Sivas Katliamı’nın ardından açılan davada mağdur yakınlarının 2014’te yaptığı bireysel başvuru Anayasa Mahkemesi’nde 12 yıldır sonuçlandırılmadı. Dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyan avukat Dr. Günal Kurşun, gecikmenin makul süreyi aştığını savunarak AYM’nin etkili başvuru yolu niteliğini yitirdiğini söyledi.
HABER MERKEZİ- 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’ta bulunan aydın ve sanatçıların kaldığı Madımak Oteli’nin ateşe verilmesi sonucu 33 aydın ve sanatçının yaşamını yitirdiği katliamın üzerinden 33 yıl geçti. Türkiye’nin en ağır insan hakları ihlallerinden biri olarak hafızalara kazınan olayın ardından başlayan yargı süreci ise hala tamamlanabilmiş değil.
Katliamın ardından açılan davalarda çok sayıda sanık hakkında ağır cezalar verildi. Ancak bazı sanıkların yıllarca firari kalması, bir bölümünün zamanaşımı hükümlerinden yararlanması ve davanın “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmemesi, mağdur yakınlarının adalet arayışını ulusal ve uluslararası yargıya taşımasına neden oldu.
Bu sürecin son halkasını, mağdur ailelerinin 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru oluşturdu. Aradan geçen 12 yıla rağmen başvurunun karara bağlanmaması üzerine dosya şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) önüne taşındı.
Mağdurlar adına başvuruyu yapan avukatlardan Dr. Günal Kurşun, dosyanın AİHM’ye taşınma gerekçelerini Cumhuriyet Gazetesi’nden İklim Öngel’e değerlendirdi.

“12 YILLIK BEKLEYİŞ MAKUL DEĞİL”
AİHM’in normal koşullarda iç hukuk yolları tüketilmeden yapılan başvuruları kabul etmediğini anımsatan Kurşun’a göre Madımak dosyasında istisnai bir durum var: 2014’ten bu yana Anayasa Mahkemesi’nin karar vermemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin güvence altına aldığı “makul sürede yargılanma hakkı”nın ihlal edildiğini gösteriyor.
“Bir başvurunun 12 yıl boyunca sonuçlandırılmaması açıklanabilir değil” diyen Kurşun, bu nedenle AİHM’nin dosyayı kabul edilebilir bulması gerektiğini savundu.
BAŞVURUNUN TEMEL DAYANAKLARI
AİHM başvurusunda beş temel hukuki argüman öne çıkıyor. Bunların ilki, Madımak katliamının insanlığa karşı suç niteliği taşıdığı iddiası. Başvuruda, bu tür suçlarda zamanaşımı uygulanamayacağı, buna karşın davada zamanaşımı hükümlerinin işletildiği belirtiliyor.
İkinci başlık ise Anayasa Mahkemesi’nin 12 yıllık bekleme süresi nedeniyle etkili başvuru yolu olma niteliğini yitirdiği görüşü. Başvuruda ayrıca makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği, mağdurlar bakımından etkili bir giderim sağlanamadığı ve cezasızlık algısının güçlendiği savunuluyor.
Kurşun, “Adalet sağlanmadığı sürece ihlalin sonuçları devam ediyor. Bu nedenle insanlığa karşı suç tartışmasının bugün de hukuki önemini koruduğunu düşünüyoruz” dedi.
“KARAR İKİ KEZ GÜNDEME GELDİ, AÇIKLANMADI”
Kurşun’un dikkat çektiği noktalardan biri de Anayasa Mahkemesi’nin internet sitesinde yayımlanan “açıklanacak kararlar” listesi oldu.
Kurşun, Madımak dosyasının bu yıl ocak ve mart aylarında iki kez bu listede yer almasına rağmen kararın açıklanmadığını söyledi.
Bunun sıradan bir idari hata olmadığını savunan Kurşun, “Bir dosyanın iki kez açıklanacak kararlar arasında gösterilip ardından gündemden çıkarılması tesadüfle açıklanamaz. Kararın hazır olduğu ancak açıklanmadığı kanaatindeyim” değerlendirmesinde bulundu.
“BU HUKUKİ DEĞİL SİYASİ BİR MESELE”
Kurşun, dosyanın 12 yıldır sonuçlandırılmamasını hukuki gerekçelerle açıklamanın mümkün olmadığını belirterek, gecikmenin siyasi nedenlerden kaynaklandığını ileri sürdü.
AYM’nin görevinin bireysel başvuruları makul sürede sonuçlandırmak olduğunu vurgulayan Kurşun, “Bu kadar uzun süre bekletilen başka bir bireysel başvuru örneği bulunmuyor. Mahkemenin iş yükü böyle bir gecikmeyi açıklayamaz” dedi.
Kurşun, kararın açıklanmasının Türkiye’nin hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı tartışmalarını yeniden gündeme taşıyacağını savunarak, bu nedenle dosyanın kamuoyuna açıklanmadığı görüşünü dile getirdi.
“ADALET GECİKTİKÇE CEZASIZLIK DERİNLEŞİYOR”
Mağdur yakınları açısından geçen sürenin yalnızca hukuki değil toplumsal sonuçlar da doğurduğunu söyleyen Kurşun, yıllar içinde birçok sanığın yaşamını yitirdiğini, firari olarak aranan bazı isimlerin ise uzun süre evlerinde yaşayabildiğinin daha sonra ortaya çıktığını belirtti.
Bu tablonun toplumdaki adalet duygusunu zedelediğini ifade eden Kurşun, cezasızlık algısının toplumsal barışı da olumsuz etkilediğini söyledi.
AİHM NASIL BİR KARAR VEREBİLİR?
Kurşun, AİHM’in başvuruyu kabul etmesi halinde bunun yalnızca Türkiye açısından değil, Avrupa insan hakları hukuku bakımından da emsal oluşturabilecek bir karar niteliği taşıyacağını belirtti.
Mahkemenin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvuruyu reddetmesi halinde ise hukuki sürecin sona ermeyeceğini ifade eden Kurşun, Anayasa Mahkemesi kararını verdikten sonra yeniden AİHM’e başvuru yapılabileceğini kaydetti.







