çatışmaya daha fazla dâhil olmadı.

KÜRT GÜÇLER NEDEN ÜSLERİNDEN ÇIKMADI?

Peki Netanyahu ile Barnea’nın hazırladığı plan neden çöktü? Kürt güçler neden üslerinden çıkmadı?

7 Mart’ta Trump, operasyona yeşil ışık yakmayacağını kamuoyu önünde açıkça ilan etti.

“Kürtlerin içeri girmesini istemiyoruz,” dedi Trump Air Force One uçağında gazetecilere. “Evet, bunu reddettim. Kürtlerin girmesini istemiyorum… Girmeye hazırlar ama onlara girmelerini istemediğimi söyledim. Savaş zaten yeterince karmaşık; Kürtleri de işin içine katmaya gerek yok.”

Trump operasyonun ölüm fermanını imzalamış olabilir; ancak gerçekte Mossad’ın planları daha önce sorun yaşamaya başlamıştı.

Savaş başlıyor ve Mossad cephesinde hiçbir şey olmuyor; işte o zaman bir terslik olduğunu anlıyorsunuz,” diyor üst düzey bir siyasi kaynak. “Yaklaşık on gün sonra durum netleşti; bunun gerçekleşmeyeceğini anladınız. Sonra da Barnea’nın görüştüğü insanlar birdenbire telefonlara cevap vermemeye başladı.”

BARNEA, ERDOĞAN-TRUMP TELEFON GÖRÜŞMESİNE VURGU YAPTI

Barnea, operasyonun başarısızlığını iki nedene bağlıyor. Birincisi, Trump ile Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan ve Türk cumhurbaşkanının Trump’tan Kürtlerle işbirliği yapmamasını istediği telefon görüşmesiydi. Erdoğan, İran ve Irak’taki Kürt azınlıkların başarısının Türkiye’deki Kürtleri cesaretlendireceğinden endişe ediyordu. Barnea’ya göre ikinci neden ise Trump’ın savaşın başında yaptığı ve İran vatandaşlarına saldırılar sona erene kadar evlerinde kalmaları çağrısında bulunduğu konuşmaydı.

Eski bir üst düzey Mossad yetkilisi Haaretz’e şöyle diyor:

“Bu açıklamaya inanmayın. Barnea, Erdoğan ile Trump arasındaki görüşmeyi kendisi için bir can simidi olarak kullanıyor. CIA operasyonunu saçmalık olarak nitelendirdiği anda, sen de aşağı inmek için bir merdiven aramaya başlıyorsun.”

İç güvenlik kabinesi görüşmelerine katılan bir kaynağa göre:

“Mossad operasyonun ilerlemesi için birtakım kilometre taşları belirlemişti ve her seferinde bunların gerisinde kaldı. Kürtleri devreye sokacağını söyledi, olmadı. Diğer azınlıkları harekete geçireceğini söyledi, olmadı. Çeşitli nüfuz operasyonları yürüteceğini söyledi, onlar da olmadı. Her seferinde yeni bir gecikme yaşandı.”

Aslında Haaretz’in araştırması, Kürt operasyonunun Trump tarafından tamamen iptal edilmeden önce iki kez ertelendiğini ortaya koyuyor. İlk plana göre işgal savaşın altıncı gününde başlayacaktı. İlk saldırının ardından Kürtlerin iki gün daha erken harekete geçmesine karar verildi. Ancak yeni H saati yaklaşırken Hava Kuvvetleri’nin bu yeni takvime göre hava desteği sağlayamayacağı anlaşıldı ve operasyon birkaç gün ertelendi.

×Editör notu: H saati (İngilizce: H-hour) askerî terminolojide bir operasyonun veya saldırının başlaması için önceden belirlenmiş kesin anı ifade eder.

Yeni H saatinden önce Barnea, milisler için güvenli bir koridor oluşturulmasına yönelik son hazırlıkları yakından takip etmek amacıyla Kirya’daki “Çukur”a geldi. Hava Kuvvetleri hazırdı. Ancak bu kez hareket etmeyi reddeden taraf Kürtler oldu. İlk başta 48 saatlik bir erteleme konuşuldu. Fakat bir gün sonra herkes işgalin iptal edildiğini anlamıştı.

Haaretz’in üst düzey savunma yetkilileriyle yaptığı görüşmeler şu tabloyu ortaya koyuyor: Kürtler silahlandırılmış ve hazırdı. Hava Kuvvetleri harekâta başlamaya hazırdı. Fakat Washington’dan beklenen son yeşil ışık hiçbir zaman gelmedi. Kürtler ise sarı ışıkla yetinmeyi kabul etmedi.

Milis liderleri en başından beri Amerikan onayının vazgeçilmez olduğunu açıkça belirtmişti. Mossad görevlileriyle yaptıkları görüşmelerde, geçmişte Kürt gruplarla ABD arasındaki işbirliğinin Washington desteğini çekince felaketle sonuçlandığını hatırlattılar. Erkekler katledilmiş, kadınlara tecavüz edilmişti. İsrail’deki bazı üst düzey subaylar “en kötü ihtimalle işe yaramaz” düşüncesiyle böyle bir riski kabullenmeye hazır olsalar da, Kürtlerin kolay hedef hâline gelmeye hiç niyeti yoktu.

Barnea girişimin başarısız olduğunu anladığında, Mossad personeline 48 saat içinde alternatif bir rejim değişikliği planı hazırlamaları talimatını verdi. Herkes şaşkına döndü. Bu tür operasyonların planlanması normalde yıllar alırdı. Buna rağmen iki gün sonra Barnea’ya yeni bir öneri sundular; ancak bu plan Kürt planına kıyasla çok daha mütevazıydı.

ÇARŞEMA SOR PLANI HIZLA RAFA KALDIRILDI

Alternatif plan, rejim karşıtlığıyla özdeşleşmiş İslam öncesi İran bayramı Çarşema Sor üzerine kuruluydu. O yıl 17 Nisan’a denk gelen bu bayramda ateşler yakılıyor ve havai fişekler atılıyordu. Mossad bunun protestoları tetiklemek için uygun bir fırsat sağlayabileceğini düşündü ve bu amaçla teşkilatın önemli unsurlarını harekete geçirmeyi önerdi. Savaştan önceki yıl boyunca İsrailli ajanlar, halkı sokağa dökebilecek kapasiteye sahip yerel liderlerle temas kurmuştu.

Askerî İstihbarat buna itiraz etti. Savaş sırasında büyük çaplı bir protesto başlatmanın gerçekçi olmadığını savundu. Yetkililer, bu kişilerin harekete geçirilmesinin kimliklerini açığa çıkaracağını ve operasyonun faydadan çok zarar getireceğini söyledi. Netanyahu bu değerlendirmeyi kabul etti ve plan ortaya çıktığı hızla rafa kaldırıldı.

Ahmedinejad’ı iktidara getirme hayali de böylece ortadan kalktı. Takip eden günlerde Mossad, İran topraklarında konuşlandırılmış insansız hava araçları ve İsrail Hava Kuvvetleri’nin saldırılarıyla Besic üslerini ve kontrol noktalarını hedef almaya yöneldi. İsrail’de buna “baskıcıları bastırmak” adı veriliyordu. Amaç, Besic’i zayıflatarak protestoları teşvik etmekti; savaş sırasında olmasa bile savaş sona erdiğinde. Birkaç gün sonra bu çabadan da vazgeçildi.

Durumun ne kadar kötü olduğunun en açık göstergesi ise Barnea’nın davranışıydı. Mossad Başkanı günlük durum değerlendirme toplantılarına katılmayı tamamen bıraktı. Savaşın ilk günlerinde Kirya’da uyuyordu. Ancak aktaracak yeni bir gelişme kalmayınca yerine yardımcısını göndermeye başladı. Bazı toplantılarda Mossad’ı daire başkanları temsil etti. Toplantılara katılan herkes bunun sonun başlangıcı olduğunu anlamıştı.

SONSÖZ: BİR MOSSAD BAŞARISIZLIĞININ HİKAYESİ

Mossad’ın planında aldatıcı bir yön var. Bir yandan elde edilen başarılar etkileyiciydi: Barnea ve ajanları, gerçek anlamda halk desteğine sahip eski bir cumhurbaşkanını İsrail’in çıkarları doğrultusunda hareket etmeye ikna etmeyi başardı. Kara harekâtına katılmaları için çeşitli Kürt gruplarının işbirliğini sağladı, onları silahlandırdı ve eğitti. Tahran’da bir işbirlikçi ağı oluşturdu, ülke genelinde insansız hava araçları konuşlandırdı ve Azerbaycan’da bir üs kurdu. Ancak kritik anda hiçbir şey işlemedi. Büyük plandan geriye yalnızca havada kalan hayaller kaldı.

Bu Mossad’ın bir başarısızlığıdır,” diyor üst düzey bir güvenlik kaynağı, “ve bunun nedeni bu kadar sınırlı imkânlarla bir rejimi devirebileceklerine inanmalarıdır.”

Diğer kaynaklar da benzer değerlendirmelerde bulundu. Onlara göre yıllar süren çalışmanın ürünü olması gereken bu iddialı plan, gerçekte yalnızca birkaç ay içinde hazırlanmıştı.

Eski Mossad Başkanı Tamir Pardo şöyle diyor:

“Özel operasyon birimlerinden birinin başındayken her zaman yürürlükte olan stratejik bir operasyonum olurdu. Sonuç almak için iki yıl çalışırdık. Bana İran’da on yıl içinde bir şey inşa edebileceğimizi söyleseydiniz, kabul ederdim. Ama sonunda insanlar silahlara karşı savaşmak zorunda kalıyor, siviller de çıplak elleriyle sokaklara çıkıyor. İran’da gelecekte ne olacağını bilmiyorum, ama rejimin çökmesini kendisinin sağladığını söyleyen biri ne konuştuğunu bilmiyordur.”

Eski Mossad Başkan Yardımcısı ve Dışişleri ile Savunma Komitesi üyesi Ram Ben Barak ise şunları söylüyor:

“Birkaç ay içinde rejim değiştirme planı uygulanamaz. Ben bu planın en az on yıl süreceğini düşünüyordum. Alternatif bir liderlik belirlemek, lider seçmek, insanları devşirmek, silah sokmak… Bunların hepsi muazzam bir çalışma gerektirir ve bu süreçte sayısız başarısızlık yaşanır.”

Bir başka Mossad kaynağı da aynı görüşte:

“Bu yaklaşık on beş yıl gerektiren devasa bir girişimdir. Bir Mossad başkanından diğerine devredilmesi gerekir; böyle yapılamaz. Mossad çok büyük bir gemidir ve yönünü değiştirmesi zaman alır.”

Eski bir Mossad daire başkanı olan dördüncü bir kaynak ise şöyle diyor:

“Böyle bir operasyon muazzam bir çaba gerektirir. Çok büyük bir yapı kurmanız gerekir ve onu kurduktan sonra bile başarıyı garanti edemezsiniz.”

Planı yakından bilen bir kaynağa göre temel sorun, her aşamanın kendisinden önce gelen aşamaya bağımlı olmasıydı.

“Temel taşı Kürt operasyonuydu ve onsuz ilerlemek mümkün değildi. İyi bir operasyon, bütün başarısı tek bir halkaya bağlı olacak şekilde kurulmaz.”

Kaynakların işaret ettiği bir başka unsur ise kibirdi. Hedefe ne pahasına olursa olsun ulaşma kararlılığı, riskleri görmeyi engelleyecek noktaya ulaşmıştı. Netanyahu nasıl seleflerine danışmadı ve Askerî İstihbarat’ın uyarılarını dikkate almadıysa, Mossad yönetimi de benzer şekilde hareket etti.

Bir güvenlik kaynağı şöyle anlatıyor:

“Hazırlıklar sırasında Mossad’dan beni Etki Operasyonları Dairesi Başkanı ile görüştürmek istediklerine dair bir telefon aldım. Planın başındaki kişiydi. Memnuniyetle geleceğimi söyledim. Gittim, selamlaştık ama kısa sürede yardım istemediği ve zaten ne yapılacağını bildiği anlaşıldı. Teşekkür edip ayrıldım.”

Üst düzey bir İsrail ordusu subayı da benzer bir deneyim yaşadığını söylüyor:

“2025’in sonunda Mossad’da Etki Operasyonları Dairesi Başkanı ile bir toplantıya davet edildim. Kısa sürede konuşmanın hiçbir yere gitmediğini fark ettim. Birkaç dakika sonra kalkıp çıktım.”

Bir güvenlik kaynağı ise şu soruyu soruyor:

“Bunun saçmalık olduğunu söylemesi gereken insanlar neredeydi? Profesyonellerin ‘Yeter. Durun. Hiçbir temeli olmayan fikirler üretiyorsunuz’ demesi gerekirdi. Bu kadar insan vardı da kimse ‘Kral çıplak’ demedi mi?”

Bugün yapılan değerlendirmelerde bazıları bütün planın birinci sınıf bir stratejik hata olduğunu düşünüyor.

“Bir hayalin peşinden koştunuz ve İranlılara bir zafer anlatısı verdiniz,” diyor bir güvenlik kaynağı. “Mossad bu başarısızlıkta büyük sorumluluk taşıyor; çünkü başarı ihtimalinin yüksek olduğu izlenimini yarattı. Bu aynı zamanda Netanyahu’nun da başarısızlığıdır. En başından beri bu planı zorladı ve uygulanabilir olmadığı söylendiği hâlde yine de devam etti.”

Diğerleri ise kesin hüküm vermek için henüz erken olduğunu savunuyor. Plan uygulanamamış olabilir; ancak daha geniş çaplı kampanyanın sonuçları yıllar sonra ortaya çıkabilir. İsrail’in İkinci Lübnan Savaşı’ndan da büyük bir hayal kırıklığıyla çıktığını, buna rağmen ardından on yedi yıllık bir sükûnet dönemi yaşandığını hatırlatıyorlar.

Barnea ise hâlâ rejimin çökeceğine inanıyor ve bunun bir ila üç yıl içinde gerçekleşeceğini öngörüyor. Bununla birlikte, ABD ile İran arasında varlıkların üzerindeki blokajın kaldırılmasına ve yaptırımların sona ermesine yol açacak bir anlaşma yapılması hâlinde rejimin ayakta kalma ihtimalinin yüksek olduğunu da kabul ediyor.

Üstelik yalnızca ayakta kalmakla da kalmayacak. Böyle bir rejim, yaygın protestoları atlatmış, dünyanın en büyük gücünün saldırısına direnmiş ve Hürmüz Boğazı üzerindeki uzun süreli baskı kampanyasına boyun eğmemiş bir rejim olacaktır. Ülkeye para akacaktır. Savunma sanayisi yeniden hız kazanacaktır. Netanyahu’nun bu kumarı, sonunda İsrail’e ağır bir bedel ödetebilir.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz