BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Doğu Ergil yazdı

İran Savaşı: Bölgesel Çatışmadan Küresel Güç Rekabetine

Doğu Ergil yazdı

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Doğu Ergil

Orta Doğu’da İran merkezli bir savaş, yalnızca iki ya da üç aktör arasındaki klasik bir askeri çatışma değildir. İran, ideolojik yapısı, (İslamî) devrim ihracını hedefleyen devlet modeli ve bölgesel ağları nedeniyle Orta Doğu’daki güç dengesinin kilit ülkelerinden biridir. Bu nedenle İran’a karşı yürütülen bir askeri operasyon, kaçınılmaz olarak bölgesel güç dengelerini içeren ve küresel stratejik hesapları etkileyen bir gelişme niteliği taşır.

Bu çatışmanın arkasında sadece İran’ın nükleer programı ya da bölgesel nüfuzu değil, aynı zamanda Orta Doğu’nun gelecekteki güç mimarisini belirleme mücadelesi vardır. Bu nedenle İran savaşı, yalnızca bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda yeni uluslararası düzenin nasıl şekilleneceğiyle ilgili bir sınav niteliğindedir.

İran Devleti Bu Savaştan Tek Parça Çıkabilir mi?

Tarihsel deneyimler, dışarıdan yapılan askeri bir müdahalenin çoğu zaman otoriter rejimleri zayıflatmak yerine geçici olarak güçlendirdiğini göstermektedir. Devlet aygıtı, dışsal bir güvenlik tehdidi karşısında toplumu mobilize eder ve iç muhalefeti bastırmak için daha geniş bir meşruiyet alanı kazanır. İran’da da benzer bir dinamiğin ortaya çıkması olasıdır.

Ancak İran’ın kırılganlıkları da küçümsenmemelidir. Ekonomik yaptırımların yarattığı uzun süreli yıpranma, genç nüfusun derinleşen hoşnutsuzluğu, baskı altındaki farklı etnik-mezhebî grupların merkeziyetçiliğe itirazları ve devlet aygıtına hakim olanların aralarındaki güç rekabeti, savaşın uzaması halinde rejimin dayanıklılığını sınayacaktır. Bu nedenle İran devleti kısa vadede ayakta kalabilir, fakat uzun vadede daha kırılgan bir siyasal yapıya dönüşme riski vardır.

Küresel Güç Rekabeti

İran krizi, bir çok şeyin yanında üç büyük küresel aktörün stratejik hesaplarının kesiştiği sıcak bir alandır.

ABD açısından İran, Orta Doğu’da uzun süredir kontrol altına alınanayan bir meydan okumadır. Washington için mesele yalnızca İran’ın askeri kapasitesi değil, aynı zamanda bölgesel nüfuz ağlarıdır. Bu nedenle ABD’nin hedefi özellikle doğrudan işgal değil, İran’ın bölgesel etkisini sınırlamak ve caydırıcılığını kırmaktır.

ÇİN için İran, enerji güvenliği ve Kuşak-Yol girişimi açısından stratejik bir ortak konumundadır. İran’ın tamamen zayıflaması Çin’in Orta Doğu’daki ekonomik stratejisini de riske atacaktır.

RUSYA ise İran’ı Batı’ya karşı jeopolitik denge unsuru olarak görmektedir. Moskova için İran’ın varlığı, Batı’nın Orta Doğu’daki etkisini sınırlayan önemli bir faktördür. Bu nedenle İran savaşı yalnızca bölgesel bir çatışma değil, aynı zamanda büyük güç rekabetinin dolaylı bir arenasıdır.

İran Sonrası Orta Doğu: Güç Boşluğu ve Yeni Dengeler

Eğer İran ciddi biçimde zayıflarsa, Orta Doğu’da önemli bir güç boşluğu ortaya çıkacaktır. Bu boşluk yeni ittifakların kurulmasına ve mevcut güç dengelerinin yeniden şekillenmesine yol açma potansiyeli taşımaktadır.

Böyle bir durumda bölgedeki ülkeler yalnızca askeri dengeleri değil, aynı zamanda enerji hatlarını, ticaret yollarını ve güvenlik mimarisini yeniden tanımlamak zorunda kalacaktır. İran’ın zayıflaması, bazı aktörlere fırsatlar sunarken, bölgesel istikrarsızlığı artırma riski de taşımaktadır

Orta Doğu’nun modern tarihi, güçlü devletlerin zayıfladığı dönemlerde bölgesel rekabetin hızla sertleştiğini gösterir. Bu nedenle İran sonrası senaryo, barıştan çok belirsizlik ve yeniden konumlanma (buna ‘reset’ deniyor) sürecidir denilebilir.

İran Krizi Yeni Dünya Düzeninin Provası mı?

İran savaşı, yalnızca bir ülkenin geleceğini değil, aynı zamanda uluslararası sistemin yönünü de etkileyebilecek bir gelişmedir. Eğer bu kriz büyük güçlerin doğrudan karşı karşıya gelmeden rekabet ettiği bir alan olarak kalırsa, dünya yeni bir “soğuk rekabet” dönemine girebilir.

Fakat çatışma genişler ve büyük güçlerin doğrudan müdahalesine yol açarsa, o zaman Orta Doğu yalnızca bölgesel değil küresel bir jeopolitik kırılmanın merkezine dönüşebilir. Bu bağlamda 3. Dünya Savaşı’nın fitilinin ateşleneceğini iddia edenler var.

Özetle İran krizi, bir ülkenin kaderinden çok daha fazlasını, yeni dünya düzeninin nasıl kurulacağına dair erken bir uyarı sunuyor.

Türkiye Bu Krizde Nerede?

Türkiye, coğrafi ve stratejik konumu itibarıyla İran krizinde kritik bir rol oynayabilir. Ankara için temel hedef, sınır güvenliğini sağlamak, enerji ve ticaret hatlarını korumak ve bölgesel dengeyi mümkün olduğunca kendi lehine yönetmektir.

Türkiye’nin seçenekleri üç ana eksende şekillenebilir:

Diplomatik denge: ABD, Rusya ve Çin arasındaki rekabeti fırsata çevirmek ve bölgesel inisiyatif almak.

Askeri hazırlık: Sınır bölgelerinde güvenlik önlemlerini artırmak, olası mülteci akınlarına hazırlıklı olmak ve caydırıcı kapasitesini korumak. Diğer yandan, İran içinde başlayabilecek özgürlük-özerklik mücadelesinde etnik-dinsel gruplar arasında taraf tutmak hatasını yapmamak.

Ekonomik manevra: Enerji ve ticaret rotalarını güvence altına almak, İran’dan kaynaklanabilecek ekonomik riskleri yönetmek.

Türkiye’nin rolü pasif bir gözlemci olmaktan ziyade, bölgesel güç dengesinde kendi pozisyonunu güçlendirmeye yönelik aktif bir strateji olmak zorundadır.

İran Savaşı Nasıl Biter?

Askeri ve diplomatik senaryolar

İran savaşı birkaç farklı şekilde sonuçlanabilir. Askeri açıdan kısa süreli bir çatışma, sınırlı hedeflerle ve bölgesel güç dengesi korunarak sona erebilir. Bu senaryoda taraflar, doğrudan işgal veya rejim değişikliğine gitmeden, caydırıcılık ve müzakere yoluyla sonuca ulaşır.

Diplomatik senaryolarda ise yaptırımlar, bölgesel arabuluculuklar ve uluslararası baskılar belirleyici olur. İran, sınırlı tavizler vererek savaş riskini azaltabilir. Ancak savaşın uzaması, ekonomik ve sosyal baskıları artırarak hem İran iç siyasetini hem de bölgesel istikrarı zorlayabilir.

Türkiye’nin rolü pasif bir gözlemci olmaktan ziyade, bölgesel güç dengesinde kendi pozisyonunu güçlendirmeye yönelik aktif bir strateji olarak öne çıkmalıdır.

Önümüzdeki 10 Yıl İçin Öngörüler

İran ve Orta Doğu’nun önümüzdeki on yılı, büyük ölçüde savaş sonrası güç dengelerine bağlı olarak şekillenecektir. Eğer İran devlet yapısı ayakta kalırsa, bölgesel çatışmalar sınırlı ve öngörülebilir olur. Ancak İran’ın zayıflaması veya parçalanması, bölgesel güç boşlukları, yeni ittifaklar ve artan istikrarsızlık anlamına gelir.

Büyük güçler açısından, önümüzdeki on yıla Çin’in ekonomik nüfuzunun genişlemesi, Rusya’nın stratejik manevraları ve ABD’nin bölgesel etkisini yeniden tanımlaması damgasını vuracaktır. Türkiye ve diğer bölgesel aktörler, bu büyük güç rekabetinden hem fırsat hem de risk olarak etkilenecektir.

Enerji güvenliği, ticaret hatları, güvenlik mimarisi ve diplomatik ilişkiler, on yıl boyunca belirleyici faktörler olacaktır. Bu nedenle İran savaşı yalnızca bugünün krizini değil, gelecek on yılın Orta Doğu politikasını da şekillendiren kritik bir kırılmanın başlangıcıdır.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz