Sanat ve Hırsızlığı yan yana kullandığım içinse üzgünüm. Ama durumun yazıyı okuyunca içler acısı olduğunu anlayacaksınız.
Merih ATAK
Kleptokrasi yağma düzeni demek ve Otokrasi’yle birlikte anılıyor. Dünyadaki kleptokrat tüm ülkelerin yönetimlerine eşlik edişiyle ve maalesef Kleptokrasi’den Demokrasi’ye dönmek kolay değil. Bu notu en başa düşerek Türkiye’deki Sanat Piyasası’nın ahval-i şeriatını anlatmaya çalışacağım. Sanat ve Hırsızlığı yan yana kullandığım içinse üzgünüm. Ama durumun yazıyı okuyunca içler acısı olduğunu anlayacaksınız.
Türkiye’de yıllık toplam işlem hacminin 200-300 milyon dolarlık piyasaya tekabül ettiği düşünülen Türkiye Sanat ‘Sektörü’nde durum intihal oranlarına bakınca da içler acısı. Piyasa bu kadar küçük olunca pastadan pay almak isteyen Sanatçı Camiası, piyasanın küçüklüğüyle de orantılı olarak %30 oranını da ironik şekilde sabit tutarak eser çalıyor. Ve hala namuslu olan %70 oranındaki sanatçılar da sanatın yükünü omuzluyor.
İlk aklımıza gelen Müzik Piyasası’nda intihalin durumu gülmekle ağlamak arasında seyrediyor. Davalık olduğunda bir eser intihal açısından, Bilirkişi Müzik Otoriteleri, ritim dizilimleri ve düzenlemeyi çalsan bile buna hırsızlık demiyor ama diyalog anlamını taşıyan Melodi ve Şarkı Sözleri’ni çaldığında bunun intihal olduğunu beyan ediyor. “Ritim dizilimleri atmosferdir, mekanıdır Müzik’in” diyen Bilirkişi yani Müzik Otoriteleri bu noktada esinlenme olarak bakıyor ritmi aynen çalsan bile ve düzenlemeyi çalsan bile. Melodiyi ve Şarkı Sözü’nü çalarsan, orda “dur” diyor. Eğer yaratıcı olup besteci olamadıysanız, bu esinlenmenin genişliğinden ötürü daha kolay yaratım kulvarı olan besteciler dünyasında yer almadıysanız başka bir sanatın hamalı olduysanız üzülmeli misiniz yoksa sevinmeli mi, o da hayatı nasıl yaşadığınız ve algıladığınızla orantılı olarak değişebilecek bir şey.
Müzik Piyasası’nın ardın gelelim Dizi ve Sinema Sektörü’ne. Senaryolardaki benzerlik oranı; %28. Ancak her iki senarist’ten biri, intihale maruz kaldığını söylüyor ki bu rakamı daha da korkunçlaştırıyor. Bu da Türk Sinema ve Dizi Dünyası’nın içinde bulunduğu, sanatsal dilinin neden tam oluşmadığının kanıtlarından biri. Bu arada net bir rakam olmamakla birlikte rejide görsel ve sinematografik intihalin yaşadığı da bir gerçek.
Edebiyat Dünyası ise, Türkiye’de bir şaka yapıyor okuruyla birlikte. Her yıl TÜİK Veri Portalı’na göre, 14.000-15.000 yeni basılan yetişkinler için kurgu, roman türlerinde eser giriyor Türk Yayıncılığı’ndan içeri okurlara. Türkiye’de 70.000-300.000 arasında okur var. Dijital platformlar dahil her yıl yeni basılan eser sayısı ise 90.000. Ama akademik yayıncılıkla birlikte Yayın Dünyası’nı anacak olursak 400-415 milyon bandrol basılıyor bir yıl içinde Türkiye’de ayrıca.
Peki kim bu 14.000-15.000 Edebiyat Ustası ve tabii kim bu yeni yaratımlarıyla ve sektöre yeni giren yaratıcılıklarıyla 90.000 kişi. Bu arada 1700-1800 arasında da Yayınevi var Türkiye’de. Ve çeviri eser sayısı %15-20 oranında. Ben bu derece çok yaratıcı olup ama okuma eyleminde sınıfta kalan Türkiye Halkı’nın kutlanması gerektiğini düşünüyorum. Dünya’da şu çıplak gökyüzü altında tema sayısı belli olduğundan tema’yı çalmak mümkün değil kuşkusuz ama özgün anlatımı yazarın, olay örgüsü, spesifik karakter gelişimi ve yazarın üslubu kopyalanamıyor, intihale giriyor. Tanınmış Yazarların eserlerinde bile günümüzde intihal davaları olurken bu her yıl dijital platformlarda da yayınlanan toplam 90 bin yazarın intihal yapmadığını düşünmek biraz saf dillilik oluyor sanırım. Esinlenme, Gönderme Yapma ya da başka bir eser ya da Yazara’dan bahsetmiyoruz. Yoksa Çehov’dan daha Çehov olan dil taklidini ustalıkla yapan Tiyatro Oyun Yazarı Griffiths’i anmak gerekiyor örneğin Çehov’la aynı adı taşıyan Piyano oyunuyla da. Ya da Yazar Tom Stoppard’ı. Stoppard’ın Rosencrantz ve Guildenstern Öldüler Oyunu, Hamlet’inin “sahne arkasında” geçer ve Hamlet’in önemli karakterlerinin orijinal oyunun sahnelerinden parçalar canlandırdığı kısa görünümler yer alır. Kısaca bizzat Shakespeare’den replikler vardır oyunda. Bu iki ilk akla gelen Tiyatro Metni, yapıt içinden yapıt çıkarmaya örnektir örneğin.
Plastik Sanatlar’da ise kompozisyon, biçim ve teknik detayların izinsiz ve aynen tekrarlanması intihale giriyor. Plastik Sanatlar’da intihal oranı istatistiklere dökülmemiş olmakla birlikte Uzmanlar ve Galeriler, Sanat piyasası’nın %30’unun sahte, taklit ve intihal taşıdığı kanaati içinde.
İş, Akademi Dünyası’nda da farklı değil, not düşmek gerekirse son olarak. Kamu Üniversiteleri’nde %31 oranında tez ve makalelerde intihal söz konusu. Vakıf Üniversiteleri’nde ise bu oran %46. Dünya’da akademik çalışmalardaki intihal oranıysa %15. Türkiye’de Akademi Dünyası’nın Akademik Özgürlükler Endeksi’ndeki puanını da vermeden geçmeyeceğim: 0,08. Bu 1 puanın en yüksek olduğu ve 1 ile 0’ın arasında verildiği puanlamada İspanya’nın Akademik Özgürlük puanını verirsek gelişmiş ülkelere örnek olarak; 0,8! Özgür olmayan Akademik Personel ve Enstitü Öğrencileri’nin akademik çalışmalarının bir de intihal içermesi Türkiye Akademi Dünyası ve Türkiye’nin Geleceği açısından bir karanlık tablo sunuyor bize.
Yazıya hükümet erkanıyla başlamışken yine hükümet erkanıyla bitirmek en iyisi: İnsan çalarsa böyle çalmalı dedirten Yusufeli Barajı’nın 2012 yılında ihalede beyan edilen 486 milyon 875 bin TL tutarındaki rakamı Dolar’a vurduğunuzda tam 60 bin kata mal olduğunu (6,7 milyar Dolar) belirterek Sanat Piyasası’nın intihal yapan %30’luk kesiminin ABD’le karşılaştırınca 26 milyar Dolar olan ABD Sanat Piyasası karşısında sadece 200-300 milyon Dolar olan Türkiye Sanat Piyasası içerisindeki hırsızlığını anlamamızın mümkün olmadığını etik olarak da ayrıca, bir kez daha belirterek yazıyı bitirelim.




