BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

CHP’nin küçük, Cumhur’un büyük krizi

CHP’nin küçük, Cumhur’un büyük krizi

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Ali Duran TOPUZ

Hani Hoca Nasrettin kıyameti ikiye ayırmış ya, küçüğü hanımın ölmesi büyüğü benim ölmem demiş ya soranlara. Teşbihdeki hatayı bağışlarsanız, mevcut durumda CHP’nin krizi “küçük” ama Cumhur ittifakının krizi “büyük” kıyamet olmasın?

Konuyu fazla CHP demeden, CHP’deki durumu ayrıntılandırmadan ele almaya çalışacağım. CHP’nin zorda ve sıkıntılı, iktidar desteğiyle oluşturulan ikiye bölünmüşlük hali diğer muhalefetin partiye hiç hoş bakmayan kesimleri için bile kaygı verici. Manzaradan kaygılanmamak için ya iktidar nimetlerinden fazla yararlanmak ya da nihilizme iyice kapılmış olmak gerek.

Hal böyle olunca, manzaradan hayli sevinçli görünen iktidar tarafındaki “kaygı”yı gözden kaçırmak çok kolaylaşıyor. Bahçeli’nin dile getirdiği kaygımsı şeyleri kast etmiyorum, onu da içeren ama asıl AK Parti’yi ve liderliğini kuşatan kaygıdan söz ediyorum.

KAYGININ BÜYÜĞÜ

AK Parti’nin 7 Haziran 2015 seçimlerinden beri kapıldığı bir kaygı bu, sadece MHP’yle (o zamana kadar hiç mümkün görünmeyen bir zoraki ve galiba maliyetli) ittifak, cebri güç kullanımı ve cari hukukun askıya alınmasıyla nispeten kontrol altında tutabildiği, buna rağmen 2024 yerel seçimlerindeki büyük kan kaybını engelleyemediği kaygı. Çareyi şimdi CHP’deki karışıklığa yol açan anti-hukuk işlemlerine başvurarak bulmaya çalıştığı bir kaygı.

Kaygının çekirdeğini vurgulayarak devam edeyim: Cebri güç ve olağanüstü hukuk araçlarına başvurmadan iktidarı sürdürmeyi başaramama, yani hedeflediği hegemonik güce bir türlü (futbolda sevilen lafla rahatlayacağı golü bir türlü atamama) ulaşamama hali. Butlan kararını, iktidarın hegemonyayı pekiştirmek, inşası süren rejimin tahkimini sağlamak amaçlı bir girişimi olarak ele almakta yanlış bir şey yok, ben de ilk yazılarda öyle yaptım zaten. Fakat 21 Mayıs krizinin görünen yüzü muhalefetin (CHP’nin)  kriziyse, görünmeyen yüzünün iktidarın/Cumhur İttifakı’nın yapısal (demek ki derin) krizi olarak ele alınabileceğini öne süreceğim.

EKONOMİK VE TOPLUMSAL KRİZ

Ekonomik bir kriz var ama bu mesela 2023 seçiminde Kılıçdaroğlu’nun çokça söylediği gibi ekonomi bilmez ama yolsuzluk bilir iktidarın yol açtığı bir kriz değil, yönetimin gayet bilerek uyguladığı, sonuçları yoksulluğun nicelik olarak genişlemesi ve nitelik olarak derinleşmesiyle beliren, küresel neoliberal ekonomik/finansal krizle etkileşim (ev eşgüdüm) halinde bir kriz. İktidarın hedefi (dünyadaki emsal yönetimlerin çoğunun yaptığı gibi) krizi yönetmek için gerekli hegemonik güce ulaşmak. Tercih edilen ekonomik ve demek ki toplumsal politikaların başvurabileceği başka bir çözüm yok, dünyanın her yerinde faşist siyasal hareketlerin ya da faşizan yönetimlerin yükselmesi, ekonomik ve finansal süreçlerin militarist karakter kazanarak ilerlmesi bunu söylüyor. Her şeye buraya özgü gibi görünüyorsa, “Ortadoğluyuz ondan” lafı pek seviliyorsa da bütün dünyada uygarlık kaybı, demokratik kurumsallaşmaların çöküşü, liberal özgürlük çağlarının sonu, Aydınlanma’nın bitişi, büyük gerileme filan diye hikaye edilen şeyin orta yerindeyiz.

RIZA ÜRETEMEYEN BASKICI ŞİDDET

Saldırgan neoliberal politikaların yoksulluğu genişletip derinleştirmesi kendi sürdürülebilirliği için gerekli, başka türlü yapamaz, komodo ejderi ceylan gibi davranamaz. İktidar kazaya uğramamak için devletin doğrudan cebir araçlarını (ordu, polis) ve baskı aygıtlarını (yargı, idari-adli kolluk) oluşturduğu medya tekeliyle eşgüdümlü biçimde sürekli iş başında tutması bu yüzden, kazaya uğramamak için. Ne var ki 7 Haziran 2015’ten beri bu mekanizma bütün şiddeti ve hırsıyla iş başında olmasına rağmen hedeflenen toplumsal “rıza” bir türlü rahat bir nefes almaya yetecek düzeye çıkmadı.

Kürt siyasal mücadelesinin parlamenter düzelmdeki en önemli başarısının sergilendiği 7 Haziran 2015 seçimlerinden beri her seçim iktidar için bir sorunu çözerken başka sorunlarla yüzleştiği, rahat olmayan tecrübelerden ibaret kaldı. Yoğun cebri güç yani şiddet seferberliği desteğiyle sağlanan 1 Kasım 2015 “başarısı” yine ancak şiddetin aşırı kullanımı eşliğinde ayakta tutulabildi.

Kürlerin, 12 Eylül darbecilerinin ünlü yüzde 10’luk barajı sosyalistlerle girdiği küçümsenen işbirliğinin getirdiği başarıyla parçalayıp, “egemenliğin tecelli ettiği” parlamentoya üçüncü büyük grup olarak girmesinden sonra (ev ona karşı) 1 Kasım’a kadar sürdürülen şiddet kampanyasına rağmen aynı yeri koruması, “Cumhur İttifakı” adlı milliyetçi/mukaddesatçı (yani üçüncü MC) koalisyonuna yol açtı; ekonomi politikalarını sürdürme kaygısındaki AK Parti ile “Kürtsüz millilik” politikalarını sürdürme kaygısındaki MHP’nin kaygı koalisyonudur Cumhur.

REFERANDUMDA BELİREN KARA DELİK

Fiili olağanüstü halin 15 Temmuz 2016 darbe girişimi vesilesiyle (sayesinde demedim kızıyorlar çünkü) hukuki hale gelmesi eşliğinde gidilen 2017 referandumu iktidar blokuna istediği şeyi (Kürtlerin üçüncü parti olduğu parlamentoyu önemsizleştirmek, hızlarını yavaşlatan demokratik mekanizmalardan kurtulmak) kıl payı verirken, istemediği bir gelişmenin bütün alametlerini ortaya koydu: Metropoller yürütülen siyasetten memnun değildi, köylülüğün hızla tasfiye edildiği yani metropolleşmenin hızla arttığı bir iklimde kötü haberdi bu.

Cumhur İttifakı isimli iktidar bloku büyük şehirlerde “muhalefet”e düşmüştü. Referandumun sonucu olan “Evet” idi ama aynı zamanda oya sunulan sistemin ilk testi olarak geleceğin parlak olmayabileceğini gösteriyordu: Evet yützde 51,41, hayır yüzde 48.59. İstanbul’da hayır diyenler yüzde 51.35, Ankara’da yüzde 51.13’tü, İzmir 68.78’e Diyarbakır yüzde 67.58’e ulaşmıştı.

BEKLENMEDİK İTTİFAKLAR

İki yıl sonra İstanbul’un belediye reisliği, Türkiye’nin en büyük metropolü, AK Parti liderinin yükseliş öyküsünün ana mekanı, parti söylemlerinde bir tür kale gibi düşünülen İstanbul, CHP’den çıkan Ekrem İmamoğlu’nun ellerine geçti. Üniversiteler memurlaştırılmış, medya iktidarlaştırılmış, emek kurumları etkisizleştirilmişti ama özellikle işçi eylemleri, kadın eylemleri ve ekolojik tabanlı eylemler ancak cebri güç ve baskı aygıtlarının (hukuk, medya vs) desetğiyle engellenebiliyordu. HDP’ye yönelik sistematik baskı yine cebir ve baskı araçlarıyla sürdürülmesine rağmen parti ne yerel seçimlerde ne genel seçimlerde iktidarın arzuladığı kadar gerilemiyordu, üstelik bir de CHP’nin yerel seçim zafer yürüşüyü başlamıştı. Zaten bu “zafer” CHP yönetiminin HDP yönetimi ve Kürt seçmenle iyi lişikiler arayaşının bir soncuydu; kalp kalbe o kadar karşı olmasa da Kürtler iktidarın saldırgan tutumuna cevaben “stratejik oy/siyaset” adı altında CHP’nin “başarısı”nı yükseltmekte sakınca görmüyordu.

İKTİDARIN YEREL SEÇİM YIKIMI

Nitekim 2023 seçimlerinin (Kılıçdaroğlu’nun baş aktör göründüğü “Altılı Masa”nın, 2019 yerel seçim sonuçlarına rağmen Kürtlerden fobik düzeyde mesafe koymasına rağmen) Cumhurbaşkanlığı ayağı referandum sonucunun aşağı yukarı tekrarı gibiydi. İlk turda Erdoğan yüzde 49.52 alabildi, ikinci turdaki “zafer” farka bakılınca bir yıl sonraki yerel seçimler için çok umut verici değildi.

Hemen ardından (CHP’nin mukadder biçimde Kılıçdaroğlu’ndan Özgür Özel’e geçmesinin ardından yapılan) yerel seçimler Cumhur için bir tür yıkım oldu, Kürt seçmenin belli bir oranı geçtiği metropollerin tamamına yakını iktidarın elinden gitti, hepsi CHP’ye değilse bile (mesela Urfa genel seçimdeki Cumhur ortağı YRP’ye geçmişti) büyük çoğunluğu. İktidarın ekonomik politikaları kırlarda rıza satın almak için hâlâ işe yarıyordu ama şehir insanı artık bunlara kanmıyordu; sistem büyük medya desteğine ve baskı gücüne rağmen yani ite kaka ayakta kalıyordu.

RİSK BÜYÜRSE OYUN DA BÜYÜR

Yerel seçimler, genel seçimin mağluplarını umut ve sevince, Cumhur ititfakını derinleşen kaygılara sürükledi. Fakat Roma’da oyun çoktur, mirasçılarından Osmanlı’da da oyun bitmez. Yerel seçimin ardından başlayan “yumuşama, normalleşme” tiyatrosu, neoliberalizmin küresel başbuğu Trump’un gelişine ayarlı bir dizi siyasetin habercisiydi zaten. CHP’nin çiçeği burnunda genel başkanı Özgür Özel’in yumuşama sahnesinde üstlendiği rolleri filan deşmenin yararı yok, 1 Ekim 2024’te Bahçeli’nin uzattığı el ile başlayan sürecin ayrıntılarına girmek bu yazı için pek gerekli değil. Cumhur İttifakı’nın “ikili devlet ve ikili hukuk” uygulamalarının yol açtığı ve bugün “İkili CHP”de ortaya çıkan manzaranın (tarafları demeyeceğim, hukuki değil ama meşru tarafı olan) Özgür Özel ve ekibi tarafından (rızasını teslim etmeyen her kesimi hesaba katarak) tersine çevrilmesinin bir yolu bulunursa, iktidarın temel kaygısının tetikleyeceği yeni “anti hukuk” işleri görmemiz normal. Baskının büyüklüğü, kaygının büyüklüğünü de gösteriyor, iş direnişin büyüklüğüne kalıyor.

Ali Duran TOPUZ kimdir?

1994 yılında başladığı gazeteciliğinin 17 yılını Radikal Gazetesi’nde geçirdi. Gazete Duvar’ın kurucu editörleri arasında yer aldı. “Dünya Hali” (Radyo Sputnik) programını ve İMC TV’de sunuculuk ve medya eleştirisi yaptı. Gazete Duvar’dan ayrıldıktan sonra Artı Gerçek’te köşe yazmaya başladı. Hukuk, çalışma hayatı ve siyaset üzerine yazılarla öykü ve şiir yazıyor.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz