Bir ülkenin en büyük zenginliği doğal kaynakları değil, yurttaşlarının birbirine ve sisteme duyduğu güvendir. Güvenin kaybolduğu yerde korku, kuşku ve sosyal mesafe büyür. Güvenin sağlandığı yerde ise dayanışma, demokrasi, refah ve barışın filizlenmesinin bir şansı vardır.
Doğu ERGİL
Toplumun önemli bir bölümü bugün;
Siyasetçiye güvenmiyor,
Siyasi partilere güvenmiyor,
Devlet kurumlarına güvenmiyor,
Medyaya güvenmiyor,
Yargıya güvenmiyor,
Akademiye güvenmiyor,
İş dünyasına güvenmiyor,
Birbirine güvenmiyor.
Güvenin kaybolduğu yerde sadece huzur değil; ekonomi, demokrasi, hukuk ve toplumsal dayanışma da zayıflar. Bunun doğal sonucu, en çok tekrarladığımız “milli birlik” duygusunun da kaybıdır. Çünkü güven, görünmeyen ama bütün toplumsal ilişkileri taşıyan bir manevî temeldir. Bir toplumun yolları, köprüleri fabrikaları ne kadar önemliyse, güven de o kadar önemlidir.
GÜVEN NEDEN KAYBOLUR?
Toplumsal güven genellikle üç nedenle aşınır:
1. Adalet Duygusunun Yara Alması
İnsanlar kuralların herkese eşit uygulanmadığını gördüklerinde, yani siyasal iktidar, temel hukuk kurallarına uymamaya başladığında (keyfî kararlar verdinde) sisteme olan güvenlerini kaybederler. “Hukuk güçlüleri koruyor, güçsüzleri cezalandırıyor veya dışlıyor” algısı oluşur ve güven erimeye başlar.
2. Kurumların Siyasallaşması
Mahkemeler, medya, üniversiteler veya bürokrasi tarafsızlığını yitirip siyasî iktidarın bir parçası haline geldiğinde insanlar kurumlara değil kişilere/güçlülere tabî olmaya başlar. Bu durumda siyaset, sosyal ve siyasal dokulara nüfuz eder ve onları çarpıtır; taraf haline getirir.
Bu durum modern vatandaşlığı değil, tebalığı -yani sadakat duygusunu ve itaati- güçlendirir. Birlik değil, taraf olmanın getirdiği parçalı yapı topluma egemen olur.
3. Sürekli Kutuplaş(tır)ma
Siyaset bir yarışma, rekabet olgusudur. Öyle olmalıdır. Ancak toplum sürekli “biz ve onlar” diye bölündüğünde güven üretilemez.
İnsanlar farklı düşünenleri rakip değil tehdit olarak görmeye başlar. Bu duruma gelindiğinde, siyaset biter, bir tür “(iç-)savaş” başlar.
GÜVEN NASIL YENİDEN İNŞA EDİLİR?
1. Adaleti Yeniden Tesis Etmek
Güvenin temeli hukuktur.
İnsanlar mahkemelerin bağımsız olduğuna, soruşturmaların tarafsız yürütüldüğüne ve herkesin aynı kurallara tabî olduğuna inanmalıdır.
Adaletin gerçekleşmesi kadar görünür ve ulaşılır olması da önemlidir. Bir ülkede yatırımcı da vatandaş da önce adalete bakar.
2. Kurumları Kişilerden Güçlü Hale Getirmek
Güçlü ve istikrarlı toplumlarda güven kişilere değil kurumlara yöneliktir. Böyle toplumlarda insanlar liderlere değil sistemlere güvenir. Çünkü, liderler değişir; kurumlar kalıcıdır; herkese dokunur.
Bu nedenle;
Liyakat sistemi güçlenmeli,
Denetim mekanizmaları çalışmalı,
Kamu kurumlarının çalışma ilkeleri ve işlevleri öngörülebilir ve tarafsız olmalıdır.
3. Şeffaflığı Artırmak
Belirsizlik güvensizlik üretir.
Vatandaş,
Vergisinin nereye harcandığını,
Kamu ihalelerinin nasıl verildiğini,
Genel kararların nasıl alındığını görebilmelidir.
Özetle, şeffaflık toplumla-devlet arasındaki güvenin oksijenidir.
4. Hesap Verebilirliği Sağlamak
Hata yapanın, yetkisini kötüye kullananın veya kamu kaynaklarını israf edenin (yolsuzluk, usulsüzlük yapanın) hesap vermediği yerde güven oluşmaz.
Güvenin temel formülü şudur:
Yetki + Denetim = Meşruiyet
Yetki olup denetim yoksa, güven kaybı kaçınılmazdır.
5. Kutuplaşmayı Azaltmak
Bir ülke sürekli siyasal çekişme ve seçim atmosferinde yaşama hali, yorucu ve streslidir. Toplumun farklı kesimlerinin birbirini göreceği, temas edeceği ve karşılıklı konuşabileceği ortak alanlar/konular olmalıdır.
Bunun için:
Çoğulcu medya,
Güçlü yerel yönetimler,
Faal sivil toplum kuruluşları,
İşlevsel meslek örgütleri ve sendikalar gerekir.
Üniversiteler, canlı paylaşım, tartışma ve etkileşim merkezleri haline gelmelidir. İnsanlar birbirini tanıdıklarında önyargılar azalır; temas ettikçe birlikte yaşama kültürü gelişir.
6. Eğitimi Ezberden Yurttaşlık Bilgisine Dönüştürmek
Güven, yalnızca kurumlarla değil kültürle de ilgilidir. Bir toplumun üyeleri, farklı soy, inanç, dil ve kültürel geleneklerin taşıyıcısı olduğunu bilmelidir. Bu farklılıklar, tarihî ve sosyolojik gerçeklerdir. Ne ayırımcılık, ne de ayrıcalık nedeni olmalıdır. “Çoğulcu siyaset”in anlamı budur. Yurttaşlık eğitimi bu temel anlayış üzerine kurulmalıdır.
İyi bir eğitim sistemi;
Eleştirel düşünmeyi,
Sorgulamayı,
Uzlaşmayı,
Empatiyi,
Farklılıklara saygıyı
öğretmelidir.
Demokrasi seçim ortamından önce okul sıralarında öğrenilir.
7. Sivil Toplumu Güçlendirmek
Devlet ile birey arasında mesafe oluştuğunda güven azalır. Dernekler, vakıflar, meslek örgütleri, sendikalar ve gönüllü girişimler toplumun hem dayanışma, hem güven ağlarını oluşturur. Güven yalnızca yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya da inşa edilmelidir. Bunlar bastırılıp, faaliyetleri sınırlandığı veya yasaklandığı zaman sivil toplum hayatiyetini kaybeder, devletin bir uzantısı haline gelir.
Güçlü devlet, güçsüz toplum sürdürülemeyecek bir ilişki biçimidir. Güçsüz bir toplumun devleti de güçsüzdür.
8. Ortak Gelecek Hikâyesi Kurmak
Toplumlar sadece çıkarlarla değil ortak hayallerle de bağlarını sürdürür. Toplumun üyeleri, şu soruya olumlu cevap verebilmelidir:
“Bu ülkenin iyi bir bir geleceği var mı? Bu gelecekte benim de yerim var mı?” Bu da yetmez, “Ben ne yapmalıyım?” diye sorularını sürdürmelidir ki başkasının önüne koyduğu değil, istediği hayat tarzını yaşayabilsin.
Eğer toplumun önemli bir kısmı kendisini dışlanmış ve baskı altında hissediyorsa güven üretmek zordur. Ortak gelecek vizyonu olmadan ortak kader duygusu oluşmaz.
GÜVEN BİR SONUÇTUR
Bugün ülkemizde toplumun bütün kurumlarına güven sarsılmıştır. Çoğunluk kendisini çıplak ve savunmasız hissetmektedir. Oysa devletin üzerine oturduğu temel toplumun ona olan güvenidir.
Güven Bir Sonuçtur. Dolayısıyla sertlik ve emirle; medya ve bitmeyen siyasî kampanyalarla sağlanan propagandayla kurulmaz.
Güven, adaletin, şeffaflığın, hesap verebilirliğin, dürüstlük ve tutarlılığın sonucudur; birlikte yaşama iradesinden kaynaklanır.
Toplumların güçlenmesini ve ahengini belirleyen yalnızca artan ekonomik sermayeleri değildir. Daha derinde, görünmeyen bir sermaye vardır: Sosyal sermaye… ‘Sosyal sermaye’nin harcı, yurttaşların birbirine ve devlet kurumlarına duydukları güvendir.
Bir ülkenin en büyük zenginliği doğal kaynakları değil, yurttaşlarının birbirine ve sisteme duyduğu güvendir. Güvenin kaybolduğu yerde korku, kuşku ve sosyal mesafe büyür. Güvenin sağlandığı yerde ise dayanışma, demokrasi, refah ve barışın filizlenmesinin bir şansı vardır.







