Tuğçe Tatari
“Çetelerin yeni adresi İstanbul’un Göktürk semti” haberini yapan gazeteciyi gözaltına alıyorlar.
“NATO’ya hayır” diyen neredeyse herkesi, çevrecileri alıyorlar.
Piknikten dönen teyzeleri alıyorlar.
Politik hiciv yapan stand-upçıyı alıyorlar.
Siyasetçileri zaten aldılar, bırakmıyorlar.
Muhalifleri alıp bir kısmını tutuklayıp, bir kısmını bırakıyorlar.
‘Uyuşturucu’ iddiasıyla alınıp bırakılan çok sayıda ismin -boy boy gözaltı fotoğrafları eşliğinde- itibarı hedefe kondu.
Nereye gitseniz herkes birbirine kendi gözaltına alınma riskinden söz ediyor.
Öyle gazetecisi, aktivisti falan da değil ha; düz vatandaşlar, iş insanları, ev hanımları, popüler insanlar, şarkıcılar, oyuncular… Herkes bir sabaha karşı kapısının çalınma ihtimalinin olağanlığıyla yaşıyor artık.
“Adı büyük iş insanlarını, çocuklarını, kulüp başkanlarını bile aldılar” diyorum bana her korkup korkmadığımı sorana cevaben.
Evet, bizler yani mevcut rejime ilk andan itibaren muhalefet edenler, 24 yıldır belki de ülkedeki marjinal azınlık olarak başladığımız bu mücadeleye tutuklanma, gözaltına alınma, işsiz kalma endişeleriyle devam ettik. Hele bir de Kürt meselesi, azınlıkların hakları gibi konuları çalışanlar bu endişeyle 50 seneyi devirdi!
Fakat biliyorsunuz, bu endişe ve korku işi de insanın bünyesinde değişik çalışıyor; bir korku düzeyinden sonra insan doğası korku hissetmez, endişesini önemsemez hâle geliyor.
Hele hele kaçıp gitmemiş, memleketi kimselere teslim etmemişler için çok uzun, çok çetrefilli ve zor bir yoldan gelme durumu söz konusu…






