BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Öcalan’ın statüsü, umut hakkı, umut spekülasyonu

Öcalan’ın statüsü, umut hakkı, umut spekülasyonu

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Mevcut manzara Öcalan’ın talep ettiği (ve taahhüt ettiği) “hukuk ve siyaset zemininin” oluşturulacağına dair umut bağlanacak bir adımın olmadığını gösteriyor. Bahçeli’nin “umut hakkı” sözü ile başlayan süreç bir “umut spekülasyonu” sürecine mi evriliyor?

Ali Duran TOPUZ

Herkes “Buradan dönüş yok/geri adım yok” diyor, en son tekraren 16 Mayıs 2026’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan söyledi; Erdoğan’ın sözlerine bakarsak sanki her şey olağan prosedürüne uygun gidiyor diye düşünmemiz gerekir.

Demek ki bir “buraya” ulaşmış durumdayız, öyle bir “bura” ki tüm taraflara göre bir geri adım olmayacak, fakat buradan ileriye bir adım olmadığı da aynı sıklıkla tekrar ediliyor. Genellikle tıkanma diyor, şaşırtıcı bir milliyetçi profil çizen Gürkan Çakıroğlu gibi “yavaşlama” diyen de var.

ERDOĞAN’IN SON SÖZLERİ

“Burası” neresi ve “ileri adım” ne demek?

İkinciden başlarsak, birinciyi de anlayacak malzemeye ulaşabiliriz:

Kürt tarafına göre “ileri adım” demek, hukuksal bazı düzenlemeler yapmak demek.

“Devlet tarafına göre” diye başlamak ise pek mümkün değil, çünkü o taraftan gerçekte hiçbir şey söylenmiyor. Sadece “bilgiler sızdırılıyor” yani bir tür karnından konuşuyor “devlet” tarafı; temel “sızdırılan” şey şu: “Örgüt (PKK) silah bırakmadı, silah bırakma tamamlanmadı.” Yani “ileri adım” örgütün silah bıraktığının tespit ve tescil edilmesi. Erdoğan 16 Mayıs açıklamasında, “Silah bırakmanın ivmelenmesi için istihbarat teşkilatımız çalışıyor” sözüyle meselenin bir nitelik değil nicelik meselesi gibi ele alındığı mesajını verdi, bir vazgeçme, bir direnme değil ama “ivmelenme ihtiyacı” varmış gibiydi sözlerinin gittiği yer. Yani durma ya da tıkanma değil ama belki bir yavaşlama söz konusu.

“İleri adım”a dair Cumhur İttifakı’nın ortağı, MHP lideri Bahçeli’nin görüşleri fazla açık: “Öcalan’ın statüsü”nün hukuken belirlenmesi elzem, “isim” meselesine takılmadan yapılması lazım.

“CUMHUR” KARARLIYSA ADIM NERDE?

Erdoğan’ın son açıklamalarının (Anadolu Ajansı tarafından geçtiği kadarıyla) tamamı okunduğunda bir yanda “Cumhur ittifakı” olarak bir kararlılık beyanı öte yanda faili belli olmayan bir “gereklilik manzumesi”yle karşılaşıyoruz: “Meclis komisyonumuz, uzlaşı temelinde bir yol haritası ortaya koydu. Yapıcı ve çözüm odaklı bir yaklaşımla yol haritasının hayata geçirilmesi gerekiyor. Sorumluluk duygusuyla hareket edilmesi, bu noktada çok çok önemlidir.” Kim hayata geçirecek? Sorumluluk duygusu taşıması gereken kim? Yürütme mi, yasama mı?

Birçok gazeteci sıfatlı kişinin bulunduğu bir ortamda konuşan Erdoğan’ın, “O halde Bahçeli’nin Öcalan’a statü tanınmasına yönelik talebini onaylıyorsunuz” sorusuyla karşılaşmadığı için bu konuda ne düşündüğünü bilemiyoruz; daha doğrusu bilmemiz istenmiyor. Tecrübesi tartışılmayacak bir siyasetçi olarak Erdoğan’ın Cumhur İttifakı’nı zikrederek meseleyi ele almasının bizi “Demek ki onaylıyor” noktasına götürmeyeceği ama “Bak işte onaylamıyor” dememize de imkan vermeyeceğini bilerek konuştuğu kesin. Bu kasten oluşturulan muğlaklık söyleşide dile getirilen “anayasa ihtiyacı” meselesini ele almaya itiyor bizi. Peki statü meselesi ile anayasa meselesi arasında bağ var mı? Bahçeli’nin son grup toplantısını düşünecek olursak mesele o kadar geniş kapsamlı ele alınmak zorunda değil, “barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü” ya da benzer başka bir ifade yeterli.

ANAYASA’DAN ÖNCESİ

Bahçeli ve Erdoğan’ın sözleri birbirini dışlamıyor aslında, şu anda bir statü tanınması, şayet bu süreç ciddi ise, yani retorik “bin yıllık kardeşlik” siyaseten de bir şekle kavuşacaksa ve bu süreç Öcalan ile  diyalog halinde yürütülecekse, ilk adım olarak Öcalan’ın süreçteki rolünü oynaması için bir statüye ihtiyaç duyduğu, süreç tamamına erecekse Anayasa’da bir yenilenme gerektiği açık.

Daha da önemlisi, Öcalan’a ilişkin bir statü adımının yani “çalışmaları fiili değil de hukuki bir konumdan sürdürmesi”ni sağlayacak adımın aynı zamanda (Anayasa’da nihai şekil verilmeden önce) Kürt halkının statüsüne ilişkin bir adım olarak niteleneceği açık. Sadece DEM Partililerin veya örgüt yöneticilerinin bu yönlü açıklamaları nedeniyle değil, iktidar blokunun süreci, “Terörsüz Türkiye” gibi adından da anlaşılacağı gibi tamamen güvenlikçi bir şemsiye altında ele almasına rağmen içeriğine ilişkin (“bin yıllık Türk-Kürt kardeşliğini ihya etme, ittifak tazeleme” gibi terimlere bakarsak) nedeniyle vurguları herhangi bir statü oluşturmaya yönelik girişimin Kürt varlığını “fiili tanıma”dan hukuki eşitliğe yani egemenlik ortaklığına yönelik tanımaya geçişin ilk adımı olarak görüleceği anlaşılıyor. “İlk adım” geciktiriliyorsa ikinci adım nasıl atılacak?

CHP’NİN KRİTİK KARARI VE TUTUMU

Daha önceki süreçlerin hiçbirinde olmayan bir özelliği de manzaraya eklemek gerekli: Bütün çözüm süreçlerinde hemen hemen bütün “muhalefet”ler açık ve etkili karşı pozisyonlar almışken, bu sefer ana muhalefet partisi CHP lideri Özgür Özel, Bahçeli’nin ünlü 22 Ekim 2024 günkü konuşmasının hemen ardından, “Kürtlere devlet vaat ediyorum” diyerek yani “hukuken ve egemenlik paylaşımında eşit yurttaşlık” taahhüdünde bulunarak olabilecek en etkili desteklerden birini verdi. Dahası, partisine yönelik ağır hukuksuz saldırılara rağmen Özel bu pozisyonu, “Erdoğan vazgeçse ben vazgeçmem” sözüyle tescil ettiği bir özen ve ciddiyetle bugüne kadar korudu.

Bütün bunlara rağmen iktidar bloku, bir ayağı “burada” sabit tutsa da öbür ayağı ile “hukuk ve siyaset zemini”ni oluşturmaya yarayacak adımlar atmaktan özenle uzak durdu; hatta tersi mesajlar içeren idari ve yargısal işlemler hiç eksik olmadı. O kadar ki Bahçeli’nin ünlü konuşmasındaki “umut hakkı”nı bırakın, Öcalan’ın bir daha tecrit altına alınmayacağına dair inandıcı olmaya yönelik bir hamle (söz ya da belge) bile gelmedi.

HUKUK VE SİYASET ZEMİNİ

Özetlersek, “sürecin tıkanması” denilen şey aslında iktidarın kasıtlı bir bekleyişinden ibaret. Bu durum sürdükçe, süreci eleştirenlerin (zaten karşı olanlardan kime ne?) bir kısmının sıklıkla dile getirdiği “konu tamamen iktidarın tahkimi ve Kürtlerin iktidar çizgisine getirilerek siyaseten tasfiyesinden ibarettir” tezinin haklı çıkacağı bir yere doğru gidiliyor. Çünkü mevcut manzara Öcalan’ın talep ettiği (ve taahhüt ettiği) “hukuk ve siyaset zemininin” oluşturulacağına dair umut bağlanacak hiçbir adımın olmadığı ama böyle bir adım uğruna Öcalan ve onu izleyen örgütlerin peş peşe adımlar attığı bir “umut spekülasyonu” sürecinin işletildiğini düşündürüyor. Bahçeli’nin sözleri bundan duyulan rahatsızlığı da dile getiriyor olabilir, bunu sağlamak için siyasal taktik beyanlar da söz konusu olabilir; karar vermek için ne olduğunu görmek gerek. Her durumda Erdoğan’ın anayasa vurgusu elbette anlaşılır, böyle bir “süreç” anayasal düzenlemeler olmadan tamama eremez. O halde elzem yasaları çıkarmak ve anayasayı tartışmak için ne bekliyor olabiliriz?

NOTLAR

1 – Gürkan Çakıroğlu ile etraflı bir söyleşi için, buyrun:

https://yeniyasamgazetesi9.com/cakiroglu-ocalan-birlik-ve-beraberligin-tutkali-oldu/

2 – Erdoğan’ın süreç hakkındaki sözleri için:

https://www.aa.com.tr/tr/gundem/cumhurbaskani-erdogan-terorsuz-turkiye-hedefine-mutlaka-ulasacagiz/3939391

Erdoğan’ın sözlerinin AA tarafından geçilen metni:

“Geride bıraktığımız 18 ayda hem kayda değer mesafe aldık hem de TUSAŞ saldırısı gibi gizli-açık pek çok badire atlattık. Bunlara rağmen yolumuzdan dönmedik. Meclis komisyonumuz, uzlaşı temelinde bir yol haritası ortaya koydu. Yapıcı ve çözüm odaklı bir yaklaşımla yol haritasının hayata geçirilmesi gerekiyor. Sorumluluk duygusuyla hareket edilmesi, bu noktada çok çok önemlidir. Silah bırakmanın ivmelenmesi için İstihbarat Teşkilatımız çalışıyor. Şurası bir gerçek ki ilk günden beri sürecin başarısı için dua edenler, çaba gösterenler olduğu gibi, bundan rahatsız olanlar da var. Süreç bugüne kadar, kendi doğal güçlükleriyle beraber, bunlara rağmen de ilerledi. Biz kararlıyız, ‘Terörsüz Türkiye’yi istemeyenleri sevindirmeyeceğiz. Kararlıyız, bunlara fırsat vermeyeceğiz. Niyetimiz hayırdır, yolumuz hayırlıdır. Allah’ın izniyle akıbetimiz de hayırlı olacaktır. ‘Terörsüz Türkiye’ hedefine, bütün engelleri vakar içinde aşarak mutlaka ulaşacağız. Cumhur İttifakı olarak bunu dayanışma ve eş güdüm içinde, maşeri vicdanın rehberliğinde ve milletin çizdiği rotada yürüyerek gerçekleştireceğiz.”

3 – Aslında Türkiye “bir şeyi” bekliyor, o şey öncelikle İran; fakat ondan da ibaret değil, Ermenistan’la sınır kapısı açma çalışmaları, Heybeliada Ruhan Okulu’nun açılması çalışmaları, NATO ve AB’ye yönelik (çok önemli bir kısmı gayet haklı olan) eleştiriler ve beklenti sözleri, beklenen şeyin hayli önemli olduğunu ortaya koyuyor. Anlaşılan sürecin “yavaşlaması” beklenenlerin olması veya olmamasıyla yakından ilgili, olana ve olmayan göre yeni kararlar verilecek. Bekleyip göreceğiz. Fakat her şey bir “spekülasyon” ise sonuçlarının spekülasyon mercileri için de iyi olmayacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok.

Ali Duran TOPUZ kimdir?

1994 yılında başladığı gazeteciliğinin 17 yılını Radikal Gazetesi’nde geçirdi. Gazete Duvar’ın kurucu editörleri arasında yer aldı. “Dünya Hali” (Radyo Sputnik) programını ve İMC TV’de sunuculuk ve medya eleştirisi yaptı. Gazete Duvar’dan ayrıldıktan sonra Artı Gerçek’te köşe yazmaya başladı. Hukuk, çalışma hayatı ve siyaset üzerine yazılarla öykü ve şiir yazıyor.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz