Dicle Anter
Dersim’de devlet bürokrasisinin işlediği cinayet altı yıl sonra açığa çıktı. Valinin oğlunun işlediği cinayet ne kadar örtbas edilmeğe çalışılsa da her şeye rağmen adaletin uygulanması kamu vicdanını bir nebze de olsa rahatlattı. Burada yalnız vali değil zamanın adalet bakanı ve içişleri bakanlığı da sorgulanmalıdır. O dönemlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu birçok kez Dersim’e geldi. Bu gidip gelmeler de sorgulanmalıdır. Katilleri korumak devlet görevlilerinin işi değildir. Olayın akışı yetkili kurumların bu cinayet hakkında bilgileri olduğunu ve bu cinayeti nasıl sümen altı etmeye çalıştıklarını gösteriyor. Gülistan Doku’nun ailesinin her türlü olumsuzluğa rağmen kararlı bir şekilde bu adaletsizliğe karşı mücadelesi cezasızlık sistemini sorgulayan bir başkaldırıdır. Bu cinayette her türlü suçlar zinciri devreye sokulmuştur. Devlet hastanesi başhekiminin delilleri, başka birisinin para karşılığında video ve sim kartı kayıtlarını silmesi, cenazenin bir kaç defa yer değiştirmesi, valinin günlerce yanıltmaya yönelik botla Munzur’da araştırma yapması, savcıların olaya uzak durması, şoförün, koruma polislerinin tutumları nasıl bir çete cinayeti olduğunu ortaya koyuyor. Mahkeme süreci başladı ama ülkede o kadar çok hukuki olumsuzluklar yaşandığı için toplumda tedirginlik var. Ne zaman ki bu cinayette adı geçen yetkililer ceza alırlar o zaman bu tedirginlik ortadan kalkar. Yurt dışındaki kişi de yakalanılırsa olumlu bir gelişmeye tanık oluruz. Vali bey mahkemede ‘’ben devletin valisiyim emniyette ifade vermem’’ demiş. Bizler bu sözleri devletin koruması altında işlenen faili meçhul cinayetlerin sorgulanmasında sorgulanan kişilerden duymuştuk. Zihniyet aynı değişen bir şey yok. Oğlunun cinayetini ört bas edeceğine valiysen o zaman asıl görevin halka hizmettir, görevini yap.






