BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Doğu Ergil yazdı

Aynı savaş, farklı sonlar: ABD-İsrail-İran’ın jeopolitiği

Doğu Ergil yazdı

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Doğu Ergil

Uluslararası siyasette en tehlikeli durumlarlardan biri, tarafların -hatta müttefiklerin- düşman konusunda değil, savaşın amacı konusunda anlaşamamalarıdır. ABD ile İsrail’in İran’a yönelik politikası tam da böyle bir stratejik gerilim barındırıyor. Sahada aynı hedefe ateş eden iki aktör var, ama farklı savaşlar yürütüyorlar. Bu durum yalnızca askeri koordinasyonu değil, savaş sonrası düzenin nasıl şekilleneceğini de belirsizleştiriyor. İsrail için İran bir varoluşsal tehdit, ABD için ise bir stratejik problemdir.

İsrail’in Perspektifi: Tehdidi Ortadan Kaldırmak

İsrail açısından İran, sadece bir devlet değil, ideolojik olarak kendisinin yok edilmesini savunan düşman bir rejimdir. Bu nedenle İsrail’in stratejik hedefi, İran’ın kapasitesini sınırlamak değil, onu kalıcı biçimde etkisiz hale getirmektir.

Bu yaklaşım üç temel varsayıma dayanıyor:

İran, caydırılabilecek rasyonel bir aktör değildir.

Nükleer kapasite kazandığında durdurulamaz. Mutlaka kullanır. O yüzden daimî bir tehdittir.

Rejim değişmeden bu tehditin ortadan kalkması mümkün değildir.

Dolayısıyla İsrail için “denge” diye bir şey yoktur. Onun stratejik zihninde sadece önleyici savaş vardır. Bu durum, İsrail’i sürekli olarak daha agresif yapmakta ve riskli askeri seçeneklere itmektedir.

ABD’nin Perspektifi: Yönetilebilir ve Kontrol Edilebilir Bir Rakip

Amerika Birleşik Devletleri ise İran’ı Sovyetler Birliği sonrası dönemde karşılaştığı diğer bölgesel güçler gibi görme eğilimindedir; yani sınırlanabilir, caydırılabilir ve gerektiğinde müzakere edilebilir bir aktör.

ABD’nin temel öncelikleri şunlardır:

Bölgesel istikrarın tamamen çökmesini önlemek;

Küresel enerji akışını güvence altına almak;

Büyük güç rekabetinde (özellikle Çin ile) -artık Rusya’yı ciddi bir rakip olarak görmüyor) baskın çıkmak. 

Bu nedenle Washington için İran’la savaşın nihai amacı rejim değişikliğinden çok davranış değişikliğidir.

İran’ın Stratejik Aklı: Asimetrik Mücadele

İran, bu iki farklı yaklaşımı ustaca kullanarak kendi varlığını sürdürmeye çalışıyor. İran’ın stratejisi klasik anlamda güç projeksiyonuna değil, asimetrik caydırıcılığa dayanıyor:

Vekil güçler (başta Hizbullah, milis ağlarını dış politikasının bir uzantısı olarak kullanıyor);

Askeri kapasitesini çeşitlendirip dağıtarak daha dayanıklı ve esnek  hale getirmiş bulunuyor;

Nükleer kapasite kazanma eşiğe yakın ama onu aşmayan bir konumda duruyor.

Bu strateji, İran’a paradoksal bir avantaj sağlıyor. İran tam olarak kazanamıyor ama yenilmiyor da. Art arda ürettiği veya oluşan bölgesel krizler üzerinden hayatiyetini ve etkisini sürdürüyor.

Stratejik Uyumsuzluk

ABD ile İsrail arasındaki en kritik uyumsuzluk, savaş sonrası senaryo konusunda ortaya çıkacağa benziyor.

İsrail, İran rejiminin çökmesini istiyor.

ABD, İran’ın çökmesinin yaratacağı bölgesel  kaostan çekiniyor.

Bu fark, askeri operasyonların kapsamını etkiliyor. İsrail daha derin ve yıkıcı saldırılar isterken, ABD genellikle “kontrollü tırmanma” stratejisini tercih ediyor. Bu durum Irak Savaşı sonrasında yaşanan devlet çöküşünden çıkarılan dersin sonucudur. Çöken Irak devlet yapısının sonuçları, ABD’nin rejim değişikliği konusundaki iştahını ciddi biçimde azaltmıştır. İsrail ise aynı deneyimi İran’a uygulamaktan çekinmemektedir.

Nükleer Eşik: Caydırıcılığın Kırıldığı Yer

Sorunun en kritik boyutu, İran’ın nükleer kapasite oluşturma düzeyine yaklaşmasıdır. Bu durum, klasik caydırıcılık teorisinin sınırlarını zorlamaktadır. ABD için nükleer İran caydırılabilir. Ama İsrail için nükleer İran kabul edilemez.

Bu fark, potansiyel bir tek taraflı İsrail saldırısını her zaman masada tutmaya adaydır. Hatta İran’a karşı nükleer bomba kullanmak tehditinin ABD’yi istemediği bir savaşa sürüklediğine ilişkin ciddi iddialar vardır.

Küresel Sistemde Kırılan ABD Hegemonyası

Yaşanan kriz yalnızca bölgesel değildir. ABD’nin küresel hegemonyasının aşınmasıyla doğrudan bağlantılıdır.

ABD artık her çatışmayı ve sonucunu belirleyen tek güç değildir.

Çin ve Rusya gibi aktörler, İran üzerinden dolaylı dengeler kurabilmektedir.

Bölgesel güçler daha otonom hareket etmektedir.

Bu durum, ABD–İsrail uyumsuzluğunu daha görünür hale getirmektedir. Çünkü artık Washington, müttefiklerini sınırsız biçimde kontrol edememekte hatta kaybetmektedir (Kanada ve AB, hatta NATO ülkeleri).

Aynı Cephede Ayrı Savaşlar

Ortaya çıkan tablo şudur:

ABD ve İsrail aynı düşmana karşı savaşırken, aslında farklı amaçlar, hatta gelecek senaryoları için mücadele ediyorlar.

İsrail, İran’ın temsil ettiğine inandığı tehdidin kökünü kazımak istiyor.

ABD, aynı tehdidi yönetmek istiyor

İran, bu ikilikten ve çekingen de olsa 3. Tarafların desteğinden yararlanarak varlığını sürdürmeye çalışıyor.

Bu karmaşık denge, klasik anlamda net bir “zafer” ihtimalini ortadan kaldırıyor. Yerine, sündürülen ve her an patlamaya hazır bir çatışma üretiyor.

Ortaya tuhaf bir sonuç çıkıyor: Günümüzdeki savaşlar artık cephelerde değil, stratejik hedeflerin uyumsuzluğunda veriliyor ve sonuçlar belirsizleşiyor.

Ya Türkiye?

Türkiye’nin İran krizine yaklaşımı, ne İsrail gibi varoluşsal korkulara ne de Amerika Birleşik Devletleri gibi küresel stratejik hesaplara dayanıyor. Ankara’nın bakışı daha karmaşık, bölgesel ve çok katmanlı:

İran, hem rakip hem komşudur.

ABD, hem müttefik hem güvenilmez bir aktördür.

İsrail ile ilişkiler ise dönemsel olarak dalgalı ve değişkendir.

Bu nedenle Türkiye’nin temel stratejisi, bir tarafın zaferinden çok denge durumunun korunmasıdır. Çünkü İran’ın çökmesi de, güçlenmesi de Ankara açısından riskler taşımaktadır.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz