Murat Sabuncu
Bu yazının yayınlanacağı tarih 25 Haziran 2026. Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğünü kaybettiği tarih 4 Kasım 2016. Tam 3 bin 520 gündür hapiste. Yani 9 yıl 7 ay 21 gün yani 502 hafta 6 gün. O günden bugüne Demirtaş; söyledikleriyle, duruşuyla, demokrasiyi, barışı, bir arada yaşamı savunuşuyla Türkiye’nin tamamına konuşan-konuşabilen bir isim oldu. Ve unutulmadı, bir gün siyasetin kritik bir yerinde var olacağı konusunda ‘beklentisi olanların sayısı’ azalmadı aksine başta gençler arttı.
Gün geldi başta Kobani davası iktidar medyasının ürettiği gerçek dışı bilgilerle itibarsızlaştırılmaya çalışıldı gün geldi iktidar ortakları onu doğrudan hedef alan konuşmalar yaptılar gün geldi kendini muhalif olarak tanımlayanlar yargılanma süreçlerinde gerekli tepkiyi ortaya koymadılar, kendi partisi bile zaman zaman durumuna dair tavrını hafifletti. Oysa o dokunulmazlıkların kaldırılarak hapse girmesinde rol alanları bile; kendisine yapılanları göz ardı ederek ‘demokrasinin gelmesi umuduyla’ seçimlerde destekledi. Kemal Kılıçdaroğlu gibi hala yaptıkları büyük haksızlık-hukuksuzluktan ‘pişman olmadıklarını’ yüzleri kızarmadan söyleyenler de o gün orada dokunulmazlıkların kaldırılmasına oy vermiş, gerekli özürü tam olarak dilememiş olanlar da, kimlik siyaseti üzerinden hayata bakanlar da bugün içine sürüklenilen-içinde olunan otokratik düzenin bilerek ya da bilmeyerek inşasında rol almış oldular. Üstelik şimdi ‘tek adam rejiminin kökleştiği geçen 10 yılda ne kadar mücadele ettiler ki’ diye soranlar bile çıkıyor. 10 yıl önceki operasyonların en önemli merkezlerinden birinin başta Demirtaş ve partisinin yöneticilerine yapılanlarla başladığını unutarak… Kimileri 19 Mart ve 21 Mayıs’ta yapılanlara her kademeden net itirazlar gelmişken bugünkü duruşları da yetersiz buluyor…






