BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

7 Haziran 2015: Demokratik dönüşümün imkânı ve sınırları

7 Haziran 2015: Demokratik dönüşümün imkânı ve sınırları

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Bununla birlikte 7 Haziran seçimlerinin tarihsel mirası yalnızca seçim sonuçlarıyla ölçülemez. Bu seçimler, Türkiye toplumunda farklı kimliklerin ortak demokratik talepler etrafında buluşabileceğini, çoğulculuğun siyasal alanda güçlü bir toplumsal karşılık bulabileceğini ve otoriterleşme eğilimlerine karşı demokratik alternatiflerin üretilebileceğini göstermiştir. Bu yönüyle 7 Haziran, Türkiye’de demokrasi, barış ve toplumsal eşitlik mücadelesinin hafızasında bir başarısızlık hikâyesinden çok, gerçekleşmemiş bir demokratik imkân olarak değerlendirilmelidir.

Ercan Jan AKTAŞ

Türkiye’de 7 Haziran seçimlerinin hemen gecesinde, o güne kadar müzakere heyeti içinde yer alan Yalçın Doğan’ın; “Siz bundan sonra ancak barışın filmini çekersiniz” söyleminde ifadesinde karşılığını bulan kaotik günler başladı. Türkiye’de iktidarda bulunan AKP hükümeti ile Kürt Özgürlük Hareketi arasında 2013 yılında başlayan ve kamuoyunda “Çözüm Süreci” olarak adlandırılan diyalog dönemi, Kürt sorununun demokratik ve siyasal yöntemlerle çözümüne ilişkin önemli bir toplumsal beklenti yaratmıştı.

Sürecin en somut siyasal çıktılarından biri ise 28 Şubat 2015 tarihinde kamuoyuna açıklanan ve “Dolmabahçe Mutabakatı” olarak bilinen on maddelik çerçeve metni oldu. Söz konusu mutabakat, demokratik siyaset, yurttaşlık hakları, yerel demokrasi, hakikat ve yüzleşme mekanizmaları gibi başlıklarda müzakere zemininin oluştuğunu göstermesi bakımından tarihsel bir önem taşımaktaydı.

Dolmabahçe’de açıklanan çerçevenin hayata geçirilmesi ve taraflar arasında kurumsal müzakere mekanizmalarının geliştirilmesi durumunda, Türkiye’nin yüz yılı aşkın süredir devam eden Kürt sorununun çözümünde yeni bir aşamaya geçmesi mümkündü. Bu süreç yalnızca silahlı çatışmaların sona erdirilmesini değil, aynı zamanda demokratikleşmenin derinleştirilmesini, siyasal katılımın genişletilmesini ve toplumsal barışın kurumsallaştırılmasını da beraberinde getirebilirdi. Nitekim 7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan toplumsal irade, önemli ölçüde bu demokratik çözüm perspektifinin yarattığı siyasal atmosferden beslenmişti.

Ancak seçimlerin ardından bu doğrultuda adımlar atılmadı. Dolmabahçe Mutabakatı’nın sunduğu müzakere zemini terk edilirken, çözüm süreci fiilen sona erdi ve kısa süre içerisinde yeniden çatışmalı döneme geçildi. Böylece 7 Haziran’ın açığa çıkardığı demokratik dönüşüm potansiyeli ile çözüm sürecinin yarattığı tarihsel fırsat birbirini tamamlayan iki dinamik olmalarına rağmen kalıcı bir siyasal dönüşüme evrilemedi. Bu nedenle 7 Haziran deneyimi, yalnızca seçim sonuçları üzerinden değil, aynı zamanda barışçıl çözüm ihtimalinin kesintiye uğradığı tarihsel bir dönemeç olarak da değerlendirilmelidir.

Bütün bunları bir arada düşündüğümüzde, 7 Haziran 2015 genel seçimleri, Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki en önemli kırılma noktalarından biri olarak değerlendirilebilir. Bu seçimlerin tarihsel önemi, yalnızca iktidar partisinin ilk kez tek başına hükümet kuracak çoğunluğu kaybetmesinden değil, aynı zamanda uzun yıllardır devlet-merkezli siyasal yapının dışında tutulan toplumsal kesimlerin parlamenter siyaset içerisinde güçlü bir temsil imkânı elde etmesinden kaynaklanmaktadır. Özellikle HDP’nin yüzde 13’ü aşan oy oranıyla parlamentoya girmesi, Kürt siyasal hareketinin Türkiye ölçeğinde demokratik bir siyasal aktör olarak meşruiyetini genişletmiş ve ülkenin siyasal dengelerinde yeni bir dönemin kapısını aralamıştı.

Siyasal sosyoloji açısından bakıldığında, 7 Haziran seçimleri, Türkiye’de kimlik siyasetleri ile demokrasi mücadelesinin kesiştiği özgün bir momenti temsil etmekteydi. Kürt özgürlük hareketinin uzun yıllara dayanan mücadele birikimi, bu süreçte yalnızca etnik bir temsil talebi olmaktan çıkarak kadın hareketi, LGBTI + hareketi, emek mücadeleleri, ekoloji hareketleri ve farklı inanç topluluklarının demokratik talepleriyle birleşmişti. Bu durum, seçim sonuçlarını klasik bir iktidar-muhalefet rekabetinin ötesine taşımış; Türkiye’de çoğulcu ve katılımcı bir demokrasi arayışının toplumsal karşılığını görünür kılmıştı.

Ancak 7 Haziran’ın ortaya çıkardığı siyasal tablo, aynı zamanda Türkiye’deki demokratikleşme sürecinin yapısal sınırlarını da açığa çıkarmıştı. Seçim sonuçlarının ardından AKP’nin koalisyona dayalı hükümet kurma ihtimallerine imkan vermemek için startını verdiği şiddet dalgası Türkiye’yi yeniden çatışmalı bir iklimin içine soktu. Başlatılan şiddet dalgası ile çatışmasızlık sürecinin sona ermesi ve kısa süre içerisinde yeniden seçim kararı alınması, demokratik temsil mekanizmalarının devletin yerleşik güvenlik paradigması karşısındaki kırılganlığını bir kez daha göstermişti. Böylece 7 Haziran’da ortaya çıkan demokratik dönüşüm potansiyeli, kurumsal ve siyasal düzeyde kalıcı bir yeniden yapılanmaya dönüşemedi.

Bununla birlikte 7 Haziran seçimlerinin tarihsel mirası yalnızca seçim sonuçlarıyla ölçülemez. Bu seçimler, Türkiye toplumunda farklı kimliklerin ortak demokratik talepler etrafında buluşabileceğini, çoğulculuğun siyasal alanda güçlü bir toplumsal karşılık bulabileceğini ve otoriterleşme eğilimlerine karşı demokratik alternatiflerin üretilebileceğini göstermiştir. Bu yönüyle 7 Haziran, Türkiye’de demokrasi, barış ve toplumsal eşitlik mücadelesinin hafızasında bir başarısızlık hikâyesinden çok, gerçekleşmemiş bir demokratik imkân olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye’nin demokratik bir cumhuriyete dönüşme ihtimalinin görünür hale geldiği bu süreçte, HDP’nin elde ettiği başarının arkasında Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın temsil ettiği siyasal çizginin önemli bir payı bulunuyordu. HDP, özellikle Demirtaş’ın kamuoyunda karşılık bulan kapsayıcı söylemi aracılığıyla, Kürt siyasi hareketini yalnızca etnik temelli bir temsil alanının dışına taşımayı başarmış; demokrasi, eşit yurttaşlık, toplumsal barış ve çoğulculuk ekseninde geniş toplumsal kesimlere hitap edebilen bir siyasal dil geliştirmişti. Bu yaklaşım, Türkiye’de siyasetin yalnızca iktidar mücadelesi ve çıkar ilişkileri üzerinden tanımlanamayacağını; farklı toplumsal kesimlerin ortak bir gelecek tasavvuru etrafında bir araya gelebileceğini göstermesi bakımından tarihsel bir önem taşımaktaydı.

7 Haziran seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından ortaya çıkan toplumsal atmosfer, uzun yıllardır kutuplaşma ve çatışma ekseninde şekillenen siyasal iklimden farklı bir tabloyu yansıtıyordu. Toplumun geniş kesimlerinde, demokratik siyaset yoluyla değişimin mümkün olabileceğine dair güçlü bir umut ortaya çıkmıştı. Özellikle Kürt meselesinin demokratik yöntemlerle çözülebileceğine ilişkin beklentilerin yükselmesi, farklı kimlikler arasında diyalog ve birlikte yaşama fikrinin güçlenmesine katkı sunmuştu. Ancak bu siyasal moment kısa ömürlü oldu; çözüm sürecinin sona ermesi, yeniden çatışmalı döneme geçilmesi ve takip eden yıllarda muhalif siyasetçiler, gazeteciler, aktivistler ve sivil toplum aktörleri üzerinde artan yargısal ve siyasal baskılar, 7 Haziran’ın açığa çıkardığı demokratik potansiyelin kurumsallaşmasını engelledi.

Bugünden geriye bakıldığında 7 Haziran 2015 seçimleri, yalnızca bir seçim başarısı ya da başarısızlığı üzerinden değerlendirilemez. Bu tarih, Türkiye’de demokratikleşme, barış ve çoğulcu siyasal temsil arayışlarının en görünür hale geldiği dönemlerden birini ifade etmektedir. Aradan geçen yıllara rağmen 7 Haziran deneyimi, Kürt meselesinin demokratik çözümü, siyasal temsilin genişletilmesi ve toplumsal barışın inşası konularında önemli dersler sunmaya devam etmektedir. Bu nedenle söz konusu seçimler, yalnızca geçmişe ait bir siyasal olay değil; Türkiye’nin gelecekteki demokratikleşme arayışlarını anlamak açısından da temel bir referans noktası olmayı sürdürmektedir. Belki de 7 Haziran’ın en kalıcı mirası, farklı toplumsal kesimlerin eşitlik, özgürlük ve barış temelinde ortak bir demokratik gelecek tahayyülünün mümkün olduğunu göstermiş olmasıdır.

Ekim 2024 sonrasında yeniden gündeme gelen diyalog ve çözüm arayışlarının kalıcı sonuçlar üretebilmesi, geçmiş deneyimlerden gerekli derslerin çıkarılmasına bağlıdır. Bu bağlamda, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması, seçilmiş siyasetçilerin ve siyasi aktörlerin meşru demokratik süreçlere katılımının güvence altına alınması, başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer politik tutuklular olmak üzere, siyasal nedenlerle özgürlüklerinden mahrum bırakılan kişilerin durumlarının hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi, toplumsal güvenin yeniden inşası açısından önemli bir adım olacaktır. Barış süreçlerinin uluslararası deneyimleri de göstermektedir ki, kalıcı çözümler yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, siyasal katılım kanallarının genişletilmesiyle mümkün olabilmektedir.

Bununla birlikte yeni sürecin başarıya ulaşması, yalnızca bireysel tahliyeler ya da sembolik adımlarla sınırlı değildir. Demokratik çözümün kurumsal bir zemine kavuşabilmesi için ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güçlendirilmesi, yerel demokrasinin geliştirilmesi, kayyım uygulamalarına son verilmesi, parlamentonun çözüm sürecinde etkin bir rol üstlenmesi ve toplumun farklı kesimlerinin müzakere süreçlerine katılımının sağlanması gerekmektedir. Aynı zamanda geçmişte yaşanan hak ihlalleriyle yüzleşilmesi, hakikat ve adalet mekanizmalarının oluşturulması ve toplumsal barışı güçlendirecek anayasal-demokratik reformların hayata geçirilmesi de büyük önem taşımaktadır.

Ercan Jan AKTAŞ kimdir?

Sosyal bilimci, yazar ve aktivist. Çalışma alanları toplumsal barış, şiddet, militarizm, toplumsal cinsiyet ve vicdani ret. Sertav Çiya’ya Mektuplar – Yürümek (anı-belgesel), Yürümek (roman) ve Paris’te École des hautes études en sciences sociales’te tamamladığı tezine dayanan Vicdani Ret ve Sosyo-Politik Yaşama Etkileri kitaplarının yazarıdır. Fransa’da politik mülteci olarak akademi, basın ve aktivizm alanlarında çalışmalarını sürdürüyor.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz