Gökçer Tahincioğlu
Türkiye’de tarihsel olarak işkencenin “münferit” olduğunu söyleyenler, münferit olmadığını en iyi bilenlerdir.
Hatta bu kesim, “Suç mu işlesinler, diyelim ki bomba konuldu ve başka çareniz yok, öğrenmek için ne yaparsınız?” gibi müthiş sorularla işkencenin meşrulaştırılması, toplum tarafından normalleştirilmesi için de büyük çaba göstermiştir.
“Manisalı gençler” gibi, “Metin Göktepe” gibi, “Birtan Altınbaş” gibi işkence örnekleri ortaya çıktığında ise aynı kesim sessizliğe bürünür, sonrasında işkencenin münferit olduğunu iddia etmeye devam ederler.
Türü ve yöntemleri günden güne değişiyor elbette işkencenin… Kimi zaman karanlık koridorlarda, kamerasız odalarda kendini gösterir, kimi zaman gözaltı merkezlerinin dışında… Kimi zaman biri gözaltına alınmadan hemen önce, kimi zaman baskı ve tehdit gibi yöntemlerle…
Ama bununla ilgili ne söylenirse söylensin, inanmayın…
İşkence bir insanlık suçudur.
Ve işkence yöntemleri ile öğrenebileceğiniz tek hakikat, duymak istediklerinizdir.
Bir suçla ilgisiz insanlar suçu üstlenir. O da yetmiyorsa ilgisiz ama ilgi kurulmak istenen insanların isimlerini verir. O da yetmediyse ilgisiz yerler gösterir.
İşkence doğruya ulaşabilmenin bir yöntemi değildir.
Ve bütün ayak izlerinin kusursuz biçimde takip edilebildiği bu çağda, iyiden iyiye acizliktir.






