CHP’nin ve Özgür Özel’in siyaset yapma ve rasyonel olanla bunun bağını kurma beceresi sadece kendi geleceğini değil hem sürecin hem de ülkenin kaderine etki edecek.
Akın OLGUN
Siyasetin köprüleri atmak değil, köprüler kurabilme becerisi olduğu, farklı şekillerde kendisini üreten bir aforizmadır malum ve özündeki asıl şey ise yapma gücü ve iddiasıdır.
Bu bir yüzleştirme eylemidir de aynı zamanda.
Çünkü bir şeyi inşa ederken, hemen her şeyi düşünmek, görmek, duymak, anlamak zorundasınızdır. Duyuyor, görüyor, düşünüyor ve anlamıyla hemhal oluyorsanız eğer, hatırlamanın sarsıcılığından kaçamazsınız.
Dolayısıyla, siyaseten köprü inşa etme iddiasına sahipseniz, karşıtınızla o köprü için bir araya gelmenin de yolunu bulmak zorundasınızdır.
Yok sayarak kuramazsınız o köprüyü. Bunu yapabilmenin aklını, taktiğini bulmakla yükümlüsünüzdür ve kurucu olma pratiği de bunu gerektirir.
Seçmen, siyaset yapma iddiasına sahip herkesten kurma gücünü ortaya koymasını ister ve elbette ortaya koyduğu iradeye nasıl sahip çıkıldığına bakarak da sınar.
İşte CHP’nin içinden geçtiği zorlu dönem ile Dem Parti’nin süreç temelinde siyaset yapma handikapları bunları kapsıyor diyebiliriz.
Bu yanıyla, her iki partinin iddia ve tutumlarının sadece kendilerine içkin olduğunu düşünmek, büyük bir yanılgı olur.
Atacakları bir adımın, siyaseten zincirleme sonuçlar doğuracağı tecrübesine sahip partilerin; herkesin üzerinde tepişip, kuru kalabalık yaptığı yerde, en sağduyulu tutumu alması, sürüklenmeye müsait bir zemindeki canhıraş tutumların, karşıt siyasetin adımlarıyla manipüle edilebileceğini bilmeleriyle çok ama çok ilgilidir.
“Ara Seçim” tartışmasını kısık ateşte ısıtan CHP’nin taktik hamlesi ile Dem Parti’nin süreç temelinde yürüttüğü siyasetinin karşı karşıya getirilmeye çalışılması ve buna karşı iki partinin aldığı soğukkanlı tutum da bununla ilgilidir.
Evet, “ara seçim” in Dem Parti’nin siyaset planlanmasında olmadığı gizli kapaklı bir durum da değil.
Erken seçimin kaçınılmaz olduğunu bilen Dem Parti’nin yaklaşımı, süreç temelinde inşa olmuş bir siyaset aklına dayanıyor ki, en önemlisi Kürt sorununun bölgesel boyutu ile arasında bir bağ olması.
Bu bağ onun her adımını çok dikkatli atmasını hem zorunlu kılıyor hem de bağlayıcı sonuçlar yaratacağını bildiklerinden, sürecin tarihsel, sosyal, siyasal temelinde kurulan paradigmasına zarar vermeyecek olanı korumaya mecbur bırakıyor.
Bu mecburiyetlerin onları siyaseten daha yaratıcı ve ağır kıldığı da çok net ve evet Dem Parti geleneği hiçbir zaman kolay olanla sınanmadı.
Yeri gelmişken, her gelişmede üst perdeden konuşan ve Dem Parti’ye olmadık ithamlarda bulunan “yeni yetme” siyaset ahkamcılarının, çaresizlik öfkesine tutulmuş insanların önüne Dem’i parçalamaları için atmaları acıklı bir görüntü sunuyor. (Bu tiplerin, CHP etrafındaki aktörlerin çevresinde birikmiş olmaları da dikkat çekici.)
Tekrar konuya dönersek:
Gelişmeler, tüm ülkenin ve halklarının geleceğine dair meselelere daha hassas, daha özenli, daha soğukkanlı ve daha akılcı yaklaşmamız gerektiğine dair güçlü işaretler veriyor. Atılacak her adımın, ortaya konacak her sözün bir karşılığı olduğu ve rastgele orta yere sarf edilemeyeceğini de söylüyor elbette.
Hem bölgesel gelişmeler hem de Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve siyasal gerilim hatları, tüm toplumun kaderini derinden etkileyecek sonuçları doğurabilir.
Bu yanıyla, ülkenin ana muhalefet partisi olan CHP’nin alacağı tavrın, ortaya koyacağı siyasetin ve pratiğin öngörülemez kısımlarına bakma zorunluluğu ve bu olasılıkların bağını doğru kurma hassasiyeti olmazsa olmaz. Maalesef olasılıkları konuşmaktansa, kendisini tartıştırmak isteyen vasatın popülizmi gündemimizi daha çok şekillendiriyor.
Özgür Özel’in ortaya attığı “ara seçim” çıkışı bir taktiksel adım gibi görünüyor ama ben bu adımı daha çok iktidarla arasında bir köprü kurma isteğine bağlıyorum ki kendisinin “ara seçim” konusunda yüksek sesle konuşmuyor oluşu da bu düşüncemi besliyor.
Hiç kuşkusuz “ara seçim” talebini dillendirmek önemli bir hamle ama Özel’in siyaset deneyimi, onu pratikleştirmenin sonuçları konusunda uyarıcı sinyalleri de barındırıyor olmalı.
Öyle olmasa, tarz olarak yüksek konuşmayı seven muhalefet liderinin çıkışı çok daha güçlü ve net olurdu. Üstelik ara seçimin diğer partilerin onayı olmadan, onların gündemi, beklentileri göz önüne alınmadan, bir ortaklaşma sağlanmadan yapılması sadece ve sadece maceracılık olacaktır ki bu da CHP’nin yalnızlaştırılmasının önünü daha da hızla açabilir.
Öngörülemez bir muhalefet ve liderlik olgusu kitlelerde büyük bir korkuya ve öfkeye de yol açabilir. Başarısız bir sonuç ise sadece CHP’yi değil, liderliğini de oyunun dışına atar.
Özgür Özel’in söylemlerinden, ara seçimi olmazsa olmaz gibi bir yere konumlandırmadığını anlıyoruz. Bu da bize iktidarla davalar, operasyonlar ile süreç arasında yeni bir yol inşa etme ve uzlaşı temelinde yeni bir siyaset köprüsü kurma isteği olduğunu işaret ediyor daha çok.
Buradan hareketle; “mutlak butlan” olasılığı dahil, CHP’yi kendi içinde büyük bir kırılmaya ve yarılmaya sürükleyebilecek iktidar tutumuna karşı bir uzlaşı köprüsü inşa etmek, rasyonel olanla uyumlanmak olarak tarif edilebilir söylemi.
Kulağa hoş gelmeyebilir ama değişen dünya, bölge ve Türkiye gerçekliğinden bakınca, tehlikenin, CHP’nin boyunu katbekat aştığı görülür.
Daha ötesi, Kürt siyasetini de Cumhur ittifakını da aşan bir yanı var bunun ve zaten böyle olmasa, süreç temelinde, ülkenin ve halkların geleceği konusunda bir “kader birliği” yapma zorunluluğu oluşmazdı.
Öcalan’ın ortaya koyduğu paradigmaya da bu gözle bakmak mümkün. Hatta bu temel üzerinden bakarsak, CHP’nin arayışını da bir zemine oturtabiliriz.
Durumu görmek, okumak ve çözümlemelere uygun şekilde köprüyü inşa etmek sanıldığı kadar kolay da değil.
Kürt siyaseti üzerinden bakarsak eğer meseleye, göreceğimiz şey, “yıkan” değil kuran olma pozisyonuna 93 yılından beri geçtikleridir ve siyasetin omurgasını bunun üzerine kurduklarıdır. Eğer bugün Türkiye’nin 3. büyük partisiyse DEM ve tüm baskılara rağmen siyasetin önemli bir aktörü olarak konuşabiliyorsak hala bu yüzdendir. Kürt siyasetini “yıkan” değil, kuran pozisyona çeken Öcalan hakikatinin ve liderliğinin anlamı da burada kendini gösteriyor diyebiliriz. Kuran olmayı, bunun siyasetini yapmayı, tüm gelişmeler eşliğinde, bugünden geleceği inşa etmeyi; stratejinin, paradigmaların temeline oturtan aklın ve bu akla bağlılığın yarattığı cesaretin sonuçları önümüzde duruyor işte. (Artık var olmayı değil, varlıklarını kurucu kılmanın mücadelesini veriyorlarsa bundadır.)
Masa, müzakere, barış siyaseti bir köprü siyasetidir özetle.
“Somut koşulların somut tahlili”dir ve bu tahlil, “iktidar” olmayı hedeflemiyor, belirleyen ve dönüştüren olmayı hedefliyor ki bu da onların hem iktidarla hem muhalefetle hem de toplumla bağ kurabilmelerini sağlıyor. Bu bağlaç siyasetinin gücü, onu ortaya koyabilme ve uygulayabilme beceresinden geliyor da diyebiliriz. (Umarım ileride bunun üzerine daha çok konuşma imkânımız olur.)
İşte Özel’in Dem Parti ziyaretinde ifade ettiği “anlıyoruz” temalı sözünün kabulü de buraya dayanıyor.
Dem eş başkanlarının CHP üzerindeki baskıyı kabul etmedikleri ve ara seçime dair çıkışlarını anladıkları, demokrasi mücadelesinin kendileri için olmazsa olmaz olduğu vurgusu da buna dayanıyor.
CHP’nin iktidar olma hedefi onu güçlü kılıyor ama aynı zamanda onu zehirliyor da.
Bu kaçınılmaz ikilem birçok zorluğu beraberinde getiriyor; bitmek bilmez operasyonlar, baskılar, yığılmış davalar ve hepsiyle baş edebilmenin yoruculuğu… Bölgesel gelişmeler, dünyanın içinden geçtiği kaos ve Türkiye’nin bu kırılgan hattın içinde bulunmasını da buna ekleyerek bakarsak, siyaset arenasında birçok köprü inşa etme zorunluluğu kendini dayatıyor ve CHP’de bunun en önemli muhataplarından biri.
Özel, bu kaçınılmaz olanı, en doğru zeminde kurmak istiyor olabilir ve omuzlarındaki yük oldukça ağır. Partisini iktidara taşıyabilmek için önce yarına çıkarması gerekiyor özetle. Çünkü partisi yarını göremeyecek hale gelebilir ve bu risk hiç de küçük değil.
Kürt siyaseti kendisi açısından bunu çok önceden görüp, durum okuması yaparak, riskin kendisine ait olan kısmında, tarihi bir karar alarak, dönüşümünü gerçekleştirme hamlesi yaptı. Bir yandan aldığı riskin handikaplarıyla mücadele ederken, diğer yandan da bütünlüğünü koruyarak, yeni döneme hazırlanmanın paradigmasını kurdu. Bölgesel gelişmeler, “yeni” dünya düzeninin kıyıma dayalı dizayn stratejisi ve bir günde kalemi kırılacak olan güçlerin içinde kendilerinin de olma ihtimali, aldıkları kararları hem kırılgan hem cesur kıldı. Kırılgan kısımlarını cesaretle onardılar ve ayakta kalmayı başardılar ama tehlike geçmiş değil.
Okuma yapmanın neden önemli, paradigma kurmanın neden hayati, kendi yolunu açmanın ve siyasetin en “olmaz” denileniyle “kader birliği” etmenin neden anlamsız olmadığını öğreten bir süreç bu.
Doğru değerlendirenin ayakta kalacağı, değerlendiremeyenin tasfiye olacağı kocaman bir denklem de aynı zamanda.
Bu aşamada CHP’nin ve Özgür Özel’in siyaset yapma ve rasyonel olanla bunun bağını kurma beceresi sadece kendi geleceğini değil hem sürecin hem de ülkenin kaderine etki edecek.







