Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC’ten çekilme kararı, yalnızca enerji politikasıyla açıklanmıyor. İran savaşı, ABD ve İsrail’le yakınlaşma ve Suudi Arabistan’la rekabet, bu hamleyi bölgesel güç mücadelesinin merkezine yerleştiriyor.
HABER MERKEZİ- Dünya medyası ve Ortadoğu eksenli düşünce kuruluşları, Birleşik Arap Emirlikleri’nin tam da İran savaşının ortasında Petrol İhraç Eden Ülkeler örgütü OPEC’ten ayrılma kararına kilitlenmiş durumda.
1967 yılından beri OPEC üyesi olan ve günlük yaklaşık 4,5 milyon varil petrol üretimi yapan Abu Dabi ile Suudi Arabistan arasında özellikle 2010’ların sonundan itibaren belirginleşen üretim kotası tartışmaları, BAE’nin kararının temelini oluşturuyor. BAE, artan üretim kapasitesine rağmen OPEC’in koyduğu sınırlamalar nedeniyle potansiyelini tam kullanamadığını savunuyordu. 2021’de kota pazarlıkları sırasında iki ülke arasında açık kriz yaşanmış, BAE daha yüksek üretim hakkı talep etmişti. Aynı dönemde Abu Dabi, altyapı yatırımlarını hızlandırarak daha fazla petrol ihraç edebilecek bir konuma geldi. İran’la gerilimin tırmandığı ve bölgesel dengelerin yeniden şekillendiği son süreçte ise bu uzun süredir biriken rahatsızlık, siyasi hesaplarla birleşerek ayrılık kararına dönüştü.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin Petrol İhraç Eden Ülkeler (OPEC)’den ayrılma kararı, iki farklı perspektiften okunuyor: Biri siyasi hesaplara, diğeri ekonomik stratejiye işaret ediyor.
MIDDLE EAST EYE: ABD İLE SİYASİ YAKINLAŞMA
İngiltere merkezli Middle East Eye’de Sean Mathews imzalı analize göre bu adım, teknik bir üretim anlaşmazlığından çok daha fazlası. Abu Dabi yönetimi, bu kararla hem Suudi Arabistan’a karşı pozisyon alıyor hem de Donald Trump yönetimindeki ABD’ye dolaylı bir mesaj veriyor. Trump’ın uzun süredir OPEC’i eleştirdiği düşünüldüğünde, bu ayrılık Washington’la siyasi yakınlaşmanın bir işareti olarak değerlendiriliyor.
Bu önermenin temelinde de Abu Dabi’nin ABD ile yeni finansal anlaşmalar için görüşmelere başlaması ve ülkedeki varlık fonunun ABD’ye milyarlarca dolarlık yatırım planını duyurması yatıyor.
Fransız bağımsız medya kuruluşu Mediapart’ta yayımlanan Martin Orange imzalı analizde ise aynı karar daha çok “ulusal çıkar” ve ekonomik bağımsızlık çerçevesinde ele alınıyor. BAE, üretim kapasitesini artırarak küresel enerji piyasasında daha güçlü bir oyuncu olmak istiyor. OPEC kotalarının bu hedefi sınırladığı, bu yüzden ayrılığın kaçınılmaz hale geldiği vurgulanıyor.
BAE İLE SUUDİ ARABİSTAN ARASINDAKİ KOPUŞ
OPEC içinde belirleyici rol oynayan Suudi Arabistan’ın üretim kotaları üzerinden piyasayı yönlendirmesi, Abu Dabi’nin büyüme planlarıyla sık sık çelişti. Riyad zaman zaman üretimi artırarak pazar payını büyütmeye, zaman zaman da kısıntıya giderek fiyatları yüksek tutmaya çalışırken, bu dalgalı politika BAE’nin hedefleriyle örtüşmedi.
2017’den itibaren Suudi Arabistan ve Rusya’nın öncülüğünde uygulanan üretim kısıtlamaları da Abu Dabi yönetimini rahatsız eden başlıklardan biri oldu. BAE, daha fazla petrol ve gaz üretip küresel sıralamada üst basamaklara çıkmayı hedeflerken, kota sınırlamaları bu planları zorlaştırdı.
Her iki analiz de BAE ile Suudi Arabistan arasındaki uzun süredir devam eden görüş ayrılığına dikkat çekiyor. Riyad yönetimi petrol fiyatlarını yüksek tutmak için üretimi sınırlamayı tercih ederken, Abu Dabi daha fazla üretimle pazar payını büyütmekten yana.
Aynı günlerde BAE’nin attığı diğer adımlar da yön değişikliğine işaret etti.
Pakistan’a verdiği 3,5 milyar dolarlık kredinin geri ödenmesini talep etmesi, İslamabad yönetimini zor durumda bıraktı.
Hürmüz Boğazı’ndaki kriz nedeniyle Körfez ülkeleri zaten üretimi azaltmış durumda ve ihracat kanalları büyük ölçüde tıkanmış halde.
Uzmanlara göre BAE’nin OPEC dışına çıkması, örgütün yapısal olarak zayıflamasına yol açabilir. Hatta gelişmeyi, küresel enerji piyasasında daha parçalı bir yapıya doğru gidişi hızlandırabilecek bir kırılma olarak değerlendirenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar yüksek.
Ancak burada yorumlar ayrılıyor. Middle East Eye, son dönemde Suudi Arabistan’ın da üretimi artırma yönünde adım attığını, yani taraflar arasındaki ekonomik farkın azaldığını belirtiyor. Bu nedenle ayrılık kararının arkasında daha çok siyasi nedenler olduğu savunuluyor.
Suudi Arabistan ile BAE karşı karşıyaydı | Güney Geçiş Konseyi fesih kararı aldı
İRAN SAVAŞI BELİRLEYİCİ OLDU
Zamanlama konusunda iki analiz de hemfikir: Karar, ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşı ile doğrudan bağlantılı.
BAE bu süreçte ABD’nin askeri hamlelerine açık destek verirken, İsrail ile ilişkilerini de güçlendirdi. Hatta İsrail’in BAE’ye hava savunma sistemi gönderdiğine dair haberler gündeme geldi. Bu tablo, Abu Dabi’nin bölgesel dengelerde daha net bir saf tuttuğunu gösteriyor.
Mediapart ise aynı dönemde BAE’nin ekonomik ve finansal hamlelerine dikkat çekiyor. Pakistan’dan kredinin geri ödenmesinin talep edilmesi ve ABD ile yeni finansal anlaşmalar arayışı, ülkenin yönünü giderek daha fazla Washington’a çevirdiği şeklinde yorumlanıyor.
ABU DABİ BAĞIMSIZ BİR GÜCE DÖNÜŞEBİLİR Mİ?
Her iki analiz de BAE ile Suudi Arabistan arasındaki rekabetin sadece enerjiyle sınırlı olmadığını vurguluyor. Sudan ve Libya gibi kriz alanlarında farklı tarafların desteklenmesi, iki ülke arasındaki gerilimin çok katmanlı olduğunun işareti.
İran’la yaşanan çatışmanın Körfez’de birlik yaratması beklentisi de ‘kota yorgunu’ Abu Dabi’nin kararıyla suya düşmüş durumda.
Kısa vadede bu kararın piyasaya büyük bir etkisi olmayabilir. Ancak uzun vadede uzmanlar, BAE’nin OPEC dışında hareket ederek küresel enerji piyasasında daha bağımsız ve etkili bir oyuncuya dönüşebileceğini düşünüyor.
Bu da, yaklaşık 65 yıldır varlığını sürdüren OPEC’in geleceği açısından önemli bir kırılma anlamına gelebilir.
Türkiye’ye de dokunuyor | Hürmüz’den sonra Babu’l Mendeb: Somaliland ve Eritre daha da ‘kıymetli’







