Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’nın ilk gününde hak savunucuları, İstanbul, Hakkari ve Dersim’de bir araya geldi. 1973’te gözaltında kaybedilen üniversite öğrencisi Ali Kayahan’ın akıbeti İstanbul’da sorulurken, Hakkari ve Dersim ise 1915 Ermeni Soykırımı ile başlayan zorla kaybettirme uygulamalarının 1990’lı yıllarda sistematik hale gelindiğine dikkat çekildi.
HABER MERKEZİ – Cumartesi Anneleri/ İnsanları, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’nın ilk gününde açıklama yaptı.
İSTANBUL
Açıklamada, 53 yıl önce gözaltında kaybedilen üniversite öğrencisi Ali Kayahan’ın akıbeti soruldu.
Ali Kayahan’ın son görüldüğü yer olan ve bugün Askeri Müze olarak kullanılan Harbiye’deki tarihi bina önünde yapılan açıklamada, “Hakikat, inkârla yok olmaz” denildi.
“BU BİNA BİR SUÇ MAHALLİ”
Açıklamada, Osmanlı döneminde askeri okul olarak inşa edilen ve daha sonra müzeye dönüştürülen yapının, 12 Mart askeri müdahalesi döneminde sorgu ve işkence merkezi olarak kullanıldığı hatırlatıldı.
Hak savunucuları, “Burası yalnızca tarihi bir yapı değil, devletin unutturmak istediği suçların hafıza mekânıdır. İşkence gördüğünü söyleyen pek çok kişinin beyanı askeri mahkeme kayıtlarına geçti. Ali Kayahan’ın son görüldüğü yer de burasıdır” ifadelerini kullandı.
“YÜZÜ TANINMAYACAK HALDEYDİ”
Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi öğrencisi ve 68 kuşağının isimlerinden Ali Kayahan’ın, 6 Şubat 1973’te Haseki Hastanesi önünde gözaltına alındığı belirtildi.
Harbiye’deki kontrgerilla merkezine götürülen Kayahan’ın burada ağır işkence gördüğü ifade edilirken, arkadaşı Erkut Selçuk’un dönemin Sıkıyönetim Mahkemesi’ne sunduğu dilekçedeki tanıklığa da yer verildi.
Selçuk’un dilekçesinde, “Ali’yi kontrgerilla merkezinde gördüm. Yüzü tanınmayacak haldeydi, gözlerini açamıyordu. Kendisine yapılan işkence sabaha kadar sürdü. Sabaha karşı koridorda koşuşturmalar başladı, ‘doktor çağırın’ diye bağırıyorlardı. Daha sonra sesler kesildi” ifadeleri yer aldı.
53 YILDIR İNKÂR POLİTİKASI
Ali Kayahan’ın arkadaşlarının, dönemin askeri mahkemelerine verdikleri dilekçelerde mezar yerinin açıklanmasını ve sorumluların yargılanmasını talep ettiği belirtildi.
1974 yılında öğrencilerin dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ile İçişleri ve Adalet Bakanlıklarına telgraf çekerek olayın araştırılmasını istediği ancak tüm başvuruların yanıtsız bırakıldığı aktarıldı.
Resmi kurumların yıllarca “Ali Kayahan gözaltına alınmamıştır” diyerek inkâr politikasını sürdürdüğü kaydedildi.
“HAKİKAT İNKÂRLA YOK OLMAZ”
Açıklamanın sonunda hak savunucuları, gözaltında kaybetme suçunun cezasız bırakılmasına karşı mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek şu mesajı verdi:
HAKKARİ
İnsan Hakları Derneği (İHD) Hakkari Şubesi, Şemdinli ilçesinde çarşı merkezinde bir araya geldi. Yapılan açıklamada konuşan Pınar Yılmaz, 1915 Ermeni Soykırımı ile başlayan zorla kaybettirme uygulamalarının 1990’lı yıllarda sistematik hale geldiğini vurguladı. Yılmaz, “Birçok insan evlerinde, sokakta, işyerlerinde gözaltına alındıktan sonra bir daha kendilerinden haber alınamadı. Aileleri yıllardır belirsizlik ve adalet arayışı içinde yaşamaya mahkum edildi. Aradan geçen uzun yıllara rağmen etkin soruşturma yürütülmedi. Sorumlular korunarak, cezasızlık politikaları sürdürüldü” dedi.
Gözaltında kaybetmenin “insanlığa karşı suç” olduğunun altını çizen Yılmaz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bu yönde verdiği ihlal kararlarını hatırlattı. Yakın zamanda Dargeçit JİTEM Davası’nda zamanaşımı kararı verildiğine işaret ederek, kararın cezasızlık politikasının örneklerinden biri olduğunu kaydetti.
Yılmaz şu talepleri sıraladı:
Açıklama, “Hakikat ve adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” vurgusuyla sona erdi.
DERSİM
İHD Dersim Şubesi, Seyid Rıza Meydanı’nda açıklama yaptı. Açıklamada “Kayıplar belli, failler nerede” pankartı açılırken, gözaltında kaybettirilenlerin fotoğraflarının bulunduğu dövizler taşındı. Basın açıklamasını İHD Dersim Şubesi Eşbaşkanı Nurşat Yeşil yaptı.
Yeşil, Türkiye’nin 1915 Ermeni soykırımı ile başlayan zorla kaybettirme uygulamalarında cezasızlık politikalası uygulandığını vurgulayarak, zorla kaybettirmelerle yüzleşilmesi gerektiğini belirtti. Nurşat Yeşil, son olarak taleplerini sıraladı.
Açıklama oturma eylemiyle sona erdi.







