Ertuğrul Kürkçü
1 Mayıs 2026’ya, dünya savaşı heyulasının artık yalnızca geçtiğimiz yüzyılın bakiyesi bir travma, insanlığı dehşet içinde uykusundan uyandıran tarihsel bir karabasan değil, üçüncü kez üzerimize çökmesinin kuvvetli bir ihtimal haline geldiği koşullarda giriyoruz.
Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Lübnan’a, Kızıldeniz’den Suriye ve Irak’a, Venezuela’dan Kolombiya’ya, Grönland’dan Tayvan’a, Avrupa’nın yeniden militarizasyonuna, Ortadoğu’nun parçalanmış güvenlik yapılarına kadar yayılan tablo, apayrı krizlerin rastlantısal bir toplamı değil. Dünya kapitalizminin, belki de tarihinin en büyük krizini giderek yayılan savaşlar, maddi ve manevi yaşamın artan askerileşmesi, güvenlik devletleri, geçit vermeyen sınır rejimleri ve otoriter “iç cepheler” aracılığıyla yönetmeye yöneldiği bir tarihsel andayız.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 2026 verilerine göre dünya askeri harcamaları son on yılda küresel ölçekte yüzde 41 yükseldi. Bu, peş peşe on birinci yıllık artış demek. Savaş ihtimali artık yalnızca diplomatik demeçlerde kalmıyor; savaş bütçelerinde, sanayi politikalarında, enerji stratejilerinde, göç ve sınır rejimlerinde ve sermaye birikiminin yeni yönelimlerinde mayalanıyor.






