BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Erdoğan karşıtları nasıl Erdoğancı oldu?

Erdoğan karşıtları nasıl Erdoğancı oldu?

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Her seferinde karmaşık bir denklem içinde, parti veya lider hiç fark etmez, AK Parti’nin iktidarını normalleştirerek kabul etme noktasına geldiklerini görmekteyiz. Tüm olup bitenleri göz önünde bulundurduğumuzda önümüzdeki seçim, AK Parti ve Erdoğan açısından, diğer seçimlere nazaran kanımca en kolay seçim olacak!

Eyyüp DEMİR

Matematik derken ilk akla gelen sayılar ve işlemler bilgisidir. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti)’nin “seçim matematiği” derken de belki de çoğu okuyucunun aklına AK Parti’nin önümüzdeki seçimlerde elde edeceği oy yüzdesi oranı gelmiştir. Ancak burada kastedilen bu değil, matematiğin kökensel anlamının giderek AK Parti’nin Türkiye’deki tüm parti ve liderler üzerindeki stratejisinin ne olduğunu anlatmaya çalışacağız.

Antik Yunancaya dayanan “mathema/manthanein” kavramsal olarak “öğrenilen şey”, “bilgi”, “ders”; eylem olarak da “öğrenmek” demek. Herkes aşağı yukarı matematiğin sayı sistemini bilir, ancak türev veya integralin ne olduğu bir üst matematik bilgisi gerektirmektedir.

Son dönemlerde AK Parti’nin attığı her çentik yeni bir eylem alanına bağlanarak genişlemekte. Kurduğu ağ ya da oluşturduğu denklem sistemi çüzülmesi zor ve bi o kadar da kompleks bir sistem. Her şey hem çok açık olduğu halde bir o kadar da bilinmezlerle doludur.

Bu yazıdaki maksat AK Parti’yi bir gizemin içine çekerek anlaşılmaz kılmak değil, tam aksine AK Parti’nin oyun kuruculuğundaki rolünün şifrelerini çözmektir.

23 yıldır iktidarda olan bu parti, şu an otoriterlikle suçlansa dahi Türkiye tarihinde yapılmayan bir ilke de açık bir şekilde imza attı. Kendi dışında kalan tüm partilerle didişse de nihayetinde bir biçimde o partileri ya da liderlerini, direkt ya da dolaylı olarak kendi eksenine çekmeyi başardı.

Kasım 2002 yılında iktidara geldiğinde AK Parti Genel Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan partisini iktidar yapsa bile kendisi parlamentoya giremedi. Fakat daha sonra karşıtı konumundaki CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile yapılan bazı görüşmelerin ardından parlamentoya girmeyi başardı ve başbakanlık koltuğuna oturdu. Bu Erdoğan’ın hedefe varmasındaki ilk zaferiydi ve Baykal, Erdoğan’ın hizasına çekilmişti.

Bu yıllarda devletin tüm mekanizmaları Erdoğan’a cephe aldı. Erdoğan’ın bu yükselişi en başta da Milli Güvenlik Kurulu’nu hareket geçirdi ve 2004 yılında askerler, PKK’nin ateşkes kararına karşın, PKK’nin bu kararı bozmasını talep etmişlerdi.

Fakat Erdoğan 10 Ağustos 2005 günü aydınlarla yaptığı toplantının ardından Amed’e giderek “Kürt sorunu var”, “Kürt sorunu benim sorunumdur”, “Devlet hata yapmıştır” diyerek Kürtlerin rotasını resmen kendine doğru çekti. Sonraki dönemlerde de PKK lideri Abdullah Öcalan’ın eğiliminde de bir değişim gerçekleşti ve Öcalan Kürt sorununun çözümü noktasında yönünü askerden AK Parti ve Erdoğan’a yöneltti, ki birinci “barış süreci” de bu bakış değişiminden ortaya çıkan bir durumdu.

Birinci barış sürecinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) hariç, MHP ve CHP başta olmak üzere tüm siyasi partiler Erdoğan’ın başlattığı “barış süreci”ne yönelik karşı bir duruş içinde yer aldılar. Ki MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Erdoğan arasında antegonist bir çatışma başladı ve sınırları zorlayan bir sözlü sataşmaya dek vardı. Herkes Erdoğan ile Bahçeli’nin asla bir araya gelemeyeceğini düşünürken, bu uzlaşmaz çatışma nihayetinde bir “Cumhur İttifakı” ile taçlandı. Böylece Bahçeli de Erdoğan’ın istediği noktaya geldi.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın çözüm süreci karşısındaki hassasiyeti başlangıçta Erdoğan’a karşı eleştiri sınırları içinde kaldı, ancak daha sonrasında Demirtaş da Erdoğan’ın “çözüm süreci” karşısındaki duruşunu sert eleştirilere tabi tuttu. Ancak Demirtaş’ın dozu her geçen gün daha da artarak, Meclis Grubu konuşmasında, “Seni başkan yapmayacağız” açıklamasıyla Erdoğan’a karşı rest çekti.

Demirtaş’ın bu çıkışı hukuki karşılığı olmayan bir “hapis cezası”na dönüştürüldü. Ancak “ikinci çözüm süreci” ya da iktidarın tanımıyla “Terörsüz Türkiye süreci” döneminde, daha önce Erdoğan ve Bahçeli’ye sert eleştiriler yönelten Demirtaş’ta da bir rota değişikliği ortaya çıktı, Erdoğan ve Bahçeli’ye karşı “uzun ömürler” diledi.

Şu an Meclis Başkan’ı olan Numan Kurtulmuş ya da eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da Erdoğan karşıtı bir politik rotaya girdiler, ancak her ikisi de nihayetinde Erdoğan’ın istedikleri noktaya geldiler.

AK Parti ve MHP’deki bölünmeler DEVA Partisi, Gelecek Partisi, İyi Parti gibi bir dizi parti oluşumunun hayat bulmasını sağladı. Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’nin devreye girmesiyle “%50 +1” partiler arası birleşmeyi zorunlu hale getirdi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun öncülüğünde “Altılı Masa” kuruldu. Uzun çabalar sonucu bu oluşum ilk seçiminde Erdoğan karşısında yenilgi aldı.

“Altılı Masa” döneminde İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’a yönelik sert muhalefetleri herkesçe bilinmektedir. Ancak seçim sonrasında Meral Akşener “asla yapmam” dediği şeyi yaparak Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı Külliyesi’nde ziyaret etti. Yani yola gelmem diyen Meral Akşener de Erdoğan’ın yoluna gelmiş oldu.

“Altılı Masa”nın ana kompetanı olan CHP’de ise 38’inci Kurultay ile Kemal Kılıçdaroğlu devrildi ve yerine Özgür Özel geldi. Ancak CHP’nin içindeki bazı kişiler bu kurultayın “şaibeli” olduğunu söyleyerek dava açtılar. Bu açılan davanın ardından da 21 Mayıs 2026 günü “Mutlak Butlan” kararı geldi. Şimdi ise artık iki CHP var; Kemal Kılıçdaroğlu CHP’si ile Özgür Özel CHP’si.

Şu an itibarıyla Özgür Özel CHP’si taraftarları, ki azımsanmayacak orandalar, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ın direktiflerini yerine getirdiğini söylemekteler ve Erdoğan tarafından idare edildiğini öne sürmekteler. Yani bir başka deyişle Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ın hizasına geldiğini belirtmekteler.

Özgür Özel ise iktidar partisinin hukuka müdahalesiyle CHP’yi böldüğünü savunmakta. Ha keza İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da aynı fikriyatı taşımakta. Akla gelen soru şu: Acaba Erdoğan, Özel ve İmamoğlu’nu da kendi hizasına çekebilecek mi?

Kürt cephesi farklı bir seyir izlese de nihayetinde diğerlerinden pek de farklı değil. Özellikle 2024 yılı içinde Öcalan’ın hükümete getirdiği “yeni çözüm önerisi” dikkat çekti. Bahçeli’nin 1 Ekim 2024 günü mecliste DEM Partililer ile tokalaşmasının ardında, 22 Ekim günü de, “Öcalan gelsin mecliste konuşsun” açıklamasının ardından Öcalan tarafından kaleme alınan 27 Şubat 2025 günü yayınlanan “Barış ve Demokratik Toplum” bildirisi DEM Parti’yi bu noktaya kilitledi.

Bu süreçte DEM Parti elle tutulur hiçbir siyasi pozisyon içinde bulunamadı, İmralı Heyeti’nin getirdiği bilgiler doğrultusunda hareket etmek zorunda kaldı. Ki bu dönemde Öcalan PKK’nin lağvedilmesini sağladı ve “Aşırı milliyetçilik savruluşun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır” diyerek üst talepler ileri sürmedi.

Şimdi DEM Parti’de Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” ile Erdoğan ve Bahçeli’nin dile getirdiği “Terörsüz Türkiye Süreci” dişlileri arasında gidip gelmekte ve bu konuda kendi başına verebileceği hiçbir karar da bulunmamaktadır. Yani şu an itibarıyla DEM Parti Öcalan ve iktidarın söylemlerinin pek de dışında hareket edememektedir, çünkü sürecin bozulma riskine karşı temkinli davranmaktadır. Yani DEM Parti de nihayetinde bu girdabın içinde.

Tekrar başa dönecek olursak, “AK Parti ve Erdoğan’ın seçim matematiği”ndeki kastım tam da yukarıda ifade ettiğim bu başlıklardır.
23 yıllık AK Parti iktidarının bu anatomisinde yukarıda sayılanların tümü seçim matematiğinin bir yansımasıdır. Her seferinde karmaşık bir denklem içinde, parti veya lider hiç fark etmez, AK Parti’nin iktidarını normalleştirerek kabul etme noktasına geldiklerini görmekteyiz.

Tüm olup bitenleri göz önünde bulundurduğumuzda önümüzdeki seçim, AK Parti ve Erdoğan açısından, diğer seçimlere nazaran kanımca en kolay seçim olacak!

 

Eyyüp DEMİR kimdir?

1995 yılında gazeteciliğe başladı. “Bilim ve Siyaset” dergisinde makaleler yazdı ve yayın kurulunda bulundu. Med TV, Kurd1 TV, Kanal 4 TV ve Waar TV’de habercilik, belgesel-program yapımcılığı ile sunuculuk yaptı. Kürt meselesi, Kürt siyaseti üzerine kitapları vardır. En son Amerika’nın Sesi Kürtçe Servisi’nde (VOA) muhabir olarak görev aldı.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz