Hatimoğulları, çerçeve yasanın temmuz ayında çıkarılması çağrısı yaparak, kapsayıcı kök yasa, kayyım uygulamasının sona erdirilmesi, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve Abdullah Öcalan’ın iletişim ile çalışma koşullarının düzenlenmesi olmak üzere dört temel başlık sıraladı.
HABER MERKEZİ – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Hatimoğulları, sözlerine Japonya’da gözaltındayken yaşamını yitiren Kürt senarist ve oyuncu Murat Çiçek’in ölümüne değinerek başladı.
Çiçek’in ölümünün aydınlatılması için hem Japonya makamlarına hem de Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na seslenen Hatimoğulları şunları söyledi:
“Japon makamlarına sesleniyoruz. Sorumluları mutlaka tespit etmelisiniz. Japonya’da birkaç bin Kürdün yaşadığını ve onlara olağanüstü ötekileştirici, hedef gösterici yaklaşımlar var. Bu çözülsün diye biz defalarca kez ilgililerle görüştük. Ama sonuç alamadık.
Murat Çiçek aynı zamanda Türkiye vatandaşıdır. Ve burada Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na da çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Bir yurttaşınız Japonya’da gözaltındayken ölüyor ve bu konuda siz hala ne ailesine ne kamuoyuna tek kelime dahi açıklama yapmış değilsiniz. Bu konu ile ilgili elinizi taşın altına koyun ve Murat Çiçek’in ölümünü aydınlatın.”
NATO ZİRVESİ
Ardından geçtiğimiz hafta Ankara’da düzenlenen NATO zirvesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hatimoğulları, protestolara yapılan saldırılara tepki gösterdi, basına dönük sansürü eleştirdi.
Hatimoğulları, şunları söyledi:
“NATO zirvesinin sonuç bildirgesine baktığımızda barışa, eşitliğe, demokrasiye, adalete dair hiçbir şey yok. Bütün dünya açlıkla karşı karşıya, onlar nasıl daha fazla silah satın alırızın derdine düşmüşler. Biz zaten demokrasiyle ilgili bir şey beklemiyorduk NATO’nun sonuç bildirisinden.
Bu zirvenin ana fikri şuydu: Savunma sanayii, silah tedariği ve savaşa hazırlıklar büyüsün. Yapay zeka destekli silah sistemleri, siber savaş altyapıları, uzay teknolojileri ve 50 milyar doları aşan silah anlaşmalarının geldiğini gördük.
NATO zirvesinde Ankara’da yaşanan baskılar bir kez daha Ankara’yı sınıfta bıraktı. Ankara’da fiilen sokağa çıkma yasağı uygulandı. Protesto hakkını kullanan ya da kullanma ihtimali olan insanlar bir şekilde gözaltına alındı. Milletvekillerine ve arkadaşlarımıza polis şiddet uyguladı. Daha vahimi basında yaşandı. Bakın Türkiyeli gazeteciler NATO zirvesini izlemekte zorlanıyorlar. Türkiyeli gazeteciler gidip zirveyi izleyemedi. Yabancı gazetecilerin katıldığı bir oturumda NATO Genel Sekreteri’ne Türkiye’deki gözaltıları ve yaşanan baskı soruldu. Bununla ilgili TRT ne yapıyor? Çeviriyi o esnada durduruyor, yayını durduruyor ve bilginin Türkiye halkına akmasını, Türkiye toplumuna akmasını engelliyor.”
ZİLAN KATLİAMI VE AMED ZİNDANI ANMASI
Konuşmasında 13 Temmuz 1930 tarihinde yaşanan Zilan Katliamı’nda yaşamını yitirenleri de anan Hatimoğulları, şunları belirtti:
“Dün Zilan Katliamı’nın 96. yılıydı. Bugün 14 Temmuz; Amed Zindanı Direnişi’nin yıl dönümü. Geçen hafta ise PKK’nin silahları yaktığı 11 Temmuz’un 1. yılını geride bıraktık. Bu tarihler birbirlerinden bağımsız değil. Hepsi aynı meseleye işaret ediyor. İnkâr ile demokrasiyi, çatışmayla barış arasındaki yüzyıllık mücadeleyi anlatıyor. Zilan Deresi’nde binlerce Kürt; kadın, çocuk, yaşlı demeden katledildi. Yalnızca canlar alınmadı. Bir halkın hafızası yok edilmek istendi. Aradan 96 yıl geçti ama hâlâ gerçekler açığa çıkarılmadı. Bir yüzleşme sağlanmadı. Adalet yerini zaten hiç bulmadı. Yıllar sonra aynı inkârcı anlayış Diyarbakır Cezaevi’nde işkenceyle sürdü. Ama orada tarihe kazınan yalnızca zulüm olmadı. Kemal Pirlerin, Hayri Durmuşların, Akif Yılmazların, Ali Çiçeklerin öncülüğünde yükselen 14 Temmuz Direnişi, insan onurunun en ağır baskı altında bile teslim alınamayacağını gösterdi.
Ben buradan Zilan’da yitirdiklerimizi, 14 Temmuz’da direnerek hayatını kaybeden bütün devrimcileri ve yurtseverleri saygıyla, minnetle anıyorum.”
ÇERÇEVE YASA ÇAĞRISI
Kürt sorunun çözümü için devam eden süreçte çıkması beklenen çerçeve yasa ile ilgili konuşan Hatimoğulları, kalıcı bir sorunun çözümünün hukuk olması gerektiğini vurguladı.
Bunun teminatının da yasa olması gerektiğine işaret eden Hatimoğulları, “Bu yüzden kamuoyunun büyük bir merakla beklediği çerçeve yasa artık çıkmalı” dedi.
Hatimoğulları, şunları dile getirdi:
“Yüzyıllık bir meseleyi tek bir yasa ile çözemeyeceğimizin hepimiz farkındayız. Ama ilk düğmeyi doğru iliklemek zorundayız. Çünkü yanlış iliklenen ilk düğme geri kalan her düğmeyi yanlış hale getirir. Bu yaz mevsimini heba etmeyelim. Temmuz’da çerçeve yasayı çıkartalım. 1 Ekim’de Meclis açıldığında bu kök yasayı güçlendirecek demokratik ve özgürlüklerin önünü açacak düzenlemeleri bir bir hayata geçirelim. Farklı düşündüğümüz noktalar olabilir. Bunları müzakere ile ortak akılla pek ala çözebiliriz.
İşte burada siyaset kurumun tamamına ülkemizin yüklemiş olduğu görev ve sorumluluklar gereği herkese çok büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Kimse kendi sorumluluğundan kaçmamalı. Kimse izleyici pozisyonunda olmamalı.
4 TEMEL BAŞLIK
DEM Parti olarak 4 temel başlığın ertelenemeyeceğini düşünüyoruz.
Birincisi kapsayıcı kök yasa. Barışın hukuku, tarafların iradesi ve muhattaplığını tanıyan bir zeminde kurulmalıdır. ‘O gelir bu gelmez’ tartışması olmamalı. Kategoriler olmamalı. Barışın kapısından herkes tereddüt etmeden, rahatlıkla geçebilmeli.
İkincisi Meclis Komisyonu’nun raporlarında da yer aldığı gibi kayyım anlayışı son bulmalı. AHİM ve AYM kararları uygulanmalı ve seçilmiş irade tam anlamıyla güvence altına alınmalı.
Üçüncüsü demokratik siyasetin önündeki engeller kaldırılmalı.
Dördüncüsü sayın Abdullah Öcalan’ın iletişim ve çalışma koşullarının, demokratik çözümün ihtiyaçlarına uygun özgür biçimde düzenlenmesi.”
Hatimoğulları’nın süreçle ilgili değerlendirmelerinden satırbaşları şöyle:
ÖCALAN, TÜRKİYE ÇÖZÜMÜNDEN YANADIR
“Biliyoruz, yaklaşık 50 yıldır devam eden savaş ve çatışmalar sürecinde herkesin yüreğinde derin bir yara var. Şimdi bu yaraları derinleştirme değil, iyileştirme zamanı. Sayın Öcalan, Türkiye çözümünden ve bu yaraları iyileştirmekten yanadır. Ortak yaşamdan yanadır ve özgür çalışabilirse bu yaraları sarma konusunda çok önemli bir rol üstlenecektir. Toplumla rahatça konuşabilen, düşüncelerini özgürce paylaşabilen, çözüm perspektifini anlatabilen bir Öcalan, Kürt halkının ve tüm Türkiye’nin önünü açar. Bu sürecin muhataplarına sesleniyorum. Hiçbir çözüm sürecinde yüzde 100 bir mutabakat olmaz. Olmasını da bekleyemeyiz zaten.
Ama hepimizin üzerinde birleşmesi gereken bir tek ilke var. Sorunlar konuşularak, diyalogla, müzakereyle ve buna uygun olarak atılacak somut adımlarla ve pratikle çözülür. Ekranlarda, kürsülerde, siyasetin kendi dilinde hâlâ ötekileştirici, hâlâ kışkırtıcı bir üslup var. Hakir gören, çözümsüzlüğü dayatan bir dil var. Bu, barış üretmez. Bu, mevcudu sürdürür sadece. Bizse barışı üretecek bir dille konuşmak zorundayız. Bu dili herkes böyle kurmak durumunda. Bakın, ülkenin 86 milyon yurttaşı kimliğiyle, diliyle, inancıyla, kültürüyle eşit ve onurlu bir yaşam hakkına sahip olmalı. Kürtlerin kimlikleriyle yaşama ve örgütlenme hakları vardır.
İKTİDARA, “ELİNİZİ ÇABUK TUTUN” ÇAĞRISI
Ve buradan iktidara sesleniyoruz. PKK’nin aldığı tarihî kararların sonuçlarını hayata geçirecek bir hukuk için elinizi çabuk tutun. Barışın gerektirdiği siyasi cesareti gösterin, yasayı daraltmayın, daha fazla ertelemeyin ve bu özel düzenlemeyi bir oldu bittiye getirmeyin. Buradan yine muhalefete sesleniyoruz. Barış hiçbir partinin mülkü değildir. Demokrasiye inanan herkesin ama herkesin ortak sorumluluğudur. Bu mesele başka bir bahara ertelendikçe Kürt meselesi büyümüyor; Türkiye’nin demokrasi sorunu derinleşiyor, büyüyor ve demokrasi açığı daha da artıyor. Sivil topluma, emekçilere, emeklilere, kadınlara, gençlere, gazetecilere, aydınlara, yazarlara, sanatçılara ve inanç topluluklarına seslenmek istiyorum. Barış sadece Kürtlerin meselesi değildir. Türkiye halklarının, Orta Doğu’nun savaştan yorulmuş olan bu coğrafyasının tamamının ortak sorunudur. Bu konuda bizler sadece izleyen, “Hele bekleyelim bakalım ne olacak.” diyen pozisyondan çıkmalıyız. Barışı hep birlikte daha güçlü sahiplenmeliyiz. Barışı daha güçlü sahiplenmeliyiz ki bu iktidar ve devlet daha çok adım atsın.
11 Temmuz’da silahlar yakıldı. O ateşten geriye sadece kül kalmasın. O ateşten hukuk doğsun, kardeşlik doğsun, barış doğsun, ortak yaşam doğsun. Kürt halkı, Türk halkı, Araplar, Ezidiler, Ermeniler, Hristiyanlar, Sünniler, Aleviler, Müslümanlar; ez cümle burada sayamadığım bütün farklı halklar ve inançlar olarak 86 milyon yurttaşımızın kendini özgürce, gururla ve büyük bir mutlulukla bu ülkede yaşayabileceği bir atmosferi hep beraber oluşturalım. Bunun koşulları hazır. Bu koşulların ilerletilmesi, bunun için de adım atılması lazım. Gelin, bu aşamada sürecin hukuki zemine kavuşmasının gecikmesine son verelim.
Bakın, bu süreçte yaşanabilecek gecikmelerden kaynaklanan tıkanıklıklar karşısında, “Bu yasayı başka bahara da bırakırsak bir şey olmaz.” diyen anlayış ve iktidar, ortaya çıkabilecek siyasi sorumluluğu halka anlatmak zorundadır. İktidar, atamadığı her adımın gerekçesini topluma açıklamakla yükümlüdür. DEM Parti olarak dün olduğu gibi bugün de barışın toplumsallaşması için daha fazla çalışacağız. Büyük bir sabırla, kararlılıkla ve dirayetle, barış etrafında kenetlenerek bu yolda yürümeye devam edeceğiz. Çünkü biz barışa yürekten inanıyoruz. Çünkü biz, Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesinin koşullarının fazlasıyla olgunlaştığının farkındayız.
ORTADA BİR ENGEL YOK
Bunun mevcut devlet ve iktidar anlayışı tarafından da böyle görülmesi gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz. Daha çok kan akmasın. Daha fazla anneler ağlamasın. Daha fazla bu topraklara kan karışmasın. Orta Doğu coğrafyası, sahip olduğu petrol zenginliklerinden çok daha fazla insan kanına tanıklık etti. Artık yeter. Artık yeter. Barışı tesis etmek için ortada bir engel yok. Artık sözden ve niyetten çıkıp pratik adımlar atılmalı. Meclis bu dönemde kapanmadan mutlaka ve mutlaka, bir saat dahi beklemeksizin, üzerinde mutabık kalınacak bir çerçeve yasa parlamentoya gelmeli.”







