BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Odağını korumak ama neden?

Odağını korumak ama neden?

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Çünkü artık görünür olacak şekilde, Dem Partili kesimlerin odağı, daha çok CHP etrafındaki tartışmaların içinde kendini gösteriyor. Bu, İmralı’nın kurduğu “Demokratik Cumhuriyet” merkezli stratejinin, büyük örgütsel dönüşümün ve Türkiye’nin ikinci yüzyılının kurucu gücü olma iddiasının, CHP tartışması içinde soğutulması riskini barındırıyor. Durum; bu riskin nasıl ve neden ortaya çıktığı, bir sürüklenme oluyorsa sebepleri nedir gibi sorulara cevap vermeyi sanırım zorunlu kılıyor.

Akın Olgun

Siyasette belirleyici olmak ile odağı kaybetmemek arasında çok önemli bir bağ olduğunu söyleyebiliriz.

Odağınızdan koptuğunuzda, kendinizi bir başkasının yörüngesinde bulmanız kaçınılmaz olur ve içinden geçtiğimiz sürecin kritikliği ile değerlendirdiğimizde, siyasetin böyle bir lüksü olmadığı da görülebilir.

Türkiye siyasetinin handikaplarından biridir bu.

Ortada strateji yoksa, anlayış zayıfsa, irade eksikse, tüm kazanımlarınızın, ürettiklerinizin ve başarılarınızın bir başka siyaset tarafından sönümlenmesi kaçınılmaz olur.

Savruluşların, eklemlenmelerin, kendisi olmaktan çıkmanın örnekleriyle dolu siyasal tarihimiz malum. (Siyasal kişilikler anlamında da böyle bu. Yaşanan hayal kırıklıkları boşuna olmasa gerek)

Siyaset kurucularının ilk hedefi, diğerlerinden bir adım önde olmaktır ve bunu başarabilmenin yolu, odağından uzaklaşmamayı sağlayabilmektir diyebiliriz.

Her şeyi onun etrafında kurmayı becerebilmek, onun etrafında örgütleyebilmek ve onun etrafında konumlandırabilmek ise stratejik aklın önemine işaret eder.

Bir süredir, Özgür Özel ve ekibinin, tüm siyasi yapıları ve olan biten her şeyi kendi etrafında konumlandırmaya çalıştıkları sanırım az buçuk siyaset okuması yapan herkes gözlemliyordur.

Elbette, kendileri açısından doğru bir siyasal tutumdur ve kendileri için hayatidir de diyebiliriz.

Dem Parti için de bu böyle ve hatta bu iki odağın, siyaset sahnesinde kurmaya çalıştığı belirleyiciliğin birbirine değen alanları var.

Bu aynı zamanda, her iki siyasetin kendi odağını kaybetmeme mücadelesinin de bir yansıması.

Lakin, çok açık olarak söylemek gerekirse, Dem Parti açısından mesele çok daha stratejik ve attıkları adımlara hata payı koyamayacak kadar da durum kritik.

Aldıkları risk yüksek ve Kürt siyasetinin ortaya koyduğu iddianın büyüklüğünden bakınca, oldukça da hassas durum. Bu konuda farkındalığın ne kadar geniş olduğu ise biraz tartışmalı.

Çünkü artık görünür olacak şekilde, Dem Partili kesimlerin odağı, daha çok CHP etrafındaki tartışmaların içinde kendini gösteriyor.

Bu, İmralı’nın kurduğu “Demokratik Cumhuriyet” merkezli stratejinin, büyük örgütsel dönüşümün ve Türkiye’nin ikinci yüzyılının kurucu gücü olma iddiasının, CHP tartışması içinde soğutulması riskini barındırıyor.

Durum; bu riskin nasıl ve neden ortaya çıktığı, bir sürüklenme oluyorsa sebepleri nedir gibi sorulara cevap vermeyi sanırım zorunlu kılıyor.

CHP eksenli tartışmaların görünürlüğünü abartmanın, kimi zaman sürecin önüne geçen, dolayısıyla seçmeni ve Dem Parti çevresini stratejik düşünme becerisinden alıkoyan ve bunun da sürüklenmeye açık kapı bırakan yanı olduğu ihtimali dahi ürpertici.

Bununla birlikte, elli yıldır süren savaşın geldiği yer, bölgesel denklemler, değişen güvenlik stratejilerinin yarattığı handikaplar, hegemonya savaşlarının oluşturduğu tuzaklar gibi birçok sorunla boğuşan süreç, sadece çözümü değil, aynı zamanda “kurucu lider”in pozisyonunu tehlikeye sokabileceğinin de işaretlerini veriyor.

Buradan hareketle ifade etmek gerekirse; Dem Parti’nin tüm gücüyle, kurumsal çevreleriyle, ilişkileriyle, odağını güçlendirme, bunun stratejik inşasını sağlama zorunluluğu daha belirgin hale geliyor.

Dikkati stratejik hedefe vermek, tüm gelişmeleri stratejinin temel hedefi etrafında ele alarak değerlendirmek ve toplumsal enerjiyi, siyasetin süreçten yana olan akışına katmak, olmazsa olmaz görünüyor.

Demokratik Cumhuriyet” anlayışının, sadece arayış içinde olanları değil, hakiki ve erdemli bir siyasal özne olarak varlığını “demokratik” alanda inisiyatifli kılmak isteyen tüm kesimleri merkezine alacağı hiç şüphe götürmez.

Açık söylemek gerekirse ne butlanlı Kılıçdaroğlu CHP’sinin ne de Özgür Özel ve ona bağlı “Yeni Parti” yolcularının, beklenti ve talepleri karşılayabilecek bir güçleri görünmüyor.

Ne iddiayı kurabilecek ideolojik bir sağlamlıkları ne de yarına taşıyabilecekleri bir paradigmaları var çünkü.

Bu ise büyük bir boşluk yaratıyor ve bu boşluk ilerleyen günlerde daha da açığa çıkacak gibi.

“Demokratik Cumhuriyet” paradigmasını elle tutulur hale getirebilmenin en etkili yolunun, yerel yönetimlerden geçtiği ve kurulacak örnek modellerin büyük bir dinamizm yaratacağı ise çok net. Paradigma var, ideolojik donanım var ve politik zemin buna oldukça uygun.

Öncelikle Türkiye’de ve sonrasında dünyada konuşulacak olan komünal, kollektif ve halkçı örnek modeller çıkarmayı başarmak, yarının kurucu anlayışının somutlanması demektir. Bu somutlama; Türkiye’nin tüm ötekileştirilmiş kesimlerinin aynı nehre doğru akışını hızlandıracaktır. (Şimdiye kadar bunun yaratılamamış olmasının vebali ise yüksek görünüyor)

“Demokratik Cumhuriyet “in sadece bir söylem, öylesine dile getirilmiş havalı bir fikir olmadığını kanıtlama yükümlülüğü var ortada. Bu yükümlülük ise onlarca belediyesiyle Dem Parti’de.

Özetle; yerel yönetimler, “Demokratik Cumhuriyet” fikrinin, halkla buluştuğu yerlere dönüşebilir.

Yeni ve hızlı bir döneme giriyor süreç. Olasılıklar kadar, riskler de artacak.

Erdemin, hakikatin, kurucu aktör olma iddiasının ve “küçük adam” siyasetlerine karşı, hayatın her alanında demokratik pratiği inşa etmenin politikası ne kadar gerçekçi kılınırsa, o kadar büyüyecek umut.

Ve odağını kaybetmeyenler kesinlikle kazanacak.

Akın OLGUN kimdir?

1975 yılında Ankara’da doğdu.
1990’larda siyasi faaliyetleri nedeniyle 7 yıl cezaevinde kaldı. 19 Aralık
2000 tarihinde adına “Hayata Dönüş” denilen kanlı operasyona maruz kalan tutuklulardan biri oldu.
2002 yılındaki tahliyesinin ardından İngiltere’ye yerleşti.
Akın Olgun çeşitli haber portallarında ve sitelerinde köşe yazarı olarak, insan hak ve özgürlüklerini konu alan yazılarıyla, düzenli olarak okurlarıyla buluştu.
Cezaevi ve ölüm oruçları sürecini anlattığı ilk kitabı Adları Saklıdır dışında, Ecel Öyküleri, Karanfil Mevsimi, Kül Sesleri, Elalem, Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi isimli beş kitabı bulunmaktadır.
Olgun’un kitapları dışında İngiliz Film Enstitüsü’nün desteğiyle Kül Sesleri
ve Elalem kitaplarından uyarlanan Beyaz ve Elveda isimli kısa filmleri
yayınlandı. Ardından senaristliğini ve yapımcılığını üstlendiği kısa filmi
Fısıltılar, Feel The Reel International Film Festivali’nden ödülle döndü.

Benzer Haberler

Fatih Portakal ve Ece Üner de var

Ahbap soruşturması: Beş ünlü isim ifadeye çağrıldı

2 kişi yaralandı

Ankara'da eğitim helikopteri düştü

Vali Sonel’in yazışmaları ortaya çıktı

Eleştireni dövdürüp evine böcek yerleştirmiş

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz