BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Dilbilimci Necmiye Alpay’dan anadili yorumu

Diller artık ticari değer ölçüsünde rağbet görüyor

Dilbilimci Necmiye Alpay’dan anadili yorumu

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Bugün Kürt Dil Günü. Kürtçe devletlerin politikası doğrultusunda git gide kamusal alandan koparılmaya çalışılıyor. Yeni nesiller artık anadillerini öğrenemiyor. Dilbilimci Necmiye Alpay, egemenlerin artık ikinci dilleri bir tür folklor öğesi gibi algıladığı değerlendirmesi yaptı. Alpay, “Günümüzde diller taşıdıkları sınai ve ticari değer ölçüsünde rağbet görüyor” dedi ve ekledi: “Her dil bir kültürün taşıyıcısı olduğu kadar, bir iktisadi bütünün de taşıyıcısı. Siyasi ve iktisadi gücünüz yerindeyse, diliniz de o ölçüde gelişiyor.”

Hülya EMEÇ 

Türkiye’de anadili meselesi, yalnızca bir hak tartışması olmanın ötesinde, kuşaklar arası aktarımın giderek zayıfladığı toplumsal bir kırılma alanı olarak öne çıkıyor. SAMER’in 2026 araştırması, Türkçe dışındaki anadillerin kamusal yaşamdan çekilerek büyük ölçüde ev içine sıkıştığını ortaya koyarken, özellikle çocuklar arasında anadili kullanımındaki gerileme dikkat çekiyor. Araştırmaya göre katılımcıların önemli bir bölümü anadilini anlayıp konuşabildiğini belirtse de okuma ve yazma becerilerindeki düşüklük, anadilinin eğitim sistemi dışında bırakılmasının sonuçlarını gözler önüne seriyor.

Araştırma, özellikle genç kuşaklarda Türkçenin günlük yaşamda daha baskın hale geldiğini ortaya koyarken, uzmanlar çok dilli eğitim modellerinin yalnızca dilin korunması açısından değil, eşit yurttaşlık, aidiyet ve toplumsal barış açısından da kritik bir ihtiyaç haline geldiğine dikkat çekiyor.

Yıllardır dil çalışmaları yürüten Necmiye Alpay, Kürt Dil Günü dolayısıyla Türkiye’de anadilinde eğitim, bunun önündeki engellerin arkasında neyin yattığını ve nasıl çözümler bulunması gerektiği konusunda Nûmedya24’ün sorularını yanıtladı.

Bugün 15 Mayıs Kürt Dil Günü. Araştırmalara göre, Türkiye’de en çok konuşulan ikinci dil olan Kürtçe’nin gittikçe daralan bir alana sıkıştığı belirtiliyor. Bunda etkili olan faktörler nelerdir? 

Doğal dillerin gelişmesi doğrudan doğruya diğer sosyo-politik gelişmelere bağlı. Dilin nasıl bir toplum ya da toplulukta, hangi koşullarda hayat bulduğu ya da bulamadığı belirleyici oluyor. Kürtçenin bu açılardan çok şanslı dönemlerden geçtiği söylenemez. Siyasi coğrafya açısından ise Türkiye Kürtlerinin dili olarak tekçi inkâr politikalarının ağır baskıları altında bırakıldı. En genel düzlemde, küresel faktörlerin devreye girdiğini de söylemek gerek. Demek istediğim, Türkçe dahil diğer tüm anadilleri gibi Kürtçe için de İngilizcenin ağırlığından gelen bir tür hiyerarşinin var olduğu. Bu koşullarda dillerin yaşama şansı, ait oldukları toplumun iktisadi ve siyasi gücüyle orantılı.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bir çok dil artık konuşulmaz oldu. Bu dillerin yok olmasında neler etkili oldu?

En temelde emperyal ilişkiler, yani sanayi sermayesinin birikip her ilişkiye egemen olması yatıyor. Günümüzde diller taşıdıkları sınai ve ticari değer ölçüsünde rağbet görüyor. Her dil bir kültürün taşıyıcısı olduğu kadar, bir iktisadi bütünün de taşıyıcısı. Sermaye boy boy. Kültürler de buna göre boy atabiliyor ya da gitgide sönümleniyor. Siyasi ve iktisadi gücünüz yerindeyse, diliniz de o ölçüde gelişiyor. Egemen diller değerli bir ihraç malı gibi başka ülkelere satılabiliyor. Bugün dünya nüfusunun diller açısından bir numaralı arzu nesnesi İngilizce. Onun alıcısı çok. İnsanlar İngilizce kurslarına, İngilizce eğitim veren okullara para döküyor. Eğitimin durumuna baktığınızda dilin durumunu da görebilirsiniz. Bizim gibi çeper ülkelerin dilleri “para etmiyor”.

Kuşaklardır daha çok sözlü aktarım yoluyla öğrenilen Kürtçenin geleceğini bir dil bilimci olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Anadilinde eğitim olmadan Kürtçenin yaşaması mümkün müdür?

Anadilinde eğitim ilkesi tek başına dillerin gereğince gelişmesini sağlamaya, hatta yaşamasına yetmeyebiliyor. Egemenler ikincil dilleri bir tür folklor öğesi gibi algılıyor. İnsanlar gündelik anlatım ihtiyaçlarını anadillerinde karşılasalar bile, eğitim dili olmadan yazı dili, bilim, felsefe ve teknoloji dili gibi ihtiyaçlar için egemen dile başvurmak kaçınılmaz oluyor. Türkiye’de Kürtçe için, birinci basamak egemen dil Türkçedir, ikinci basamak ise genel olarak İngilizce. Elbette bulunduğunuz ortama göre araya başka bir dil girebilir. Aslında aynı durum tüm çeper diller için geçerli. Belki bazı dillerin tarihsel birikimleri, teknolojileri, edebiyatları daha çok ilgi çekiyor olabilir. Ancak, bir dil hayatın bütün alanlarıyla ilişki geliştiremediği ölçüde geriliyor, yerini egemen dile bırakıyor.

Yine de, demokratik ülkelerde gerilemenin bir tür gönüllü asimilasyon oluşturduğunu eklemek gerekir. Kürtçenin Türkiye’deki konumu ise çifte asimilasyon anlamına geliyor, hem özellikle İngilizce karşısında gönüllü asimilasyon söz konusu, hem de Türkçe karşısında baskı ve yasaklarla örülmüş, zora dayalı asimilasyon. Kürtçe bu koşullara belirli ölçüde direnç gösteriyor, “kütüphanesini” geliştirmeye çalışıyor.

Son dönemde yükseliş gösteren ırkçı yaklaşımlar nedeniyle Kürtçe aşağılanmaya, küçük görülmeye, konuşanlar ise ötekileştirilmeye çalışılıyor. Kürtçe sanat yapan sanatçıların etkinliklerinin yasaklanması, Kürtçe eğitim veren kurumların kapatılması, Kürtçe yayıncılığın engellerle karşılaşması gibi pek çok faktör de göz önünde bulundurulduğunda sistematik bir yok oluşa sürüklenmeden söz edilebilir mi? 

Yok oluş diyebilir miyiz, bilmiyorum. Kürtçe dahil, belirli kültürlerin baskılandığı açık. Ancak, mesele Kürtçeyle sınırlı değil. Sözgelimi şu son günlerde İlkay Akkaya’nın konserlerine yönelik yasakları ve kendisine yapılanları düşünürsek, en geniş anlamıyla iktidarın istemediklerini reddetmeye, hayat alanlarını sınırlamaya yöneldiği görülüyor. Kendi tekçiliğini dayatıyor iktidar. Demokrasi güçlerini bölmeye çalışıyor.

Türkiye’yi yönetenler söylemde Kürtçe ile bir sorunları olmadığını, anadilinde konuşmanın doğuştan gelen bir hak olduğu beyanlarında bulunmasına karşın anadilinde eğitime karşı katı bir tutum sergiliyor. Uzun yıllardır uygulanan seçmeli ders ve bazı üniversitelerde açılan ‘Yaşayan Diller Enstitüleri’ yoluyla taleplerin karşılandığını savunuyor. Sizce bu uygulama yeterli mi? Yeterli değilse alternatifi nasıl oluşturulmalı? 

Yeterli olmadığı şuradan da belli ki, Türkiye’de anadilinde eğitim veren Türkçe dışında Rumca ve Ermenice olmak üzere iki tür okul cumhuriyetin başından beri var, ancak bu okullardan söz edildiğini bile duymayız. Neden? Yasal olarak kurulmuşlardır, dersler Türkçe ile karma olarak, Millî Eğitim Bakanlığı’nın denetiminde verilmektedir, ancak yine de kamu önüne çıkarılmazlar, birer eğitbilim örneği olarak incelenmeleri söz konusu edilmez. Tekçi politikalar onları da kendi hizasında tutmaktadır.

Türkiye’de anadilinde eğitim-öğretim talepleri her seferinde ‘’Ülke bölünür’’ diye geri çevriliyor. Dil üzerinden ülkeler bölünür mü? Eğer ‘bölünmez’ diyorsanız, bu talebi karşılamanın yol ve yöntemleri hakkında fikriniz nedir?

Bence mesele devletin yurttaşlarla kurduğu, denetim ilkesine dayalı, güvensiz, paternalist ilişkide yatıyor. Güvene, sorunları çözme iradesine ve Evrensel haklar ile özgürlüklere dayalı bir yönetim esas alınsa, devletin kendi yurttaşından korkması için neden kalmaz. Bu bir değer verme meselesi. Devlet bir zahmet dil alanında gerekli bilimsel çabaları kabullense ve akademik çalışmaya gerekli özgürlük alanlarını açsa, bölünme paranoyasına da yer kalmaz. Tabii İsviçre’den kopya çekelim demiyorum, ancak günümüz koşullarında bir arada yaşamanın bazı ilkelerinin de olduğunu görüp kabul etmekten söz ediyorum.

Dünyadaki örnekleri de göz önünde bulundurursanız, bir dilin kamusal alandan dışlanmasının toplumsal etkileri konusunda yorumunuz nedir?

Dünyada konuşulan anadillerinin toplam sayısı yedi binin üzerinde. Bu sayının sürekli olarak azaldığını biliyoruz. Demektir ki anadili konuşucularının yeterli iradeyi gösteremedikleri ve komşu halklardan gerekli saygıyı görmedikleri ortamlarda dilin yaşama şansı kalmıyor.

Devlet bu konuda ketum davranmaya devam etse dahi, dil konusunda hassas olan kişi ve kurumlar ne gibi önlemler alabilir? Anadilinin öğretilmesi, yaşatılması, anadilinde eserler sunulması için ne gibi çalışmalar yapmakta fayda görüyorsunuz?

Kürtçenin bu konularda çalışmalar yapan çok sayıda yazarı ve dilbilimcisi var ve hepsi de dillerine sahip çıkmak konusunda güçlü bir irade ortaya koymuşlardır. Şimdi ihtiyaç duydukları başlıca destek, hakların ve özgürlüklerin sağlandığı demokratik ortamlardır. Aslında aynı durum Türkçenin dilbilimcileri için de geçerli. “Kürtçü” ya da “liboş” gibi yaftalar, KHK’lar, insanları düşünmekten bile korkar hale getiriyor. Yine de, her şeye rağmen, Kürt Dil Bayramı kutlu olsun!

×

NECMİYE ALPAY KİMDİR? 

1946 yılında doğan Necmiye Alpay, dil çalışmaları üzerinde yoğunlaştı. 1969 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi.

1978’de Paris-Nanterre Üniversitesi’nden uluslararası iktisat alanında doktora derecesi aldı. Mülkiye’deki öğretim üyeliği 12 Eylül 1980 darbesi ile başlayan süreçte sona erdi. İzleyen yıllarda akademide ‘Türkçe’ ve ‘Yaratıcı Yazarlık’ alanlarında dersler verdi. 2011 yılından itibaren uzun süre Dil Meseleleri üzerine gazetelerde yazdı.

Alpay, kapatılan Özgür Gündem gazetesinin Yayın Danışma Kurulunda yer aldığı gerekçesiyle 2016’da ‘örgüt üyesi olmak’ iddiasıyla tutuklandı. Tutuklanmasının ardından İsviçre’nin Almanca Pen Merkezi (DSZP) tarafından onur üyeliğine seçildi. 2020’de hakkındaki bütün suçlamalardan beraat etti.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz