BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Sekiz beton bloktan ötesi…

'An Serkeftin, An Serkeftin' | Prosfygika kendini nasıl savunuyor? - II. BÖLÜM

Sekiz beton bloktan ötesi…

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Kürtçe “An Serkeftin An Serkeftin” (Ya kazanacağız ya kazanacağız) sloganıyla direnişlerini sürdüren Prosfygika’daki açlık grevi eylemcileri, yalnızca evlerini değil; 32 ulustan yüzlerce insanın birlikte kurduğu özyönetim modelini ve alternatif bir toplum deneyimini savunuyor. Dosyamızın ikinci bölümünde, komünün bugünkü işleyişini, açlık grevlerinin nedenlerini ve tahliye planlarına karşı yürütülen mücadeleye bakıyoruz.

ÖMER ÇALBAY

İlk bölümde, Anadolu’dan gelen mülteciler için kurulan Prosfygika’nın anti-faşist direnişten kentsel dönüşüm karşıtı mücadelelere uzanan tarihine yakından bakmıştık. Bugün ise aynı mahalle, yeni bir tasfiye girişimiyle karşı karşıya.

Atina’nın merkezindeki sekiz bloktan oluşan Prosfygika artık yalnızca tarihsel bir hafıza mekânı değil. Mahalle meclisleri, kolektif mutfakları, çocuk evi, sağlık ağı ve onlarca özerk yapısıyla dünyanın en büyük öz yönetim deneyimlerinden biri olarak varlığını sürdürüyor. Ancak mahalle sakinleri, devletin kentsel dönüşüm planları nedeniyle yeniden yerlerinden edilme tehdidi altında olduklarını belirtiyor.

Prosfygika: Sürgünün, direnişin ve ortak yaşamın hafızası I. Bölüm

Aylardır açlık grevi yürüten mahalle sakinleriyle yaptığımız görüşmeler, Prosfygika’nın bugünkü yapısını, taleplerini ve devam eden direnişi ortaya koyuyor.

Prosfygika bugün, demokratik değerler ve kolektif emeğin etrafında bir araya gelmiş, 32 ulustan 400’ü aşkın insanın kendi dili, rengi, kültürü, cinsiyeti ve inancıyla yaşama katıldığı bir yerleşim alanı konumunda.

22 ÖZERK YAPI: EĞİTİMDEN GIDAYA, ÇOCUK BAKIMINDAN SAĞLIĞA…

Kapitalist modernitenin dayattığı yaşam tarzı ve düşünce biçimlerine karşı örgütlenen bu yapı; bünyesinde kurduğu 22 özerk yapı ve komite sayesinde çocuk bakımı, eğitim, sağlık ve gıda temininden mahalle dışına da üretim yapan fırına kadar geniş bir ağı yönetiyor.

Sorunların tartışıldığı, kısa ve uzun vadeli planlamaların yapıldığı mahalle meclisi toplantıları sayesinde her geçen gün komünleşmeyi büyüten Prosfygika, bugün bir kez daha devletin hedefinde. Mahalle sakinleri zorla yerlerinden edilme riskiyle karşı karşıya.

AÇLIK GREVİ HAYATİ RİSK SINIRINA ULAŞMIŞ DURUMDA
Açlık grevi eylemcileri Suzon Doppagne ile Aristotelis Hantzis. Prosfygika, 07/05/2026. Fotoğraf: Ömer Çalbay

Mahalle sakinleri ve açlık grevcileri, mücadelelerinin yalnızca barınma hakkını savunmakla sınırlı olmadığını söylüyor. Onlara göre mesele; yıllar içinde kurulan demokratik işleyişi, kolektif yaşamı ve öz yönetim deneyimini korumak. Bu nedenle aylardır sürdürülen açlık grevleri ve uluslararası kampanyalar devam ediyor. Ancak açlık grevleri de hayati risk sınırına ulaşmış durumda.

Attika Bölge İdaresi’nin kentsel dönüşüm sözleşmesini derhal ve tek taraflı olarak geri çekmesini diyaloğun ‘ilk şartı’ olarak nitelendiren mahalle sakini ve açlık grevcisi Aristotelis Chantzis, ölüm orucunun 133’üncü gününde. Aynı taleplerle 1 Mayıs’ta açlık grevine başlayan Suzon Doppagne eylemi ise 48’inci gününe ulaştı.

Açlık grevi eylemcilerine ilk olarak “Açlık grevine başladığınızda Prosfygika’nın yalnızca bir bina topluluğu değil, bir yaşam biçimi olduğunu söylemiştiniz. “ Sizi bu kararda ısrar etmeye iten temel motivasyon nedir? ‘Ya kazanacağız ya kazanacağız’ sloganıyla yürüttüğünüz kampanyada hangi taleplerin karşılanmasını istiyorsunuz?” sorusunu yöneltiyorum.

Sağlık durumları her geçen gün ağırlaşırken açlık grevcileri eylemlerini sürdürüyor. Ancak Prosfygika sakinleri, medyada yansıtıldığı gibi bunun bireysel bir protesto ya da birkaç kişinin aldığı bir karar olmadığını vurguluyor. Onlara göre açlık grevi, mahalle meclisleri ve komün yapıları tarafından ortaklaşa yürütülen kolektif bir direnişin parçası.

Açlık grevi eylemcilerinden Suzon Doppagne, bu mücadele yönteminin niteliğini şu sözlerle açıklıyor:

דHer şeyden önce, bu açlık grevinin bir topluluk açlık grevi olduğu açıkça anlaşılmalıdır. Bu ne bireysel bir protesto ne de izole bir eylemdir. Burada, bu özel mücadele yöntemini benimsemiş gönüllü yoldaşları ağırlıyoruz; ancak bu, kolektif bir çabadır. Topluluk açlık grevinden bahsettiğimizde; bu grevin, yapıları aracılığıyla topluluğun tüm insanlarını kapsadığını ve etkilediğini anlamamız gerekir. Eylemi sürdüren kişinin nasıl destekleneceği, sağlık programlarını kimin takip edeceği ve toplantıların düzenlenmesi gibi görevleri kimlerin üstleneceğini doğrudan bu yapılar belirler.”

Açlık grevi; komünün kendi içindeki tüm yapıları—çocuk evinden sağlık merkezine kadar—doğrudan harekete geçiren bütünsel bir sürece dönüşmüştür. Doppagne; bu kolektif bilincin mahalledeki en küçük bireylere kadar ulaştığını, çocuk evindeki çocukların bile eylemin politik içeriğini kavrayarak destek sunduğunu, gençlik yapısının ise sembolik grevlerle sürece omuz verdiğini aktarmaktadır. Bu bağlamda eylem, bireysel bir feda kültürü değil; mahallenin 400’ü aşkın sakininin kolektif kimliğini, meşru müdafaa yoluyla koruma kararlılığıdır.”

Aristotelis Hantzis ise kendilerini bu kritik karara iten temel motivasyonu şu sözlerle aktarıyor:

“Özünde, karşı karşıya kaldığımız bir soruya yanıt vermemiz gerekiyordu: Kolektif kimliğimizi meşru müdafaa yoluyla savunacak mıydık, yoksa her birimizin kendi özel çözümünü bulup kaçmayı mı seçecektik? Biz kolektif kimliğimizi savunmayı, burada kalmayı ve konumumuzu korumayı seçerek bu soruya net bir cevap verdik.”

“TORUNLARIM MEYVESİNİ YİYEBİLSİN DİYE BİR ZEYTİN AĞACI DİKTİM”

Devlet bizi yok etmek istiyor. Buraya gelirlerse, insanlar sokaklarda kalacak ve sokaklarda ölecek. Bazıları mülteci kamplarına gidecek, bazıları acımasız rejimlere geri gönderilecek bazılarımız da hapse girecek. Böyle bir felaket anında, birbirimizle dayanışma içinde olabileceğimiz hiçbir koşul kalmayacaktır. Bu, tam bir tasfiye demektir. İşte tam da bu nedenle, sonuna kadar direnme kararı aldık. Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), bu planlardan sorumlu olan Attika bölgesi yönetimi hakkında bir rapor hazırladı. Burada spesifik olarak 12 farklı temel insani hak çiğneniyor. Burada kalmaktan, savunmaktan ve hayata gerçek bir anlam vermekten başka bir seçenek yoktur. Köyümde şöyle derler: ‘Torunlarım meyvesini yiyebilsin diye bir zeytin ağacı diktim.’ Benim için hayatın özü budur.”

×Birinci Talep: Attika Bölge İdaresi’nin kentsel dönüşüm sözleşmesini derhal tek taraflı olarak geri çekmesi.

İkinci Talep: 400 kişinin yaşadığı mahalleden tek bir sakinin dahi tahliye edilmemesi.

Üçüncü Talep: Kurulan sivil tüzel kişilik (Alexandras Caddesi Prosfygika Sakinleri ve Dostları) aracılığıyla, binaların dış cephelerinin kamu bütçesi kullanılmadan, kendi dayanışma fonlarıyla restore edilme hakkının tanınması.

Devlet bu bütçeyi harcamak istiyorsa, caddenin karşısındaki personel eksikliği çeken kanser hastanesine devretmelidir. Diyalog kapısını açacak belki de uygulanması en kolay şart Attika Bölge İdaresi’nin kentsel dönüşüm sözleşmesini derhal tek taraflı olarak geri çekmesi.”

Devlet “kentsel dönüşüm” projesini bir “iyileştirme” ve binaları yenileme vaadi olarak sunarken, eylemciler bunu mahallenin hafızasını, dayanışma ağlarını ve kolektif yaşamını hedef alan siyasi bir saldırı olarak tanımlıyor. Peki ya mülkiyet odaklı modelin aksine, savundukları öz yönetim modeli, barınmayı bir “meta”dan bir insan hakkı ve ortak yaşam pratiğine nasıl dönüştürüyor?

1930’larda kurulan ve anti-faşist direniş tarihiyle şekillenen bu yerleşke, 90’lardan beri devlet terörünün ve kapitalist rant planlarının hedefinde. Ancak geçmişte devletin terk ettiği ve uyuşturucu çeteleri eliyle mafyalaştırmaya açtığı bu alanı, kurdukları mahalle meclisleriyle özgürleştirdiklerini belirten Aristotelis Hantzis, süreci şu sözlerle anlatıyor:

ÖRGÜTSÜZ İŞGALCİLERKEN AYNI ANDA MASAYA OTURAN BİR TOPLULUĞA DÖNÜŞTÜK
Atina’da Prosfgyika için düzenlenen eylemlerden (Ömer Çalbay)

“Örgütsüz işgalcilerken birdenbire aynı masada oturan bir topluluğa dönüştük. Anahtarlarımızı bir araya getirerek evlerin bireylere ait olmadığını, kolektif ihtiyaçlara göre meclis tarafından yönetileceğini ilan ettik. Oluşturduğumuz tüzüğün ilk kuralı komünalizm —yani kaynakların ortak mülkiyeti— ve birbirimize karşı şiddet uygulamama taahhüdü oldu.”

Hantzis’e göre burası sadece bir işgal alanı değil, zedelenen toplumsal dokunun meclisler eliyle yeniden üretildiği diyalektik bir alan. Bugün mahalle; çocuk evinden sağlık merkezine, kadın özerkliği yapılarından gıda ağlarına kadar 22 özerk yapıyla barınmayı bir meta olmaktan çıkarıp insan hakkına dönüştürüyor.

Üstelik bu özyönetim pratiği, dar ve izole bir ada olmayı reddederek toplumsal faydayı mahalle sınırlarının dışına taşıyor. Örneğin; mahalledeki sağlık merkezi, Agios Savvas Onkoloji Hastanesi’nde tedavi gören ancak otel parası ödeyemeyen Atina dışından gelen yoksul hastalar için bir konaklama alanına dönüştürülmüş durumda.

EZİLENLERİN ÖZYÖNETİM ALANI

Geniş toplumsal mücadelelerle bağ kurmanın önemine dikkat çeken Hantzis, yaşamını yitiren PKK kurucu kadrolarından Rıza Altun’un kurtarılmış bölgeleri birbirine bağlanan “özgürlük cepleri” olarak tanımlayan yaklaşımına atıfta bulunarak Prosfygika’yı baskıcı rejimlerden kaçan ezilenlerin somut bir özyönetim alanı olarak nitelendiriyor.

YÖNETİM VE KARAR MEKANİZMASI

Mahalledeki 22 yapının her birinin ayrı bir ‘yaşam’ modeli var ve bunlar bir bütünlük içinde özgünlüğünü koruyor. Topluluk, kararlarını yatay ve kolektif mutabakatla alıyor. Suzon Doppagne, komünün idari ve sekreteryal altyapısını şöyle anlatıyor:

“Öncelikle, her pazartesi Mahalle Meclisi toplantımız var. Bu toplantı; her bireyin ve politik organın temsilcisi aracılığıyla hazır bulunması, karar süreçlerine hep birlikte katılması gereken temel zemindir. Ayrıca bir de ‘Gündem Komitesi’ adı verilen, karar alma mekanizması olmayan bir sekreterya yapımız var. Bu grup, pazartesi meclisine bir öneri sunmak ya da daha önce alınmış kararları planlayıp hazırlamak ve üzerinde çalışılması gereken belirli konuları geliştirmek için toplanır. Örgütlenmemizin bir diğer önemli parçası da stratejik kararların alındığı ‘Değerlendirme Meclisi’ benzeri bir yapılanmadır. Her iki yılda bir Büyük Değerlendirme Meclisi toplanır. Bu meclis, süreç içinde aldığımız kararları, attığımız adımları ve topluluğun önümüzdeki beş yıllık perspektifini belirlediğimiz yerdir. Geçmişi gözden geçirme, birbirimize ve yapılarımıza eleştiri-özeleştiri yapma ve yeni öneriler ortaya koyma süreçlerinin yürütüldüğü kongredir. Yeni kararlar almak, kendimizi değerlendirmek, yolumuzu çizmek ve belki de yeni bir yön seçmek için bir fırsattır.”

ÇOCUK EVİ
Mahalledeki “Çocuk Evi” (Fotoğraf: Ömer Çalbay)

Komün bünyesinde faaliyet gösteren 22 yapı arasında yer alan “Çocuk Evi” özellikle dikkat çekiyor. Mahalle sakinleri Prosfiygika’nın sadece binaların fiziksel işgaliyle sınırlı kalmayıp, kapitalist modernitenin ürettiği çekirdek aile ve bireycilik kalıplarını da tabandan dönüştürmeyi hedeflediğini belirtiyor. Komün sakini Evangelia Avgoustatou, geleneksel aile formlarının topluluk ekseninde nasıl yeniden yapılandırıldığını şu sözlerle açıklıyor:

“Ailenin bir yapı olarak var olmasını istiyoruz; ancak tek bir bina içine sıkışıp kalmış veya kapitalistleşmiş bir aile şeklinde değil. Bütün bir topluluk olarak büyümek, onunla bağ kurmak istiyoruz. Çocuk Evi yapımız, çocukların kendi alanlarına sahip oldukları ve kendi meclisleri üzerinden kararlar aldıkları bir yerdir. Onlara yetişkinler yardımcı olur. Çocuklar bu sayede, çekirdek ailede edinemeyecekleri çeşitli deneyimler ve bakış açıları kazanırlar. Okuldan sonra çocukların bu alanda bir araya gelme, kolektifleşme ve deneyim alışverişinde bulunma şansı olur. Bu süreç, yeni pedagojik modelin çocuklar tarafından pratikte nasıl şekillendirildiğini ve üretildiğini açıkça gösteriyor.”

KENDİMİZİ EĞİTİYORUZ

Mahalle sakinleri, Prosfygika’daki yaşamın yalnızca bir barınma modeli değil, aynı zamanda bir dönüşüm süreci olduğunu söylüyor. Rekabetçi ve mülkiyet odaklı bir sistemden gelen bireylerin kolektif yaşama uyum sağlaması zaman aldığını belirtiyorlar. Toplumsal cinsiyet rollerinden gündelik iş bölümüne, tüketim alışkanlıklarından dayanışma kültürüne kadar uzanan bu değişimi Aristotelis Chantzis şu örneklerle açıklıyor:

“Şu an kadın yoldaşların toplantılarını düzenlediğini, erkeklerin ve babaların çocuklara baktığını görüyoruz. Bu bizim için kendiliğinden gelişen bir durum değildi; burada kendimizi eğitiyoruz. Cuma günleri kadın yapısının toplanabilmesi için çocuk bakma sorumluluğunu erkeklerin üstlenmesi, bizim için kolektif bir öğrenme sürecidir. Bakım vermeyi, sorumluluk almayı öğreniyoruz.

Gıda lojistiğinde de benzer bir pratik işliyor. Yerel pazarlardan, üreticilerin satamayacağı yiyecekleri alıyoruz. Bunu mahalledeki evler ve kolektif mutfak için bölüştürürken, topluluk dışından gelen yoksul ve yaşlı kadınlara da dağıtıyoruz. İlk yıllarda yerel pazarlarla ilişkilerimiz iyi değildi, kimse bize iyi gözle bakmıyordu; ancak zamanla güvenmeyi ve sabırlı olmayı öğrendik.

Yemek ve gıda geldiğinde herkesin ne isterse aldığı bir noktadan başladık ve herkesin ihtiyacı olanı alacağına dair birbirine güvendiği bir aşamaya ulaştık.”

Peki, Prosfygika sakinlerinin yıllar içinde ördükleri bu yaşam ile ulaşmak istedikleri temel hedef ne?

Suzon Doppagne (Fotoğraf: Ömer Çalbay)

Suzon Doppagne için esas mesele, etik ve politikaya sahip bir toplumun günlük yaşamda sürekli bir evrim içinde nasıl var olabileceğini somutlaştırmak:

Gerçekte burada, bu toplulukta meselenin; etik ve politikaya sahip bir toplumun günlük yaşamda ve sürekli bir evrim içinde nasıl var olabileceğini hayal etmekle ilgili olduğudur. Bu ideale yakınlaşabilmek için kendimize bu soruyu sürekli sorabilmeli, sürekli yanıtlayabilmeli; derinlemesine düşünmeli, özeleştiri yapmalı ve eleştirel yaklaşmalıyız. İnanıyoruz ki -ya da en azından ben bu bağlantıyı kurabilirim- Gerçekte Abdullah Öcalan’ın da önerdiği şey tam olarak budur: Etik-politik bir toplumu, sadece bireysel zihinlerde değil; ilişkilerimizde, yapılarımızda ve meclis işleyişimizde kolektif bir pratik olarak hayata geçirmek. Kendimizi sürekli sorgulayarak ve öz-eleştiri vererek bu ideale yakınlaşıyoruz.”

TOPLULUKLAR DÜNYASININ NEHRİNİN YOLUNU ÇİZMEK…

Evangelia Avgoustatou, ise bu soruya şu yanıtı veriyor:

“Eğer ‘iki nehir’ tarihsel imgesini kullanırsak; biri devlet kapitalizmine ve reaktif güçlere ait, diğeri ise topluluğun özgürlük nehridir. Aslında bu mahalle, dünyadaki diğer tüm demokratik alanlarıyla birlikte, topluluklar dünyasının nehrinin yolunu çizen ve onu şekillendiren yerdir.”

ROJAVA’DAN AVRUPA’YA: ENTERNASYONALİST DAYANIŞMA

Bugün Prosfygika’da kurulan alternatif yaşam modeli ve mahallede sürdürülen direniş, dünyanın birçok ülkesinden insanların ve toplulukların dikkatini çekiyor. Başta Avrupa olmak üzere farklı ülkelerde Prosfygika ile dayanışma eylemleri düzenleniyor, destek mesajları gönderiliyor.

Suzon Doppagne ise direnişin enternasyonalist karakterini ve kampanyanın uluslararası düzeyde yarattığı yankıyı şu sözlerle anlatıyor:

“Bu baskı planına karşı başlattığımız büyük kampanya başından beri enternasyonalist dayanışmayla doğrudan iç içedir. Dünyanın her yerinden dayanışma hareketine katılan çok çeşitli örgütler gördük: Yapılar, sendikalar, bileşenler, yoldaşlar ve işgal evleri… Türkiye’den Kürdistan’a, Chiapas’tan Rojava ve Avrupa’ya kadar uzanan devrimci örgütlerin yanı sıra, Yunan kurumları bünyesinde faaliyet gösteren her türden sol eğilimli yapı da buna dahil oldu.

Enternasyonalist örgütlenmeye büyük bir vurgu yapıyoruz. Yoldaşların ve dayanışma dünyasının, zafere doğru ilerlemek için kendi bölgelerinde yeniden ayağa kalkacaklarını ve harekete geçeceklerini biliyoruz. Tıpkı Rojava, Chiapas, Almanya, Fransa, Belçika, Bulgaristan ve dünyanın neresinde olursa olsun, bu mücadeleye organik olarak bağlandıklarında yeniden ve yeniden harekete geçecekleri gibi.”

Açlık grevi eylemcilerinden Aristotelis Chantzis’in hikayesi de çarpıcı. Kendisi 32 ay kaldığı Rojava’da yaşadığı deneyim ve bunun Prosfygika’ya aktarımına değiniyor:

“Biz topluluk olarak Rojava’dan, Kürt hareketinden, Zapatistalardan ve Birinci Enternasyonal’in doğuşundan günümüze kadar uzanan 150 yıllık sosyalizm tarihinden deneyimler kazandık. 21. yüzyıl devrimini ilk elden görmek, onu savunmak ve hangi süreçlerin geliştiğini gözlemlemek amacıyla oraya gittik. Amacımız sadece oradaki devrimci hareketle değil, uluslararası alanda kalıcı bağlar kurmaktı. Bu noktada, topluluğumuzun bir üyesi olan İzlandalı yoldaşımız Haukur Hilmarsson’u (Şahin) anmamız gerekir. O, Rojava’ya gitti, Rakka’nın kurtuluşuna kadar savaştı ve ardından Afrin savunmasına destek vermek için cepheye yöneldi; 24 Şubat 2018’de orada ölümsüzleşti. Onun değerlerini, hayallerini ve mücadelesini sürdürmek bizim görevimizdir.”

Suzon Doppagne da Kadın Komünü’nün Kürt Kadın Hareketi ile ilişkileri ve deneyim paylaşımlarına dikkat çekiyor.

Doppagne, “Kadın yapısı olarak, Kürt Özgürlük Hareketi ile deneyim paylaşımları, özellikle Jineolojî gibi yöntemlerden bir şeyler öğrenmek açısından bizim için çok önemli olmuştur. Farklı ortak eğitim ve akademi çalışmalarında yer aldık. Öğrendiğimiz şeyleri tam burada, topluluğun içinde hayata geçirmek için bir tartışma ve paylaşım konusu yaptık. Tüm tarihi ile birlikte Kadın Kurtuluş İdeolojisi, bizim kendi deneyimimiz olarak anladığımız bir şeydir. Yakın zamanda yazdığımız kadın yapısı broşürünü Rojava’ya gönderdik ve orada tartışmalar başlattık” diyor.

KÜRTÇE SLOGAN: AN SERKEFTİN AN SERKEFTİN

Aristotelis Chantzis, açlık grevinin ve direnişin ana motivasyonu haline gelen sloganların kökenini de bu enternasyonalist ilişkiye bağlıyor. Chantzis, eylemin tavizsiz karakterini Kürtçe ifadelerle anlatıyor:

“Açlık grevinin ana sloganı olan ‘An Serkeftin An Serkeftin’ (Ya zafer ya zafer / Ya kazanacağız ya kazanacağız) ifadesini Kürt hareketinden öğrendik. Yoldaşlarımız oraya gitti, biz bu bilinçle eğitildik, onu buraya taşıdık ve bu deneyimi benimsedik. Çünkü bu slogan, gerçekten geri adım atmayan, uzlaşmasız bir mücadeleyi ifade ediyor. Kalıp mahallemizi ve topluluğumuzu savunmamız gerektiğini biliyorduk. ‘An Serkeftin An Serkeftin’ tam olarak budur. Çünkü bir diğer Kürtçe sloganın da dediği gibi; ‘Berxwedan Jiyan e’ – Direnmek yaşamaktır. Bu slogan direnmeyi gerektirir ve direnmek yaşamaktır.”

DAYANIŞMA ÇAĞRISI

Aristotelis Chantzis ve diğer açlık grevcileri için mesele yalnızca sekiz blokluk bir yerleşkenin korunması değil. Onlara göre Prosfygika’da savunulan şey, yıllar içinde kurulan kolektif yaşam deneyiminin devam edip etmeyeceği. Bu nedenle mahalledeki direniş, bir barınma mücadelesinin ötesinde, alternatif bir toplumsal modelin geleceği etrafında şekilleniyor.

Foto: Sykaprosquat.noblogs.org

Prosfygika sakinleri, mücadelenin görünürlüğünün artmasının ve dayanışma ağlarının güçlenmesinin kritik önemde olduğunu vurguluyor. Chantzis, hem Prosfygika’nın taleplerini dile getiriyor hem de uluslararası kamuoyuna dayanışmayı büyütme çağrısında bulunuyor:

דKürt topluluğunun yapabileceği gerçekten çok şey var. Bizim için, KCDK-E gibi bir Demokratik Toplum Kongresi’nin, yaklaşık 11 yıldır toplumsal mücadele dinamiklerine ve hareketlere ev sahipliği yapan bir başka demokratik topluluğa yönelik baskılara karşı net bir tavır alması son derece önemlidir. Genel olarak, demokratik güçler olarak birbirimizi açıklamalarımızla desteklemeli, yerel medyada haberler yapmalı ve Avrupa’nın neresinde bir Yunanistan büyükelçiliği veya konsolosluğu varsa, oralarda düzenlenen protestolara katılması için insanları seferber etmeliyiz.

İnsanları imza toplama platformlarından adil taleplerimizi imzalamaya çağırıyoruz. Tüm entelektüelleri ve sanatçıları, Prosfygika için hazırlanan dayanışma bildirisini imzalamaya çağırıyoruz; bu bildiri halihazırda paylaşıldı ve kurumlara iletilecek. Prosfygika binalarının dış cephelerini restore edebilmemiz için maddi destek çağrısında bulunuyoruz. Bu restorasyon süreci için, Prosfygika ile dayanışma içinde olan insanlara ve onların bu sürece kendi istekleri veya imkanları ölçüsünde katkıda bulunma gönüllülüğüne inanıyoruz. Dünyanın her yerindeki dayanışmanın bunu başarabileceğini göstermek çok önemlidir. Tüm bu platformlar, aktif olan sosyal medya hesaplarımızda bulunabilir.”

-BİTTİ-

 

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz