Ecehan Balta
Savaşın ve ekolojik yıkımın ardından sık sık aynı cümleyi duyarız: “Orada ne işi vardı?”
Mayına basan köylüye, orman yangınının ortasında kalan insana, maden sahasına dönüştürülen köyünü terk etmeyen kadına, sınırda öldürülen çobana, zehirli atıkların arasında yaşayan çocuğa bu soru yöneltilir. Tehlikenin neden orada olduğu değil, insanın neden kendi toprağında bulunduğu sorgulanır.
Oysa soruyu tersine çevirmek gerekir:
O insanın orada ne işi vardı değil, o mayının orada ne işi vardı?
İnsanların kendi köylerinde, tarlalarında, meralarında ve geçim alanlarında bulunması bir suç değildir. Açıklanması gereken, yaşam alanlarının neden mayınlandığı; mayınların neden temizlenmediği; yıllar sonra bile insanları öldürmeye ve sakat bırakmaya neden devam ettiği; sorumluluğun neden sürekli mağdurların üzerine yıkıldığıdır.
Bu soru yalnızca kara mayınları için geçerli değildir.
O madenin orada ne işi vardı?
O zehirli atığın orada ne işi vardı?
O termik santralin, askeri yasak bölgenin, güvenlik barajının, taş ocağının, savaş uçağının orada ne işi vardı?






