BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Ermeni Soykırımı’nın faili, Kürt isyanının muhbiri: Muşlu Hoca İlyas Sami Bey

Ermeni Soykırımı’nın faili, Kürt isyanının muhbiri: Muşlu Hoca İlyas Sami Bey

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Sedat Ulugana

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan geçiş döneminde bazı isimler vardır ki, yalnızca kendi yaşam öyküleri ile değil, temsil ettikleri siyasal süreklilikle daha da önem kazanırlar. İlyas Sami Bey tam da böyle bir figürdü. O, bir yandan jön Türk dönemin Ermeni karşıtı siyasetinin yereldeki uygulayıcılarından biri, öte yandan Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Kürt direnişinin bastırılmasında devlet adına çalışan etkili bir muhbirdi. Başka bir ifadeyle İlyas Sami, iki rejim arasındaki süreçte Kürdistan’daki Türkleştirme eksenli devlet siyasetinin sürekliliğini temsil eden mühim bir  aktördü

1879’da Muş’ta doğan İlyas Sami, dönemin birçok Nakşibendi-Halidi din adamından farklı bir profil çiziyordu. Kürtçe, Ermenice ve Türkçe biliyor, klasik medrese çevresinin dar ufkunu aşan bir eğitim geçmişine sahip idi. Mısır ve İstanbul’da gördüğü eğitim, ona yalnızca dinî bilgi değil, modern dünyaya dair belli bir kavrayış da kazandırmıştı. Ancak bu farklılık onu özgürlükçü, çoğulcu ya da haksal eşitliği savunan bir çizgiye taşımadı. Tam tersine, Jön Türk iktidarıyla birlikte yükselen tekçi siyasetin taşradaki en işlevsel Kürt yüzlerinden birine dönüştürdü.

İlyas Sami’nin siyasal çizgisi erken dönemde berraklaşmıştı. Osmanlı Meclisi’nde “Ermeni vilayetleri” ifadesine sert biçimde karşı çıkıyor, “Kürdistan” ve “Ermenistan” gibi kavramların siyasal meşruiyet kazanmasını istemiyordu. Onun için tek meşru çatı “Devlet-i Osmaniye” idi. Bu yaklaşım ilk bakışta vahdetçi bir devlet sadakati gibi görünebilir. Ancak gerçekte bu tavır, Kürtlerin ve Ermenilerin kolektif hak taleplerini daha baştan gayrimeşru ilan eden, merkezî devletin tahakkümünü doğal sayan bir siyasetin ifadesiydi. Muş’taki siyasi Kürt kulübüne ve Ermeni cemiyetlerine karşı yürüttüğü propaganda da aynı doğrultudaydı. Etnik ya da ulusal temelde örgütlenmeyi “ayrılıkçılık” olarak tanımlıyor, rejimin baskıcı müdahalesine ideolojik zemin hazırlıyordu.

Elbete bu çizgi, onu kısa sürede İttihat ve Terakki için vazgeçilmez hale getirdi. Etkili hitabeti, din adamı kimliği ve bölgedeki sosyal ağları, Bitlis vilayetinde onu  İTC’nin (İttihat ve Terakki Cemiyeti) görünen Kürt yüzüne dönüştü. 1908’den itibaren Muş mebusu olarak meclise girdi ve imparatorluğun siyasal ömrünün sonuna kadar bu pozisyonunu korudu. Ne var ki onun asıl tarihsel rolü, parlamentodaki konuşmalarından çok 1915’te Muş’ta oynadığı rolle belirginleşti.

Birçok tanıklık ve kayıt, İlyas Sami Bey’in Muş’taki Ermeni kırımı sürecinde merkezi bir rol oynadığını gösteriyor. Resmî açıklamalarda ailesini güvenli bir yere çıkarmak için bölgeye gittiği öne sürülse de başka kaynaklar onun İttihatçıların istihbarat teşekkülü olan Teşkilat-ı Mahsusa tarafından özel bir görevle gönderildiğini, yerelde tehcir ve katliam sürecini organize ettiğini ortaya koyuyor. Halil Kut ve Muş mutasarrıfı Servet Bey ile yakın işbirliği içinde hareket ettiği, camilerde ve umum yerlerde halkı Ermenilere karşı kışkırttığı, “cihad” ve “sevap” söylemiyle katliamı meşrulaştırdığı yönündeki anlatılar dikkat çekicidir ki bu anlatı ve tanıklıklar   dinî meşruiyeti kitlesel imha için seferber eden bir soykırım failinin portresini çiziyor bize.

Nitekim Kürdistan’ın diğer yerlerinde olduğu gibi Muş’ta yaşananlar da basit bir “tehcir uygulaması” değildi. Şehirdeki Ermeni varlığı birkaç hafta içinde topyekûn bir şekilde  ortadan kaldırıldı. Ermenilerin evlerine, mallarına ve canlarına yönelik saldırılar, resmî tarihin iddia ettiği gibi  “spontane taşkınlıklar”dan ziyade , yerel idareci, milis ve siyasal aktörlerin uyumlu koordinasyonundan besleniyordu. İlyas Sami Bey’in bu süreçte hem siyasî nüfuzunu hem de dinî otoritesini sonuna kadar kullandığı anlaşılıyor. Hatta dönemin bazı anlatılarında, kendisine sığınan Ermeni dayısını dahi korumadığı, birçok tanıdık Ermeninin mallarını gasp ettikten sonra onları ölüme gönderildiği aktarılır. Öyle ki savaş sonrasında adı İngiliz Yüksek Komiserliği’nin hazırladığı “Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Hristiyanlara zulmedenler” listesinde adının yer alması tesadüf değildi.

Mondros sonrasında Osmanlı kamuoyunda “Ermeni kırımı” tartışılmaya başlanınca İlyas Sami Bey, beklenebileceği üzere  Meclis-i Mebusan’da inkâr çizgisinin ateşli savunucularından biri oldu. Meclis kürsüsünden “katliam” yerine “mukatele” diyerek bu vahim insanlık suçunu karşılıklı çatışma olarak göstermeye çalıştı. Ermeni milliyetçiliğini suçladı, Ermenilerin Van’daki direnişi gibi örnekleri öne sürerek devlet şiddetini gerekçelendirmeye girişti. Kaldı ki bu savunma dili, daha sonra Türkiye resmî tarihinin temel inkâr kalıpları haline gelecek tezlerin erken bir örneğiydi. Kısacası İlyas Sami sadece katliamın sahadaki faillerinden biri değil, aynı zamanda onun yılmaz bir siyasî savunucusuydu.

Yine de 1919’da tutuklandı, hakkında soruşturma yürütüldü, bir süre cezaevinde ve akıl hastanesinde kaldı. Fakat bu hesaplaşma beklendiği üzere  derinleşmedi. Ankara’daki yeni siyasi merkez, onu dışlamadı; aksine sahiplenmeye yöneldi. Sonunda Malta’ya sürüldü, ancak bu sürgün onun için gerçek bir ceza olmadı. 1921’de yapılan esir değişimiyle serbest bırakıldı ve Ankara’ya döndü. Asıl dikkat çekici olan ise bundan sonra başladı: Ermeni kırımının suçlu isimlerinden biri olarak anılan mumaileyh , Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında devletin muteber adamlarından biri haline geldi.

Malta dönüşü İlyas Sami Bey, bu kez “Kürt meselesinde” yeni rejimin hizmetindeydi. Lozan sürecinde Kürtlerin ayrı bir siyasal varlık olduğu yönündeki tezlere en sert tepkiyi verenlerden biri oldu. Kürtlerin kaderini Türklerle bir ve aynı gösteriyor, İngilizlerin Kürtler üzerindeki etkisini küçümsüyor, devletin birlik söylemini yeniden üretiyordu. Fakat asıl rolü, 1924’ten sonra gelişen Kürt isyanları sırasında belirginleşti. Azadî  örgütü çevreleri, Cibranlı Halit Bey ve daha sonra Şeyh Said hattına karşı devlet adına çalışan bir aracı, haber kaynağı ve siyasi operatör olarak çalıştı.

Örneğin Cibranlı Halit Bey ile yaptığı görüşme bu bakımdan oldukça semboliktir. Halit Bey’i isyandan vazgeçirmeye çalışmış, olmazsa en azından satın almaya kalkışmış, sonuç alamayınca Ankara’ya dönerek durumu rapor etmiştir. Ardından bölgedeki rakip aşiret çevreleriyle, özellikle Cibranlı Binbaşı Kasım Bey üzerinden, isyan sürecine dair düzenli istihbarat akışı sağlamıştır. 1925’te mecliste okunan telgraflar, onun yalnızca bir vekil değil, aynı zamanda rejimin sahadaki güvenilir kulağı olduğunugösteriryordu. Şeyh Said hareketinin bastırılması sürecinde oluşturulan ihbar, tutuklama, tenkil ve göçertme ağlarında İlyas Sami’nin etkisi büyüktü.

Daha çarpıcı olan, onun Kürtlere yönelik devlet şiddetini çoğu zaman yetersiz bulmasıydı. 1930’lardan sonra dahi kullandığı dil, sıradan bir rejim sadakatinin ötesine geçiyordu; adeta Kürt imha siyasetini tamamlanmamış bir iş olarak görüyordu. Cibranlı Halit Bey’in ailesine dair aktarılan sözleri, onun zihniyet dünyasını tüm açıklığıyla ortaya koyuyordu: Devletin kendilerine gösterdiği “şefkatin” hata olduğunu, “büyük küçük herkesin öldürülmesi gerektiğini” savunacak kadar ileri gidiyordu. Bu sözleri, 1915’te Ermenilere karşı sergilediği yok etme mantığının, Cumhuriyet döneminde Kürtlere karşı da başka biçimlerde sürdüğünü göstermesi bakımından son derece önemliydi.

Velhasıl İlyas Sami Bey’in hayat hikâyesi, şahsi bir siyasal kariyer hikâyesinden fazlasıdır. Bu hayat hikâyesi, Osmanlı’nın son dönemindeki Ermenisizleştirme siyaseti ile Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki Kürtsüzleştirme ve Türkleştirme siyasetinin aynı devlet aklı içinde nasıl birleştiğini gösterir. İlyas Sami, jön Türk rejimi dönemimde Ermeni soykırımının yerel organizatörü ve uygulayıcısı, Kemalist rejim döneminde ise Kürt direnişinin bastırılmasının operatör aklı olarak karşımıza çıkar. Yani  Rejimler değişse de şiddetin yöneldiği coğrafya, hedef aldığı halklar ve dayandığı zihniyet büyük ölçüde değişmemişti. Onu bu noktada önemli kılan da tam olarak buydu.

1935 yılında “Muş” soyadını alan İlyas Sami 1939’a kadar muhtelif vilayetlerden defalarca mebus seçildi . 27 Aralık 1945’te İstanbul’da öldü ve sessiz sedasız bir şekilde toprağa verildi. Önemsiz sayılabilecek birkaç cilt kitabı belediye kütüphanesine bağışladı ilginci şuydu , her devrin adamı olan bu meşhur figür arkasında tek bir yazılı not dahi bırakmadı. Ya da bıraktıysa da ardılları yayınlanmasına izin vermedi.

Sedat ULUGANA kimdir?

Kürt tarihçisi, yazar. Çeşitli dergi ve kitap derlemelerinde Kürt sorunu, Kürt mîrlikleri tarihi, Ermeni soykırımı, aşiret antropolojisi ve sözlü Kürt tarihi gibi konularda pek çok çalışması yayımlandı, Kürt tarihi üzerine çok sayıda kitabı vardır.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz