Yusuf Karadaş
Emperyalistler arasındaki hegemonya mücadelesinin en sert ve kırılgan fay hatlarından biri olan Ortadoğu’da İran savaşı sonrasında yapılan geçici anlaşmaya rağmen zaman zaman Hürmüz Boğazı üzerinde karşılıklı saldırılar gerçekleştiriliyor ve ABD-İran görüşmeleriyle ilgili belirsizlikler devam ediyor. Öte yandan bu görüşmelerin gölgesinde, savaşın arka cephesinde ABD-İsrail’in bu savaşı başlatma nedenleriyle bağlantılı olarak önemli gelişmeler yaşanıyor. Erdoğan’ın geçen yıl Türkiye’nin Ortadoğu’daki stratejik hedeflerinin merkezine oturttuğu “Türk-Kürt-Arap ittifakı”; ABD emperyalizminin Türkiye, Suriye, Irak ve Lübnan’ı İran’a karşı kendi ekseninde birleştirme politikası olarak realize ediliyor. Kuşkusuz bu politika, İsrail’in “güvenlik” adı altında sürdürdüğü saldırganlık ve gerçekleştirdiği işgalleri de meşrulaştırmayı amaçlıyor.
Trump’ın Ankara’da 7-8 Temmuz’da yapılacak NATO zirvesine Erdoğan için katılacağını ve “Türkiye’yi memnun edecek açıklamalar yapacağını” söylemesi, 26 Haziran’da Lübnan ile İsrail arasında imzalanan anlaşma, ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın geçtiğimiz günlerde Irak Kürdistan Bölgesi’nde Bölge Başkanı Neçirvan Barzani ve Suriye Kürtlerinin liderlerinden Mazlum Abdi ile yaptığı görüşme, Irak’ta İran Dışişleri Bakanı Arakçi’nin Bağdat ziyareti ile eş zamanlı operasyonlar ve yeni Başbakan Zeydi’nin milis güçlerinin tasfiyesi yönünde aldığı kararlar bir zincirin halkaları gibi ABD emperyalizminin bölgeyi yeniden dizayn etme ve bu temelde yeni eksen oluşturma politikasına bağlanıyor.






