Toplumsal düzeni ayakta tutan, ortak bir gerçeklik duygusu oluşturan ve imgesel olanı yerli yerinde tutan bu sistem olmadan, bir toplumun nispeten uyum içinde işlemesi mümkün değildir. Ancak Trump’ın söyleminde yanlış doğruya, yalan baskın söyleme (sahte habere-fake news’e) dönüştü; küçük bir detayın manipülatif bir şekilde abartılarak büyük resmin yerini alması, gerçeğin kendisi haline geldi. Özgünlük, gerçeklik, doğruluk, kesinlik, hakikat, tanıklık ve sahicilik, nihayetinde şizofrenik bir zihinsel tersine çevirmenin kurbanları haline geldi.
Faik BULUT
Londra merkezli The Independent gazetesinin baş ekonomi yorumcusu James Moore iş dünyası, mali piyasalar ve genel olarak da ekonomi hakkındaki günlük analizleriyle de tanınır. Son dönemlerde ABD Başkanı Donald Trump ile yönetiminin politikalarına dair eleştirel yorumlar yapmaktadır. Yakınlarda “Trump’ın Musk’a verdiği ‘mega görev’ onun bile kaldıramayacağı kadar büyük mü?” başlıklı ilginç bir makale kaleme almıştır. (Kaynak)
TRUMP AMERİKA’SINDA ZENGİN OLMANIN YOLU
Keza “Trump Amerika’sında zengin olmanın yolu: Trump olmak!” isimli makalesinde (3 Ekim 2025) ABD Başkanının iş dünyası ile girift ilişkileri, hemen her sermayeci gibi para kazanma hırsı, siyaseti nasıl bir kazanç ve rant aracı olarak kullandığı hakkında somut örnekler veriyor; paylaşalım:
“1917 yılından beri Amerikan iş dünyasının dergisi sayılan Forbes, Donald Trump’ın çocuklarının, başkanın ikinci döneminde biriktirdiği servetle ilgili bir araştırma yayımladı. Trump’ın ilk döneminde, başkanın ailesinin zenginleşmesinin büyük tartışma yarattığını hatırlarsınız. Donald bizzat bu konuda özellikle pervasızdı.
Trump otellerinde kalmaları için Gizli Servis’e milyonlarca dolar ödetmek mi? Trink! Yabancı hükümetlerden (Demokratların Temsilciler Meclisi Gözetim ve Hesap Verilebilirlik Komitesi raporuna göre) milyonlarca dolar ödeme almak mı? Trink!
Yine de tüm bunlar, ABD başkanlığının Trump Organization’un akıl almaz derecede kârlı bir yan kuruluşu haline geldiği ikinci döneme kıyasla devede kulak kalıyor. Forbes, bu işin gerçekten dudak uçuklatan boyutunu belgelemekle bir kamu hizmeti yaptı. Trump’ın tahmini servetinde son bir yıldaki 3 milyar dolarlık patlamanın üçte ikisini, başkanın hararetle teşvik ettiği kripto para oluşturuyor.
Kripto paranın, yalnızca onunla kumar oynayan teknoloji tayfası arasındaki popülerliğiyle ayakta duran, son derece değişken bir varlık sınıfı ve sektör olduğunu da belirtmek gerekir. Ardında altın gibi bir emtia olmadığı için kripto para yatırımı yapmak, müşterileri, hesapları ve öngörülebilir kazanç akışı olan sıkıcı, eski, bilindik bir halka açık şirkette hisse sahibi olmaya da benzemez…
Kripto para, özellikle Trump ve oğullarının ABD başkanlık seçimi kampanyası sırasında World Liberty Financial’ı kurarken oynadığı rolle önemli bir itici güç haline geldi. Bu platformun $WLFI dijital tokenleri, Trump’ın seçim zaferinin ardından hızla değer kazandı.”
Trump, adının marka kullanım hakkını vermekten 400 milyon dolar gibi kayda değer bir gelir elde etti. Oğlu Eric Frederick Trump, kızı Ivanka ile damadı Jared Kushner, hatta New York Üniversitesi ikinci sınıf öğrencisi Barron bile bu işe katıldı; ailenin net servetinin bir yıl içinde iki katına çıkarak 10 milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor.
Trump ailesi Ortadoğu’da herkese gülücük dağıtıyor; ‘WOKE’ (günümüzde sosyal adaletsizlik, ırkçılık, cinsiyet eşitsizliği ve LGBTQ+haklarına karşı duyarlılığı ifade eden politik/sosyolojik bir terim-FB) karşıtı iş dünyasına tavsiyelerde bulunuyor ve daha da fazlasını yapıyorlar.”
TRUMP SAVAŞI NASIL KAZANÇ KAPISI HALİNE GETİRDİ?
James Moore, “Donald Trump savaşı nasıl yeniden büyük bir kazanç kapısı haline getirdi?” isimli 14 Mayıs 2026 tarihli makalesinde çıplak güç kullanmaktan çekinmeyen; aksine, bunu bir vurgun ve rant kapısına çeviren savaş-bahis oyunları ve borsasında Trump’ın rolüne değiniyor; özetini birlikte okuyacağız: (Kaynak)
“Donald Trump’ın en ilginç düşünceleri, sabaha karşı saat 05’te aklına geliyor. ABD’nin 79 yaşındaki başkanı, pazar gününün erken saatlerinde gerçekleştirdiği Truth Social sağanağında yaklaşan 80. doğum günü kutlamalarıyla ilgili düşüncelerinin yanı sıra (‘14 Haziran-Gelmiş geçmişin en büyüğü!!!’) savaş gemileri ve lazerlerden bahsetti.
‘Lazerler: bing, bing, YOK OLDU!!!’ ifadesi, üstüne İran bayrağı resmi konmuş bir uçağın, bir ABD savaş gemisi tarafından lazer ışınıyla düşürüldüğünü gösteren bir görselle birlikte paylaşıldı. Bu paylaşımın vermek istediği mesaj, tabii bir mesajı varsa, muhtemelen Amerikan ordusunun gücüyle gösteriş yapmak. Bunu bir reklam olarak adlandırabilirsiniz.
Eskiden savaşlar, piyasaları mahvederdi. Artık onlara güç veriyor. Silah tüccarları için iyi bir dönemdeyiz. Nereye bakarsanız bakın, savaş yeniden korkutucu derecede büyük bir sektöre dönüşmüş durumda. Savaş şirketlere yaramakta.
Britanya’nın savunma devi BAE Systems, ‘Kilit önemdeki tüm pazarlarımızda savunma harcamaları arttı’ diyerek büyüme beklentilerini karşılayacağını açıkladı. Beş yıl önce BAE’ye 100 sterlin (yaklaşık 6 bin 142 TL) yatırım yapmış olsaydınız, bol bol dağıtılan temettüler hariç, bugünkü değeri 400 sterlini (yaklaşık 24 bin 570 TL) aşardı.
Dahası petrol şirketi Shell’in kârı, Trump’ın İran savaşının petrol fiyatlarına etkisi sayesinde ani bir şekilde yükselerek 5 milyar sterlini (yaklaşık 307 milyar TL) aştı. Brent petrolün varili, 7 Mayıs’ta 100 doların altına düşse de yeniden üç haneleri yakalaması çok uzun sürmedi.
Bu emtianın fiyatı, bombardıman uçaklarını İran’a gönderdiğinden beri ABD Başkanı’nın adımlarını yakından takip ederek yükseliyor ve bu durum ters etki yaparak ülkedeki menfur rejimi eskisinden daha güçlü hale getiriyor.”
TRUMP: SERMAYEYİ KURTARMAK VE DEVLETİ KURUMSALSIZLAŞTIRMAK!
Michel Valentin; EPIS araştırmacısı, yazar, Montana Üniversitesi’nden emekli bir profesördür. Özellikle Trump politikaları hakkındaki değerlendirmeleriyle dikkati çekmektedir. 27 Şubat 2025 tarihli analizinde Beyaz Saray’ın iş çevreleri, silah tüccarları ve mali oligarklar ile iç içe geçmişliğine dair ayrıntılı bilgiler vermektedir; kısaltarak paylaşıyoruz:
“Trumpizm, Devlet ile Kapitalizm arasındaki ilişkileri yeniden tanımlayan ‘ideolojik olmayan bir ideolojinin’ yeni, popülist ve post-postmodern biçimidir.
Siyasi bağlılıklarını Demokrat Parti’den Cumhuriyetçi Parti’ye kaydırdıktan sonra, oligarşik güçler yeniden şekillenerek Trump’ın etrafında toplandı. Dijital çağın iki Papası olarak görülen Amerikalı bilgisayar programcısı, girişimci ve Meta’nın kurucusu Mark Elliot Zuckerberg ile Elon Musk’ın gölgesindeki Trump ‘Büyük Twitter İletişimcisi’ olarak hüküm sürüyordu.
Bu oligarşi/plütokrasi, Amerikan nüfusunun yalnızca %0,1’ini oluştursa da, ülkenin toplam servetinin %14’üne sahiptirler. 22 trilyon dolarlık hisse senedi, tahvil ve gayrimenkul varlıkları ise nüfusun %50’sinin sahip olduğu toplam servetin (4 trilyon dolar, yani %2,4) katbekat üzerindedir.
Bu ultra zengin bireyler, Trump’ın adaylığını destekleyen süper PAC’lara önemli bağışlar yapmışlardır. Elon Musk, Trump’ın kampanyası için kişisel servetinden 200 milyon dolardan fazla harcamış; OpenAI CEO’su Sam Altman, Amazon’un kurucusu Jeff Bezos ve Facebook & Meta’nın sahibi Mark Zuckerberg Trump’ın Açılış Fonu’na kişi başı 1 milyon dolar bağışlamışlardır.
Süper PAC’lar (Super Political Action Committees-Süper Siyasi Eylem Komiteleri), Büyük Para ile Büyük Siyaset arasında kutsal olmayan bir ittifak oluşturmaktadır. Pek çok açıdan, küresel tüketiciliği şekillendiren Amerikan çokuluslu şirketlerini (Google, Amazon, Facebook, Apple) kapsayan Avrupa kısaltması GAFA’nın, MAGA hareketinin finansörü olduğu söylenebilir.
Amerikan seçmenlerinin büyük bir kısmı, bu çokuluslu şirketlerin ultra zengin girişimcileri için iyi olan her şeyin, kendileri için de iyi olduğuna ikna edilmiştir.
Bu yeni yapı, Devlet kurumunu hazırlıksız yakaladı. Çoğu durumda yasaları bypas ederek, siyasi bir darbeye mümkün olduğunca yaklaşan bir düzen oluşturdu. Trump-Musk ikilisinin anayasaya aykırı bu güç gaspı, gevşek toplar taşıyan kontrolden çıkmış bir tren gibi ilerleyerek birçok kişiyi şaşkına çevirdi.
Donald Trump’ın, hiçbir kanıt sunmadan, yaygın ‘suiistimal, israf ve dolandırıcılık’ barındırmakla suçladığı federal kurumlar ya içi boşaltılarak işlevsiz hale getirildi ya da tamamen ortadan kaldırıldı.
İlk iki hafta içinde çıkarılan 250 başkanlık kararnamesi, DOGE (Department of Governmental Efficiency-Devlet Verimliliği Dairesi) adlı yeni bir birimin kurulması ve seçimle göreve gelmemiş, ancak fiilen yetkilendirilmiş bir oligark olan Elon Musk’ın emirleri ile devlet hazinesini tükettiği ve/veya ‘Amerikan karşıtı değerler’ yaydığı düşünülen kurumları temizlemek ve yok etmek amacıyla kullanıldı.
Aynı şekilde Trump, kamuya açık bir şekilde liberal, demokratik veya sosyalist fikirleri savunan ya da tanıtan tüm entelektüellere, akademisyenlere, avukatlara, gazetecilere, sanatçılara ve Hollywood yıldızlarına şüpheyle yaklaşmaktadır. Ona göre, en iyi ihtimalle bu kişiler kapitalizmi kontrol altına alma ve düzenleme fikriyle ülkeyi geri bırakıp orta sınıfı ve işçileri yoksullaştırmaktadır. En kötü ihtimalle de ‘iç düşman’ konumundadırlar!
Onlar ülkenin birliğini sabote eden, ‘dış düşman’ ile işbirliği yaparak Amerika’yı demoralize eden bir ‘beşinci kol’ faaliyeti mensupları olarak görülmektedirler.
Elon Musk ve adamları (hiç kadın var mı?) hükümetin yasal çerçevesinin ötesinde hareket ediyor. Musk ve maliyet düşürme ekibine sınırsız yetki verildi; ABD federal çalışanlarını işten çıkarma, onları erken emekliliğe zorlama, istifa etmeye mecbur bırakma veya tazminat karşılığında işten ayrılmaya ikna etme yetkisiyle donatıldılar.
Bir yandan Washington’da yaptıkları şey, orta ve üst düzeydeki birçok kariyer memurunu sadık çalışanlarla, partizan dalkavuklarla ve siyasi dostlarla değiştirmeyi planlayarak ya da mevcut çalışanları itaat yemini etmeye zorlayarak federal hükümeti köklü bir değişime uğratıyorlar. Öte yandan, hükümeti işlevsiz hale getirerek, yani ‘yönetimsizleştirerek’, federal devletin büyük mekanizmasını geçersiz kılmayı ve sistemi tamamen devre dışı bırakmayı amaçlıyorlar.
Dolayısıyla, yeni bir sosyoekonomik politika hedefleyen bu politikacılar ve bu megaloman plütokratlar, Amerikan halkını Washington’daki bu devasa yönetim aygıtının işe yaramaz, yozlaşmış ve günahkâr olduğuna, vergi mükelleflerinin buraya harcadığı paranın başka bir yerde daha iyi değerlendirilebileceğine ikna etmek zorundadır.
Amerikan seçmenlerinin zihinleri için verilen bu savaşta, her türlü hileye başvurulabilir; hatta mantıksız olan bile mantıklı hale getirilmeye çalışılır. Ana hedefleri, Devletin İdeolojik Aygıtlarından mümkün olduğunca fazla Sermayeyi kurtarmaktır. Bunu, devletin işlevlerini ve hizmetlerini olabildiğince bastırarak ve özelleştirerek yapmayı amaçlamaktadırlar…
Büyük Teknoloji ve Büyük İş Dünyası için sermaye kullanımını en üst düzeye çıkarmak ve şirketlerle zengin girişimciler için vergi indirimlerini artırmak istiyorlar, çünkü Reagan döneminin trickle-down (damlama) teorisi, kendilerini insanlığın ‘hayırseverleri’ olarak tanımlayan bu grubun ideolojisinde merkezi bir yer tutuyor.
Yapay zekâ, sibernetik ve uzay yolculuğunun gelecekteki gelişimi büyük yatırımlar gerektirecektir… Eğer bu oligarklar ellerinden gelseydi, Sağlık Hizmetlerini ve hatta Sosyal Güvenliği tamamen özelleştirirlerdi.
Seçmenlerin büyük bir çoğunluğunu, devletin bu ‘büyük yapı sökümünün’ ve önceliklerin yeniden düzenlenmesinin kendi iyilikleri için olduğuna ikna edebilmek amacıyla, ‘anarşik popülizm’ (Amerikan Liberteryenizminin) etkisi ile Büyük Para arasındaki bu yeni ideolojik ittifak, kendi ideolojik önyargılarını gizlemek zorundadır. Yani, yeni post-post modern siyasi söylemin değişmesi gerekmektedir.
GASLIGHTING: AKIL SAĞLIĞIYLA OYNANAN KİŞİ ŞİZOFREN HALE GETİRMEK
‘Gaslighting’ kavramına yeni bir anlam kazandıran Donald Trump ve siyasi çevresi, inkârı ve hayali kurguları, gerçeklik algılarının temel bileşenleri haline getirmeye başladı.
‘Normatif gerçeklik’ anlayışına yönelik sapkın bir manipülasyonla bağlantılı olan gaslighting, manipülatörün bir kişiyi akıl sağlığını, anılarını veya gerçeklik algısını sorgulamaya teşvik ettiği ya da buna neden olduğu bir psikolojik istismar biçimidir. Gaslighting’e maruz kalan bireyler şaşkın, kaygılı ve kendi yargılarına güvenemez hale gelirler.
2023/24 Başkanlık Kampanyası, içi boş söylemler ve gazdan ibaretti. Donald Trump, Büyük Manipülatör olarak insanların tutkularını ateşledi, öfkelerini körükledi ve kızgınlıklarını alevlendirdi. Bu süreç, sembolik sistemin paradigmalarının utanmazca ve tamamen tersine çevrilmesiyle damgalandı.
Toplumsal düzeni ayakta tutan, ortak bir gerçeklik duygusu oluşturan ve imgesel olanı yerli yerinde tutan bu sistem olmadan, bir toplumun nispeten uyum içinde işlemesi mümkün değildir. Ancak Trump’ın söyleminde yanlış doğruya, yalan baskın söyleme (sahte habere-fake news’e) dönüştü; küçük bir detayın manipülatif bir şekilde abartılarak büyük resmin yerini alması, gerçeğin kendisi haline geldi. Özgünlük, gerçeklik, doğruluk, kesinlik, hakikat, tanıklık ve sahicilik, nihayetinde şizofrenik bir zihinsel tersine çevirmenin kurbanları haline geldi.
Bu tersine dönüş sistematik ve sistemik olduğu için, kendini gerçekleştiren bir kehanet gibi işledi ve zamanla siyasi söylemde ‘sağduyulu sloganlar’ olarak kabul edilen ve tekrar eden söylemlere dönüştü. Böylece, birtakım klişeler ‘mutlak doğrular’ olarak sunulmaya başlandı; şöyle ki:
- Devletçilik, ekonomik durgunluk demektir (vatandaşların yaşam standartlarının düşmesi).
- Hukukun üstünlüğü, gereksiz düzenlemeler anlamına gelir (yaratıcılığı, inovasyonu ve gelişimi engeller).
- Devlet otoritesi, zorbalık demektir.
- Göç, işsizlik ve güvensizlik getirir.
- Federal ve eyalet vergilerinin azaltılması, gelir artışı sağlar.
- Özgürlük, serbest girişimdir; yani çocuklarının eğitim türünü seçme veya kendi doktorunu seçme özgürlüğüdür.
- Sosyalizm, özgürlük kaybı, daha yüksek vergiler, devletçi düzenlemeler, hükümetin verimsizliği ve yolsuzluk anlamına gelir.
- Fiziksel ve ruhsal sağlık, intihar oranları, uyuşturucu bağımlılığı, yaşam süresi, çocuk ölümleri ve şiddet içeren ölümler gibi ulusal göstergeler, Amerika’nın sosyal sorunlara yaklaşımının son derece problemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır…
SERBEST PİYASA ANARŞİZMİ
Siyasi İktidar-Büyük Teknoloji-Büyük Hükümet arasındaki bu radikal yeniden hizalanma, Devlet ve Kapitalizm -yani devlet ve yüksek teknoloji kapitalizmi arasındaki siyasi ilişkiyi yeniden tanımlamakta; devleti, kendi vizyonuna, çıkarlarına ve menfaatlerine tabi kılmaktadır.
Esasen daha 1994 yılında Esther Dyson, George Gebele, George Keyworth ve Alvin Toffler, Siber Uzay ve Amerikan Rüyası adlı çalışmalarıyla geleceği tam da bu doğrultuda şekillendirmişlerdir.
Başkan Trump ve çevresindekiler, Ayn Rand’ın objektivist devlet anlayışına dayanan libertaryen felsefesinin yol haritasını takip etmektedirler. Bu modele göre Federal Hükümet; Adam Smith’in ‘görünmez eline’ tabi olan gerçek bir serbest piyasa kurumu haline gelir ve toplumun her kesimine hizmet eden bir ‘hükümet’ olmaktan çıkar.
Bu anlayış, koruma, savunma, gözetim ve misilleme için birbirleriyle rekabet eden kurumların oluşturduğu anti-Federalist, anti-devletçi bir yapı öngörmektedir -yani halkın geçimini (tüketim, istihdam vb) sağlamakla yükümlü olan Büyük CEO’lar ile popülist liderler arasında garip bir ittifaka dayanan ‘serbest piyasa anarşizmi’ söz konusudur.
Bir ideoloji karşıtı gibi görünen ancak aslında ideolojik olan bu yaklaşım, yapay zekâ (AI) gibi algoritmalarla büyütülerek hükümeti küçültmekte ve idari mekanizmayı kontrol altına almaktadır. Bu ‘ideoloji karşıtı ideolojinin’ temel hedefi, çalışma yasaları ve çevresel sürdürülebilirlik hedefleri tarafından getirilen düzenlemeleri, dijital teknolojiye konan kısıtlamaları (özellikle yapay zekânın gelişimine getirilen sınırlamaları) ve finansal kapitalizmin spekülatif boyutuna yönelik düzenlemeleri kaldırarak bunları işlevsiz hale getirmektir.
HÜKÜMETİN BÜYÜK TASFİYESİ
Günümüzde bu benzeri görülmemiş ‘hükümetin büyük tasfiyesi’ karşısında tepkisel veya muhalif olarak görülen her şey ya da sınırsız bir serbest teknoloji kapitalizminin gelişimini ve işleyiş biçimini eleştiren her türlü duruş, hızla ‘Amerikan karşıtı’ olarak damgalanıyor. Çünkü bu yeni düzenin sözcüleri ve karar vericileri, amaçların araçları meşrulaştırdığına inanıyorlar.
Dezenformasyon, sahte haberler, gerçeklerin kaba manipülasyonu, açık yalanlar, hakaretler ve iftiralar, yanlış olanın ‘gerçeğe’ dönüştürülmesi -tüm bunlar, aldatılmış, cahil, kayıtsız, yönünü kaybetmiş bir kitleye, ya da daha kötüsü, iğrençlik gösterisinden zevk alan bir halka sunulan günlük besin haline gelmiş durumda.
Buradaki ‘amaç’, ekonominin ve insanların algoritmik dijitalleşmenin mantığı ve etkileriyle sömürgeleştirilmesi ve indirgenmesidir. Tıpkı geri besleme döngüsünde olduğu gibi, bu süreç dijital efendilerin şirketlerinde güç ve sermaye birikimini garanti ederken, aynı zamanda dijitalleşmiş ekonominin ve dijitalleşmiş toplumun gelecekteki gelişimini de güvence altına alıyor.
Böylece Marcuse’un sözünü ettiği ‘Tek Boyutlu İnsan’ somut bir gerçekliğe dönüşüyor.
NEOFEODALİZM VE TEKNOFAŞİZM Mİ?
Tim Cook (Apple), Sam Altman (OpenAI), Shou Zi Chen (TikTok), Mark Zuckerberg (Meta), Jeff Bezos (Amazon), Sundar Pichai (Google) ve Elon Musk (Tesla, X), bu yeni neo-feodalizmin feodal beyleridir.
Büyük Güç, Büyük Para ve Büyük Teknoloji arasındaki bu ittifak, yıllardır Silikon Vadisi’nde sessizce olgunlaşan yeni bir tekno-faşizmi oluşturuyor.
1960’lardan bu yana, Ayn Rand’ın objektivist felsefesi ve saf kapitalizm anlayışı, toplumsal yapı içinde kendine giderek daha fazla yer açtı. Bu düşünce sistemi, Silikon Vadisi girişimcilerini, teknoloji tutkunlarını ve dijital dünyadaki sözde guruları derinden etkiledi. Bu ultra-kapitalist ideolojinin yan ürünleri, aynı zamanda bu teknoloji figürlerinin önyargılarını ve ön kabullerini de şekillendirdi.
Performans ve rekabet kültü, kaçınılmaz olarak kazananın, kahramanın, güçlü olanın idealize edilmesine yol açıyor. Güçlü iradeye ve zekâya sahip olan, toplumu ekonomik ve teknolojik olarak ileriye taşıyan kişi kutsanıyor.
Zayıf olanın, ‘kadınsılaştırılmış’ başarısızın küçümsenmesi ve ‘sapkın’ olanın, fakirin, kaybedenin, aptalın hor görülmesi yaygınlaşıyor. Uyum sağlayamayan veya kendini dönüştüremeyen birey, en güçlü olanın hayatta kaldığı yasalar çerçevesinde gereksiz görülüyor.
Kapitalizm hayattır. O, doğanın yaşamsal gücüdür. Burada Yin ve Yang (her şeyin birbirine bağlı ve birbirini tamamlayan zıtlıklardan oluştuğunu savunan eski Çin felsefesine ait bir kavramdır; evrendeki dengeyi, uyumu ve sonsuz döngüyü temsil eder) dengesi yoktur.
Bu güç tamamen eril bir enerjidir ki bu da Mark Zuckerberg’in, Amerika’nın ve kapitalizmin daha fazla ‘eril enerjiye’ ihtiyacı olduğunu safça ve içtenlikle ilan etmesine yol açmıştır. Yalnızca güçlüler liderlik etmelidir. Servet, onların hak edilmiş ödülüdür. İşte Trump ve Musk’ın (Trusk) karakter birleşimiyle vücut bulan Amerikan Rüyası!
Bu tekno-kapitalist ağ, liyakat ve seçkinciliğe, girişimcilik zekâsına ve iş bilincine aynı tavizsiz inançla bağlıdır. Rus-Yahudi-Amerikalı kadın Filozof Ayn Rand’ın (2 Şubat 1905-6 Mart 1982) sözde ‘objektivizmi’ ile sarmalanmış olan bu ideoloji, 19. yüzyıl Batı dünyasının Anglo-Sakson itaate dayalı anlayışına geri dönüşün kapılarını açmaktadır. Kendisi, aşırı muhafazakâr düşünce kuruluşu Heritage Foundation’ın başkanı Kevin Roberts’a doğrudan ilham kaynağı olmuştur.
Kurumun doğrudan aktivist kolu olan Heritage Action, 2024 seçimlerini Cumhuriyetçilerin kazanması ihtimaline karşı ‘2025 Projesi’ni (Project 2025) ortaya koymuştu. ‘Proje 2025’, Federal Hükümeti ele geçirme, küçültme ve özelleştirme planının ta kendisidir. Yürütme organını bir silah olarak kullanarak, toplumu tamamen kapitalist bir yapıya dönüştürmeyi amaçlamaktadır.
Düşünür Rand, yazılarında rasyonel kişisel çıkar ve bireysel özgürlüğü yüceltmiş, bu kavramların doğal olarak saf, serbest piyasa kapitalizmi içinde hayat bulacağını savunmuştur. Ona göre hükümetin tek varlık nedeni, kapitalizmin savunulması ve genişletilmesi olmalıdır ve toplum, bireylerin yalnızca kendi kişisel çıkarları uyarınca özgür seçimler yapabildiği bir düzen içinde yaşamalıdır.
TEKNO-FEODALİZM: AYRIMCILIK, IRKÇILIK VE EFENDİ-KÖLE TASARIMI
Aynı bilişselcilik, evrimsel antropoloji, davranışçılık, sosyo-biyoloji ve doğa ile insanın bilimsel, fiziksel materyalist açıklamalarına (genetik, beynin elektro-kimyası vb) dayanan bu sistem, Amerikan toplumunun Spenseryen sosyo-Darvinizm’in yani güçlü olanın hayatta kalmasını savunan ideolojinin, hatta öjenizmin (bu popülist-kapitalist ittifakın en aşırı savunucuları için ırkçılığıyla birlikte) yeniden yükselişine tanık olmasına yol açmıştır.
Belki de bu ideolojinin savunucuları, öğrencilik yıllarında Platon’un ‘Cumhuriyet’ini eleştirel bir bakış açısı olmadan okudular; akılcı ve ahlaki liyakate dayalı bir aristokrasi tarafından yönetilen, bireylerin yeteneklerine göre titizlikle tasarlanmış ve kalıcı sınıflara ayrıldığı, hatta evliliklerin bile genetik olarak düzenlendiği bir toplum fikrine hayran kaldılar.
Elon Musk (Güney Afrikalı) ve Peter Thiel (bir dönem Güney Afrika’da yaşamış), bir noktada Siyah Afrikalıların kapitalizm için genetik olarak yetersiz olduğu yönünde görüşler dile getirmişti. Donald Trump ise kaba ve ırkçı ifadeleriyle tanınmaktadır ve o birçok Afrika ülkesini ‘bok çukuru ülkeler’ (shithole countries) olarak nitelendirmiştir.
Hatta Trump ‘ayrımcılığa uğrayan’ Beyaz Güney Afrikalıları kabul etmeyi önerirken, aynı zamanda tecavüzcü, suçlu, uyuşturucu bağımlısı ve akıl hastası olarak gördüğü yasadışı Latin göçmenleri sınır dışı etme fikrini de savunmuştur. Bu kişileri insan olarak anılmaya ve Amerikalı olmaya layık olmayan hayvanlar olarak tanımlamıştır.
Bu ideolojik söylem ve davranış, ‘Efendi/Köle diyalektiğinin’ belirli bir biçiminin diyalektik olmaksızın geri dönüşünü ilan etmektedir. Dolayısıyla, popülizmi bir destek olarak kullanan yeni bir feodalizm biçimi kendini şekillendirmektedir: Tekno-feodalizm.
Bu sistem, anti-ideolojik ya da ideolojiden bağımsız olduğunu iddia etse de, gerçekte Trumpizm son derece ideolojiktir. Başkan Trump, siyasi hareketinin ideolojik yönünü gizlemek için, hareketinin ‘sağduyu’, geleneksel Amerikan değerleri, özgürlük ve yerlicilikten ibaret olduğunu öne sürmektedir.
BÜYÜK TEKNOLOJİ, BÜYÜK PARA, SÜPER GÜÇ!
Bu tekno-kapitalist neo-feodalizm, Ortaçağ feodalizmi gibi, sadakate dayalı bir sosyal piramit üzerine inşa edilecektir. Teknokratların itaat ve bağlılık yeminleri, mühendisler ve teknisyenlerden oluşan itaatkâr ve boyun eğen bir işgücü, sendikasızlaştırılmış ya da tamamen sendikadan arındırılmış bir emek sınıfı -tüm bunlar yeni toplumsal düzenin temel taşları olacaktır.
Başkan adayının, ‘Hitler gibi sadık ve itaatkâr Alman generalleriyle çevrili olmak istediğini’ söylemesi şaşırtıcı değildir. Eğer seçilen kişi (muhafazakâr gazeteci Megyn Kelly, eski Başkan Yardımcısı Mike Pence vb) verilen görevi yerine getirmezse, üzerine ‘Tanrı’nın gazabı’ iner.
Bu yeni feodalizmin birleştirici unsuru artık din değildir. Günümüzde toplumu bir arada tutan güç, tüketimcilik, yüksek teknoloji, dijitalleşmiş iletişim, yapay zekâ, Metaverse ve hiper-gerçek ya da hiper-sanal gösteriler tarafından şekillendirilmektedir. Yakın gelecekte sibernetik (robotlar ve androidler) de bu düzenin parçası olacaktır.
Öte yandan, yeni toplumsal düzenin duygusal boyutu, yerlicilik (nativism) ve yabancı ötekine (göçmenler veya yabancı ülkelere) duyulan korku/nefret veya güvensizlikle pekiştirilmektedir. Çünkü ötekinin haz alması (jouissance), yerlici vatandaş-üretici-tüketicinin hazzını baltalamakla tehdit etmektedir.
‘Truskist’ (Trump/Musk) Cumhuriyetçiliğinin post-postmodern neo-muhafazakârlık anlayışı, İkinci Dünya Savaşından bu yana işlevini yerine getiren neo-liberal demokrasi modelinin terk edilmesine karşılık gelmektedir. Bu dönüşüm, kapitalizmin tarımsal ve çıkarcı bir ekonomiden sanayi ekonomisine, ardından 1980’lerde küresel tüketimci ve finansal kapitalizme evrilmesine eşlik etmiş; aynı zamanda kapitalizmin çelişkilerinin olumsuz sonuçlarını hafifletmek için bir refah devleti tamponu oluşturmuştur…
Kapitalizm dolayımsız bir arzu ya da soyut bir makinedir. Bu arzuyu gerçekleştiren bir toplum, faşizm-paranoya ile anarşi-şizofreni arasında belirli bir karışım olarak kavramsallaştırılabilir (ikincisine doğru güçlü bir eğilim göstererek)… Bu, sermayenin açıkça kendini ilan etmesidir ve adını söylemeye cesaret eden yeni bir açgözlülüğün altın çağıdır…
Onu temsil eden insanlar -Donald Trump’lar ve Michael Milken’ler- bir ideolojiyi savunmaktan çok bir arzuyu somutlaştırıyorlar… Post-postmodern sermayenin açığa çıkışı, toplumsal alanla doğrudan örtüşen ölümcül bir çekim noktası olarak yüzeye çıkmaktadır.
Bu büyük ve yeni düzenin sınırlarını artık yalnızca gökyüzü belirliyor. Eskiden Amerika’nın genişlemesini simgeleyen bir slogan vardı: ‘Batıya Git, Genç Adam!’ (Go West! Young Man!) Elon Musk bunu ‘Haydi Mars’a Gidelim!’ (Let’s Go to Mars!) olarak değiştiriyor.” (Kaynak)
“2000’li yılların başından itibaren dünya genelinde krize giren finans kapitalin ya da amiyane tabirle kumar ekonomisinin yönetip yönlendirdiği kapitalizmin, ilkel dönemlerindeki zor yöntemlerine yeniden sarıldığını gözlemliyoruz.” (İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir, 18 Mayıs 2026)
Not: Kimi batılı düşünürler ile Türkiyeli uzmanlar, gelişmeleri Yeni Ortaçağ’a (Neofeodalizm’e) dönüş kapsamında algılayıp açıklıyorlar. Bu yanlış ve kusurlu benzerliği bir başka yazıda ele alacağız.







