Faik BULUT
Kürdistan’daki genel ve bölge seçimlerini anlayabilmek için parlamenter sistemin nasıl kurulduğuna dair kısa bir bilgilendirme yapmakta ve seçimlerin yıllara göre hangi siyasi sonuçlara yol açtığını anlayabilmek açısından dönemsel seçimlerde kimin ne kazanıp ne kaybettiğini tekrar hatırlatmakta fayda görüyoruz.
Meclisin tarihçesi
1991’de Saddam Hüseyin, ulusal bayrak da dâhil olmak üzere güçlerini ve yönetimini Kürdistan Bölgesi’nin bazı kısımlarından çekti. Irak’a uygulanan uluslararası BM ambargosunun yol açtığı zorlukları daha da artırmak isteyen Saddam Hüseyin, bölgeye yönelik ek bir iç ambargo uyguladı; gıda ve yakıt tedarikini durdurdu, elektrik akımını kesti; insanların ülkenin diğer bölgelerine geçişini engelledi.
Kürdistan Bölgesi’ndeki çeşitli siyasi grupların ittifakı olan Kürdistan Cephesi, yönetim boşluğu ve çifte ambargonun zorlamasıyla genel seçime gitmeye karar verdi. Amaçları, halkın temel ihtiyaçlarını karşılayacak bir yönetim kurmaktı. Halk da temsilcilerini seçme konusunda güçlü bir istek dile getirdi. 19 Mayıs 1992’de yapılan seçim, Irak tarihindeki ilk parlamento seçimiydi. Seçmen katılımı çok yüksekti. Uluslararası gözlemciler tarafından seçimler özgür, adil ve demokratik olarak değerlendirildi.
Bu bölgesel seçim, ilk Kürdistan Ulusal Meclisi’nin (daha sonra Kürdistan Bölgesi Parlamentosu) kurulmasına ve Kürdistan Bölgesel Hükümeti’nin oluşturulmasına vesile oldu. Kürdistan Bölgesi halkı, Irak’ın bir parçası olarak kalmaya, insan haklarını ve evrensel hakları ihlal edenler dışındaki tüm ulusal yasaları benimsemeye ve bunlara uymaya karar verdi.
Kürdistan Ulusal Meclisi 15 Temmuz 1992’de toplandı. Meclis, onayladığı 1 no’lu yasa ile kendisini Kürdistan’ın meşru yasama organı olarak kabul ettirdi. Parlamento 100 sandalyeden oluşmaktaydı. Daha önce azınlık kotaları ile birlikte 111 sandalye olan parlamento yapısı, Irak Federal Yüksek Mahkemesi’nin kararları doğrultusunda 100 sandalyeye düşürülmüştü. 2024 yılında bu yeni sisteme göre seçime gidildi.
Parlamento, 5 sandalyenin Kürdistan Bölgesi’ndeki Kürt olmayan azınlık topluluklarına ayrıldığı 100 üyeli tek meclisli bir yapıdır. Parlamento binası Kürdistan Bölgesi’nin fiili başkenti Erbil’de bulunmaktadır. Şu anda Kürdistan Bölgesel Hükûmeti tarafından yönetilen Kürdistan Bölgesi vilayetlerinin sakinleri tarafından dört yılda bir seçilen çeşitli partilerin veya listelerin temsilcilerinden oluşmaktadır.
Şubat 2024’te Irak Federal Yüksek Mahkemesi, parlamentoda kabul edilen bazı maddeleri geçersiz kıldı. Mahkeme kararı, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun yerini alma konusunda yasal bir emsal oluşturdu; daha önce parlamentoya ait olan yetkileri kendine mal etti. Yasayı değiştiren mahkeme fiilen bölgenin yasama organı olarak parlamento adına hareket etti.
Daha önce söz konusu mahkemede görev yapan Kürt bir hâkim olan Abdül Rahman Zibari, bahsedilen kararın “Kürdistan Bölgesinin anayasal haklarını, federalizm ilkelerini ve Irak anayasasında yer alan güçler ayrılığı ilkesini ihlal ettiğini” söyleyerek protesto amacıyla istifa etti. Mahkeme ise Zibari’nin istifasının mahkemenin çalışmalarını etkilemeyeceğini belirten bir açıklama yayınladı.
1992 seçimleri
Kürtlerin özgürlüklerini kazanmalarından 6 ay sonra, 19 Mayıs 1992’de ilk seçimler yapıldı. %7’lik baraj nedeniyle KDP ile baş rakibi YNK, parlamentoda sandalyeleri bölüştüler. %45 oy alan KDP 51 sandalye kazanırken; YNK %44 oy oranıyla 49 sandalye elde etti. Ancak seçim hileleri iddiaları sonucu sandalyeler 50-50 şeklinde paylaşıldı.
Çok geçmeden hükümet çöktü ve 1994’te iç savaş başladı. Son parlamento toplantısı 1996’da yapıldı. Biri Süleymaniye merkezli YNK kontrolünde, diğeri Erbil merkezli KDP kontrolünde olmak üzere iki ayrı Kürt hükümeti kurulmuş oldu. Her ikisi de kendilerini Kürdistan’ın meşru yöneticileri ilan ettiler.
2005 ve 2018 seçimleri
2005 seçimlerinin temel amacı, Kürdistan Bölgesi’ndeki parti yönetimini sona erdirmek ve 1990’ların ortalarında toprak anlaşmazlıkları ve Kürdistan Bölgesi’nin kontrolü konusunda iç savaş veren iki büyük partiyi -Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK)-birleştirmekti. Daha önce bölge, KDP veya YNK’nın kontrolünde olan idari illere bölünmüştü.

2004 yılında, iki parti, birkaç küçük partiyi de içeren Kürdistan Demokratik Yurtseverler İttifakı adı verilen birleşik bir liste veya koalisyon oluşturdu. Koalisyon, oyların %90’ını aldı. Haliyle KDP ile YNK hükümetteki kilit pozisyonları etkili bir şekilde paylaşmış oldu. Koalisyon, parlamentodaki 111 sandalyenin 104’ünü kazanmıştı.
Haziran 2012’de parlamento, seçilmiş cumhurbaşkanı Mesud Barzani ile ilk resmi toplantısını gerçekleştirdi. Altı ay sonra Parlamento nihayet yönetim pozisyonları konusunda anlaşmaya vardı. 2006 yılında Neçirvan Barzani’nin başbakan olarak seçilmesiyle hükümet kuruldu. Partiler ayrıca başbakan için şartlar üzerinde de müzakere ettiler. KDP üyesi olan Neçirvan Barzani’nin iki yıl görev yapması ve 2008’de YNK adayının yerine geçmesi bekleniyordu.
2018 yılındaki seçimin resmi sonuçlarına göre; Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) birinci, Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) ikinci, Goran üçüncü parti oldu. 29 parti ve koalisyonun 111 sandalyeli meclis için yarıştığı seçime katılım oranı %57 olarak açıklandı.
KDP 45, YNK 21, Goran (Değişim) Hareketi 12, Yeni Nesil Hareketi 8, İslami Toplum Partisi (Komel) 7, Kürdistan İslami Birlik Partisi (Yekgirtu) ve Kürdistan İslami Hareketi Partisi’nin (Bizutnava) kurduğu Islaha Doğru ittifakı sayesinde 5 milletvekili çıkardı.
Ekim 2024 ve 2025 seçimleri

1191 aday, 100 sandalyelik meclise girmek için yarıştı. Irak’ta seçimlerden önce etnik ve dini azınlıklara ayrılan 11 sandalyenin kaldırılmasının ardından parlamentodaki sandalye sayısı 111’den 100’e düştü. Mecliste kadınlar için 30, Türkmen, Hristiyan ve Ermeni azınlıklar için 5 kişilik kota belirlendi.
Seçimlerde bölgenin en güçlü iki siyasi oluşumu KDP ve YNK karşı karşıya geldi. KDP ve YNK meclisteki sıralamada yerlerini korurken, önceki dönemlerde üçüncü parti konumundaki Goran (Değişim) Hareketi ciddi oy kaybı yaşadı. Yeni Nesil Hareketi ise oylarını önemli ölçüde artırarak üçüncülüğe yükseldi.
Seçimlerde Kürdistan İslami Birliği (Yekgirtu), Irak Türkmen Cephesi (ITC), Halk Cephesi ve Kürdistan Adalet Topluluğu (Komel) gibi partiler de yarıştı. Peşmerge güçleri ve İçişleri bakanlığı çalışanları oylarını 18 Ekim’de kullanmıştı. Bu sandıklardan KDP, oyların %60’ını alarak lider çıkmış; KYB ise oyların %30’unu almıştı.
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) 20 Ekim 2025’te yapılan milletvekili seçimlerini, oyların yaklaşık 810 binini alan iktidardaki KDP birinci olarak tamamladı. İki yıldır ertelenen seçimlere yaklaşık 2,7 milyon seçmen katılmış; katılım oranı %72 olarak açıklanmıştı.
Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu tarafından açıklanan ön sonuçlara göre; KDP’nin muhalifi ve hükümetteki koalisyon ortağı YNK 408 binden fazla oy olarak sandıktan ikinci çıktı. KYB’nin rakibi olarak görülen Yeni Nesil Hareketi ise yaklaşık 291 bin oyla üçüncü parti oldu.
Seçimlerden önce parlamentoda üçüncü konumda yer alan Goran (Değişim) Hareketi’nin oyları 11 bin 621’e kadar geriledi. Ön seçim sonuçlarına göre, 100 sandalyeli mecliste KDP 39, KYB 23, Yeni Nesil Hareketi 15 sandalye aldı.
Kürtlerdeki bölünmüşlük illeti
Gazeteci Basım Hanna Francis, 11 Kasım 2025 tarihli makalesinde geçen yılki seçimleri analiz ederken esas olarak Kürt partilerinin bölünmüşlüğünden, birbirlerine karşı farklı Irak partileriyle ittifakından ve hatta Bağdat hükümetleri ile bölgesel Kürt yönetimi arasındaki açık veya örtülü mücadeleden bahsediyor.

Makalesinin başlığı da içeriğine uygun olarak konulmuş: “Iraklı Kürtlerde iç bölünme ve Bağdat hükümetinin seçim sonrası hesapları!” Tespitlerini özetlemeye çalışacağım:
“Seçimde KDP, birinci parti olarak yerini korudu. Bafil Talabani başkanlığındaki YNK ise Süleymaniye’de yine önde olmakla birlikte Ali Salih Hemê başkanlığındaki Ulusal Tutum Hareketi ile Şasuwar Abdulvahid önderliğindeki Yeni Nesil partisinin aldıkları oy karşısında şaşkına dönmüş durumda.
11 Kasım 2025 Federal (Genel) seçimlerde alınan oylar Kürtlerin geleceğini belirleme yönünde bir dönemeç olabilir. Zira her Kürt partisi Bağdat merkezli Iraklı siyasi partilerle ilişkilerinde farklı bir yol izleyeceğe benziyor. Bu da Kürdistani partilerin iç bölünmüşlüğü, bölgedeki kurumların zayıflaması anlamına geliyor. Aynı zamanda Kürdistan’daki siyaseti daha karmaşık bir hale getiriyor; bahsi geçen partilerin farklı yerlerde konumlanmasının merkezi hükümet lehine yansımaları olacağına işaret ediyor.
Söz konusu seçimler Kürt partilerinin düştükleri bu olumsuz halin farkına varıp Kürt birliğine sarılacakları hususunda kimilerini umutlandırmakla birlikte, dengeli bir stratejik siyaset belirlenmedikçe gelecekte ittifakların olabilmesi için uzun bir zamana ve meşakkatli bir gayrete ihtiyaç duyulacağı anlamını taşıyor.
Kürtlerin iç hesapları dar anlamda parlamentoda sandalye kazanmanın ötesinde bir önem taşıyor. Kürtler iç çekişme ve mücadelede yeni bir merhalenin olduğunu görebiliyorlar. Söz gelimi Bağdat hükümetiyle petrol ve milli servetlerin paylaşımı ve bu kaynaklardan elde edilecek hisselerin ne olacağı hususundaki tarihsel çekişme noktasına işaret ediyorlar.
Misal Irak milli bütçesinde Kürdistan bölgesine ayrılacak payın oranı ne olacak? Gözlemciler göre; bu noktada Kürt öz gücünü birleştirmek için alınacak ortak tutumlar henüz açıklık kazanmamış; Merkezi hükümet karşısında ortak tavır hâlâ belirlenmemiştir. Ortak hareket edilmedikçe geçmiş yıllardaki bölünmüşlük ve parçalanmışlık yüzünden Kürtlerin birbirlerinden farklı yöntemlere başvurmak zorunda kalacakları aşikârdır.
Kürtlerin parçalanmışlığı merkezi hükümetle ilişkilerine olumsuz yansıyacağı gibi Irak muhalefetini de zayıflatacaktır. Söz gelimi gerek Bahdinan ve Erbil bölgelerinde gerekse Süleymaniye çevresinde birinci gelen parti KDP, kendi denetim alanlarındaki diğer muhalif partilerin varlığına tahammül edememiştir.
Talabani’ye gelince parti bünyesindeki bir kanadı temsil eden Lahor Cengi çevresiyle silahlı çatışmaya girip birçok kişiyi tutuklatmıştır. Keza sermaye kesiminden gelen Yeni Nesil hareketi lideri Şasuwar Abduvahid ile kapışıp onu da hapse attırmıştı. Ancak mevcut koşullarda ihtiyaç hâsıl olması nedeniyle serbest bırakılan Şasuwar Abdulvahid ile YNK-Yeni Nesil İttifakı oluşturularak KDP ile pazarlığa hazırlanmaktadır.”
İçerideki taht kavgası ve iktidar oyunlarında zor kullanarak tasfiye etme kuralı belli ölçüde KDP için de geçerlidir. Yalnız bu partideki lider kutsaması nedeniyle içerideki kavga dövüş mümkün olduğunca gürültüsüz patırtısız, perde arkasında yaşanmaktadır.

KDP ile YNK’nin seçimden bu yana geçen 8 ay boyunca koalisyon hükümeti kurmak için 34 kez görüşmelerine rağmen hâlâ uzlaşamamaları Erbil ve Süleymaniye’deki kurumsal yapıları zayıflatmanın ötesinde Bağdat hükümeti karşısındaki konumlarını da güçsüz kılmaktadır.
Mesela seçimde 39 sandalye kazanmış olan KDP, birinci parti olmanın verdiği cesaretle YNK’ye kendi şartlarını dayatmaya çalışırken, buna karşılık 23 sandalye alabilmiş YNK de Yeni Nesil Partisi (15 sandalye sahibi) ile kurduğu ittifak sayesinde koalisyon için eli güçlü olarak KDP’nin karşısında masaya oturma hesabındadır.
Nitekim Bafil Talabani, hükümetteki bakanlıkların yarısını istemeye başladı bile. Birkaç ay önce uzlaşmaya yakın bir noktaya geldiklerinde bu sefer de Kasım 2025 Genel seçimleri vesilesiyle Kürdistan’daki koalisyon hükümeti müzakereleri yine ertelenmiş oldu.
KDP ise YNK-Yeni Nesil ikilisiyle aynı masaya oturmayı reddetmekte; KDP adına konuşan Bangin Rekani, “İttifak siyasetlerine, varılan mutabakatlara ve koalisyon kurallarına uyulmaması nedeniyle siyaset sahnesi çok daha karmaşık hale gelecektir” demektedir.
Barzani’nin partisinin Kürdistan sahasında siyaset tekelini koruması, Talabani’nin parti içi kopuş, çatışma ve bölünmelerden ötürü eski gücünü kaybetmesi ise Bağdat karşısındaki pozisyonlarını zayıflatacaktır. Ancak durum bundan ibaret değildir. Irak Federal Parlamentosunu oluşturan toplam 329 sandalyeden sadece 60 kadarı Kürt milletvekillerine ait olacaktır. Bu gerçek Kürtlerin Iraklı partilerle görüşme ve pazarlıklarında önemli bir zaaftır.
Nitekim bu güçsüzlüğü istismar eden Bağdat hükümeti Kürdistan Federal Bölgesel Yönetiminin “denetim alanları ile yetkilerini kısıtlama” yoluna gitti; petrol ve bütçe hissesini adeta dayatmış oldu.
İki ana parti kendi aralarında uzlaşıp anlaşmadığı takdirde mevcut seçim sonuçlarının her ikisi için de hayırlı olmayacağı açıktır. Kürt uzman Serwan Muhammed independent arabia gazetesine bu konuda görüşünü belirtmiştir, paylaşıyoruz:
“Parçalanmışlık ve hizipçilik yüzünden Kürtlerin mevcut ikili tutumlarına bir çare bulunmadıkça, sadece ülke içindeki gelişmeler değil, aynı zamanda bölgesel çaptaki dönüşümler yüzünden de (savaş sırasında İran’ın bölgedeki nüfuzunun azalması/gerilemesi gibi) Kürtler ortalıkta kalacaklar. Irak’taki ayrışma ve kapışmalar ise Amerikan çıkarına fayda sağlayacaktır.
Kürtlerin önünde üç değil, iki yol vardır. Ya iç barışı sağlayıp birbiriyle uyumlu biçimde hareket etmek suretiyle elverdiğince daha fazla kazanım elde etmek ya da bölüne bölüne en zayıf pozisyona sürüklenmek suretiyle Bağdat hükümetinin çıkarlarına hizmet etmek. Dolayısıyla Kürtler parlamentodaki ağırlıklarının büyüklüğü veya küçüklüğünden ziyade ortak akıl ve siyaset yoluyla başarı elde edeceklerini idrak etmeliler.”
Uzmanlara bakılırsa Kürtlerin seçim zamanı rakiplerine atıp tutmaları, küfür derecesinde birbirlerini karalamaları eşyanın tabiatındandır. Kürt halkı ve seçmeni için bu tür davranışlar geçicidir; çabuk unutulur. Gelgelelim Kürt Evi için ortak tutum ve bölgenin birlikte yönetilmesi geçerli olmalıdır.
Kürdistan’ın şimdiki vaziyeti parçalanmışlık nedeniyle hayli kırılgandır. Kürtlerin içerideki pozisyonlarını olumsuz etkileyen İran faktörü, savaş nedeniyle biraz gerilemiş görülse de ABD’nin Irak’taki İran Şii milislere baskısı giderek artmaktadır. Kürtler açısından olumlu karşılanan bu gelişme Mesud Barzani tarafından, “Milis ve örgütlerin askeri-siyasi üstünlüğü ülkeye istikrar ve huzur getirmeyecektir” diyerek karşılanmıştır.
Esasında Şii milisler son seçimlerde çok sandalye kazanmaları ve ordu bünyesinde resmi bir konuma gelmeleri nedeniyle Bağdat’taki hükümet kararlarını etkilemekte ve devlet kurumlarının altını oymaktadırlar. ABD’nin Irak’taki Özel temsilcisi Mark Savaya’nın raporunda bu durum şöyle formüle edilmiştir: “Geleceğin güçlü Irak’ı dışarıdan desteklenen milislerin olmamasına bağlıdır!”
Kürt siyasetçi Sertip Cevher’in sözleri ise adeta durumun özeti gibidir:
“Mark Savaya’nın Irak’a özel temsilci seçilmesi ABD’nin bu ülkeyi İran hegemonyasından çıkarmayı hedeflediğini göstermektedir. Bunun da yolu milisleri silahsızlandırmak veya en azından onların hükmünü asgariye indirmekten geçmektedir. Netice olarak İran’ın prangalarından kurtulmuş bir hükümet kurmaktır. Ancak bu iş kolay değildir; İran, Iraklı Şiilerin toplumsal ve kitlesel derinliklerine nüfuz etmiştir. Dolayısıyla sorunu kökten halletmenin bir yolu da ekonomi kartını iyi oynamaktır. Mesela Irak’ın petrol gelirinin Amerikan Federal Bankasına yatırılması kararı alınmalıdır. Nitekim 2003 yılında böyle bir karar alınmıştır.”
KDP uluslararası ilişkiler ve diplomatik faaliyetlerde (ağırlıklı olarak ABD ve diğer Batılı ülkeler ve Arap dünyasında) daha başarılıdır. YNK ise İran yönetimi ve Iraklı Şiilerle iyi ilişkilere sahiptir. Kürtler bu kozları tek tek oynayacağına veya birbirlerine karşı kullanacağına, iki avantajı birleştirerek ve ortak tutum alarak hem siyasi hem de jeopolitik konumlarını güçlendirmeye bakmalıdır.
Siyasi zıtlaşma ve boykota yol açan iki yanlış tutum
Seçim sonrasında KDP ile YNK’yi birbirinden uzaklaştırıp ayıran iki politik tutum ortaya çıktı:
1-) Seçimlerden Kürdistan’da birinci parti olarak çıkan KDP, bütün makamları elde etmek için bir hamle yaptı. Kendi partisinden bir siyasetçiyi Irak cumhurbaşkanlığına aday gösterdi. YNK ise buna itiraz ederek geleneksel olarak cumhurbaşkanı adaylarının kendi partilerinin hakkı olduğunu savundu. Nitekim Celal Talabani ve ardından Behram Salih peşi şıra bu makama oturmuşlardı.
YNK’nin gerekçesini kabullenmeyen KDP, Iraklı partilerle görüşüp kendi lehine güç toplamaya başladı. Karşı hamle ise YNK’den geldi. Talabani; Irak genelinde bazı Şii, Sünni ve Türkmenlerle görüşerek kendi adayını (Nizar Amedi) sahneye çıkarmayı başardı. Nitekim istediği sonucu da alabildi.
Bu yöntemi yasaya ve parlamento kurallarına (meclis iç tüzüğüne) aykırı bulan KDP, YNK tarafından belirlenip seçtirilen Cumhurbaşkanı ile hiçbir şekilde muhatap olmama kararı aldı. YNK ise ikinci hamlesinde Heybet Halbusi’nin önünü açarak Parlamento başkanı yaptı; yardımcısı “Sadıklar” Hareketi lideri Adnan Feyhan oldu.
2-) Bu durum KDP’nin parlamentodaki faaliyetini dondurmasına yol açtı. KDP’nin boykotuna kulak asmayan YNK ise üçüncü bir hamle yaptı. Bu sefer de Kerkük valisi olan kendi üyesini istifa ettirerek yerine Türkmen asıllı ve Irak Türkmen Cephesi eski başkanı Mehmet Seman Ağaoğlu’nu vilayetin idari makamına oturttu.
Buradaki ittifaklar da KDP’nin müttefiklerinden farklıydı. Bu noktadaki eleştirilere, Talabani’nin cevabı şu oldu: “Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ‘bu sefer de bir Türkmen vali olsun’ ricasını kabul edip söz verdik. İşte, sözümüzü de tuttuk!”
Perde arkasındaki bu jeopolitik oyunun Kürdistan bölgesine yansıması önemli bir dönemece işaret etmektedir: “Türkiye ile sıkı ticari-siyasi ilişkileri olan KDP, yıllarca bu avantajı YNK aleyhine kullanmayı sürdürdü. Çünkü Türkiye’nin nazarında YNK, “Terör örgütü PKK’nin koruyup kollayanı, ona her türlü destek sağlayanı ve hatta kendi bünyesinde besleyip büyüteni” idi. Ankara’nın tutumu şuydu: Talabani ailesi ve partisini sıkıştırmak; Barzani ailesi ve partisine ise gerekli yardımları yaparak rakibine karşı güçlendirmek.
Belgelerini yıllar önce okumuştum. Nitekim Türkiye fırsatını bulunca Talabani ailesine baskı yaptı; Süleymaniye’deki havaalanına uçuşları yasakladı ve istihbarat elemanlarını Süleymaniye’de aktif hale getirerek çok sayıda PKK yanlısı militan veya sivil insanı öldürttü.
Savaş nedeniyle İran’ın Irak, Suriye ve Lübnan’daki etkisi azalınca YNK kendini siyasi-ekonomik bir kuşatılmışlık içinde buldu. Talabani’ye göre bu çıkmazdan kurtulmanın yolu KDP’nin tekelindeki Türkiye kozunu almaktı. Nitekim Kerkük’e Türkmen vali atanması olayı bu türden bir siyasi hamlenin sonucuydu.
Erdoğan bu seçim münasebetiyle Talabani ailesine teşekkür etti. Artık YNK’nin de arkasında güçlü bir Ankara desteği vardı! Ancak bu destek Kürtlerin birliğini zedeleyerek ayrılığı derinleştirecekti. Ne diyelim, hayırlara vesile olsun!
Genç kuşaklar yeni tarz politik yöntemlerin kullanılmasından yanalar. Erbil’de ikamet eden Kürt araştırmacı yazar Rustem Mahmud, “Irak: Yeni Kuşakların siyasi hesapları” başlıklı, 30 Mayıs 2026 tarihli yazısında bu noktaya dikkat çekiyor.
Ona göre: “Ülkedeki başlıca siyasi güçlerin ortak tarihinden bahsederken ‘yol kazasına uğrayan demokratik pratiği düzeltme’ çağrısı yapan Irak eski başbakanı Nuri Maliki, Irak ile Kürdistan bölgesinin iki büyük partisi olan Kanun Devleti Koalisyonu ile KDP’nin onayını almadan seçimi kazanan YNK politikasını eleştirmişti.” Bu arada Irak hükümetinin kurulması için gösterilen bakan adaylarından içişleri, milli eğitim ve imar-iskân bakanlığı koltuğuna yapacaklara da güvenoyu verilmemişti.
Maliki’nin açıklamaları, son aylarda Irak’taki siyasi faaliyetin ve politik güçlerin değiştiğine dair aleni bir tepkidir. Çünkü ülke ölçeğinde yaygın parçalanmışlık, bölünmüşlük ve birbirine karşı faaliyet yürütme revaçtadır. Yaşanmakta olan bu gerçeklik sadece belli zümrelere, mezheplere, etnik topluluklara has değildir. Hıristiyanlara, Şiilere, Sünnilere, Türkmenlere ve Kürtlere mahsus bir olgu da değildir.
Tam tersine; mevcut toplum, topluluk, inanç ve mezhepler içindeki genç ve yaşlı kuşaklar arasındaki mücadelenin dışavurumudur. Beylik deyimle ikilik “Taklitçi gelenekçiler” ile artık baskın konuma gelmiş seçkin “Genç kuşaklar” arasındadır.
Mesela pratikte Kanun Devleti Koalisyonu, KDP, Egemenlik İttifakı (Sünni muhafazakâr ve İhvancı geçmişe sahip Hamis Hançer liderliğinde) gibileri yaşlı kuşağı/gelenekçileri temsil etmektedir. Karşı tarafta ise “Anlayışlı Gençleri Yelpazesi” (birçok siyasi örgüt ve oluşumun katıldığı platform) durmaktadır.
Yelpazede yer alanlara bakalım: Eski Başbakan Muhammed Şiya Sudani başkanlığındaki İmar ve Kalkınma Koalisyonu, Asaiub’ul Hakk isimli Şii milis grubunun siyasi kanadını temsil eden Adnan Feyhan öncülüğündeki Sadıklar hareketi, Muhammed Halbusi’nin başını çektiği İlerleme Partisi, Ammar El Hakim önderliğindeki Milli Hikmet Akımı, Bafil Talabani liderliğindeki YNK ve Reyan Keldani öncülüğündeki Babilliler Hareketi.
Nayif Hüseyin bu yeni saflaşmayı 2024’teki Kerkük seçimlerine bağlıyor: Geleneksel güçler seçim ve vali belirleme hususunda 8 ay boyunca çözüm bulamayınca; kördüğümü idrak eden Talabani ile Muhammed Helbusi (İlerleme Partisi) adeta ticari sözleşme yapar gibi aralarında anlaştılar. Hangi parti adayının idari makamda ne kadar kalacağı ve yerine kimin getirileceği noktasında uzlaşmak suretiyle yeni siyaset sahnesinin önüne geçtiler.
Bu şartlar altında Bafil Talabani’nin “50 milyonluk Kürd’ün temsilcisi olabilirim ve Kürtlerin birliğini sağlayabilirim” yolundaki sözlerinin gerçekliği ne kadardır, onu da birlikte düşünelim.
Not: Rahmi Koç-Kürt kadını fıkrası
İş insanı Rahmi Koç, özür dilemesine rağmen Kürt kadını hakkında anlattığı fıkra esasında Kürtleri aşağı gören, inkârcı-ırkçı politikanın bireysel düzeyde dışa yansıyan haliydi. Fıkra, ağırlıklı olarak Kürt toplumunda haklı bir tepki gördü. Ancak tepkilerin bir kısmı Rahmi Koç’un şahsına, ailesine ve sülalesine yönelik galiz küfürleri de içermekteydi ki çok yanlıştı.
Kitlesel tepkiler Kürt toplumunun diri ve dik durduğunu göstermektedir. Yüzyıllar boyu duyduğu öfkenin anlaşılmasına yardımcı olması açısından da olumlu bir tutumdur. Ancak fıkranın kabalığına/aşağılamasına tepki gösterenlerin aynı üslupla ve galiz küfürle karşılık vermeleri ahlaki ve siyasi açıdan yanlıştır.
Hele hele kurşunlama gibi şiddet eylemleri, her türlü provokasyona açık olması nedeniyle asla başvurulmaması gereken yöntemlerdir. Küfür ve şiddet, talihsiz bir fıkra nedeniyle Kürtler lehine gelişmekte olan bir olayın tersyüz edilerek Kürtler aleyhine kullanılma ihtimalini de beraberinde getirecektir. Kürtler, köylü intikamcılığı yerine daha ince siyasi ve diplomatik yollarla dostlarını çoğaltmayı tercih etmelidir.







