Müslüm Yücel
Rahmi Koç, Türkiye’nin en zengin iş adamıdır. Bunun yanında kültüre katkıları gözardı edilemez; kitaplar, dergiler, müzeler… Birkaç gün önce de holdingin kuruluşunun yıldönümünde altı bin üst düzey yöneticisiyle dev bir gösteri yaptı…
Gösteriden bir gün sonra Rahmi Koç İzmir’de bir hastane açılışında Kürtlerle ilgili çirkin bir fıkra anlattı. Fıkranın iki yanı vardı, ilki Koç’un bilinçaltı, ikincisi hukuki boyutu… İnsani ve ahlaki yanları da var: Koç fıkrayı anlatıyor, yanında duranlar gülüyor. Hiçbiri incinmiyor, hiçbiri itiraz etmiyor. Koç’un sözlerinin TCK 216 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini düşünenler olabilir diye bir düşünce de belirmiyor.
Koç bir fıkrayla birçok şey yapıyor. Bu fıkrayı anlatırken etnik kimliği (Kürt) cinsellikle birleştirerek bir “öteki” yaratıyor. Bu, klasik bir yansıtma mekanizmasıdır. Koç’un ana bilinçaltı katmanları çalışıyor; burada kültürel bir üstünlük hissi yaratıyor, gizli bir önyargı var ve Kürt kadını hiç de rastgele değildir. Fıkrada kadın basit, direkt, kuralları tersine çevirecek kadar saf olarak anlatılıyor. Anlatıda bir “biz” ve “onlar” ayrımı var. Koç’un bilinçdışında “biz” diye bir şey vardır; biz dediği kendisi, şehirlidir, Türk’tür, Sünni’dir, egemendir. “Onlar” ise kırsalda yaşayan, geleneksel kimselerdir. Açıkça hiyerarşik bir ayrımcılık yapıyor ve fıkra, bu ayrımı mizah kılıfıyla meşrulaştırma aracı oluyor.
Belden aşağı vurma var. Ahlakı başkasının ahlakı üzerinden gösterme de var. Ama en önemlisi Koç’un cinsel kaygısı ve kontrol ihtiyacı.






