BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Sürecin üç hali: Akıyor, dondu, bitti

Sürecin üç hali: Akıyor, dondu, bitti

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Eyyüp Demir

“Barış ve Demokratik Toplum” süreci,

“Terörsüz Türkiye” süreci,

“Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” süreci.

Bu süreç üçlemesinde değişik bakış açılarının süreci nasıl farklı algılandığını görüyoruz. Peki bu farklı algıyı yaratan şey nedir? Bunun yanı sıra, bu göreceli algısal bakışlara göre acaba kimin için süreç akıyor, kime göre donuyor veya kime göre ortada bir süreç yok?

Aslında bu hilkat garibesi durum, içinden çıkılması zor bir paradoks gibi görünse de, esasında tarafların “süreç”e yüklediği anlamlarda gizlidir.

27 Şubat 2025’te PKK lideri Abdullah Öcalan tarafından ortaya konulan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” DEM Parti’nin de sahiplenmesiyle “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak adlandırılmakta.

DEM Parti bu sürecin devam etmesi için de her koşul altında sürecin sürdürülmesini isterken, hiçbir durumda bitiren tarafı olmak istemediğini de her fırsatta açıklıyor.

Ancak, 30 Nisan 2026 günü PKK eski yöneticisi Murat Karayılan yaptığı açıklamada iktidar ve devletin üst düzeyi nezdinde “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin dondurulduğunu ifade etti. Sürecin ilerlemesi için de Öcalan’ın rolü ve yasal adımların şart olduğunu dile getirdi.

DEM Parti ise Karayılan’ın “Şu an itibarıyla süreç dondurulmuştur” ifadesine aynı eksende yaklaşmıyor.

DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Mahfuz Güleryüz, “Biz sürecin dondurulduğu ifadesini kullanmak istemiyoruz. Belki tıkanma noktası var ama mevcut durum bir ‘tıkanma ve dondurma süreci’ olarak tariflemek abartılı bir yaklaşım olur” derken, burada sürecin bitiren tarafı olmak istemediklerini de ortaya koyuyor.

Çatışır gibi görünen bu iki yaklaşımın temel amacı aslında bir nokta örtüşüyor. Her iki tarafta Öcalan’ın koşullarının değiştirilmesini ve Öcalan’ın süreci doğrudan yürüten aktörü olmasını talep ediyor. Gerekçe olarak da son bir aydır hükümetin stabilize duruma geçtiğini ve Öcalan ile 27 Mart’tan bu yana herhangi bir görüşmenin gerçekleştirilmediğini belirtmekteler.

Açık kaynaklara yansıyan boyutuyla DEM yetkililerinin ifadelerinde anlaşılan ağır aksa da olsa süreç ilerliyor. Ancak DEM içinde de sürecin donduğunu ya da bittiğini ifade eden kesimler de yok değil. Ki bunlar sürecin hükümet tarafından göğüslenmediği, bir yıla aşkın bir süredir somut tek bir adımın atılmadığını ve bu şekilde devam ederse kısa bir zaman diliminde sürecin bitebileceğini belirtmektedirler.

İşin doğrusu hükümet tarafından aksi bir durum belirtilmediği sürece sürecin sürdüğünü, donduğunu ya da bittiğini söyleyecek tek güç odağı varsa o da, bu süreci başlatan Öcalan’dır.

Peki Öcalan bu konuda ne düşünüyor?

“Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” 18 Şubat 2026 günü hazırladığı raporu oy çokluğuyla Meclis’ten geçirmişti. Nisan 2026 sonuna kadar da hükümetin bu konuda atacağı somut adımlar hem DEM Parti hem de Öcalan tarafından beklenilen adımlardı; ancak bu gerçekleşmedi.

İşte tam da bu noktada DEM Parti yetkilileri MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “tek kanatlı kuş” metaforuna sık sık göndermelerde bulunarak, aslında başlatılan sürecin tek eksende yani DEM Parti ve Öcalan tarafından “tek kanatlı kuş uçuşu” misali sürdürüldüğünü düşünmekteler. Bu da giderek hem DEM Parti kitlesinde hem de DEM Parti’nin yönetiminde bir umutsuzluğa, yılgınlığa ve stabilize duruma doğru hızla ilerlemekte.

Hükümet kanadında herhangi bir somut ilerleme gerçekleştirilmediği için, DEM Partili yetkiler ile yapılan kimi görüşmelerde, açık kaynaklara yansımasa da, şu ifadeler duyulmaya başlandı:

“Somut bir adım olmadığı için kitlemiz tarafından yoğun bir şekilde eleştiriliyoruz. Çoğu zaman onların karşısına çıkmak bizi cidden zorluyor ve onlara söyleyecek bir şeyimiz yok. Güç duruma düşüyoruz.”

Yani tehlike çanlarının çalmaya başladığı bir süreç hızla kendini gösteriyor.

Ancak hükümet ve hükümet ortaklarının cephesinden bakıldığında bu pek de öyle görülmüyor. Hükümete göre “Terörsüz Türkiye Süreci”nin aksayan bir yanı yok, her şey akışında devam ediyor.

Öyle görünüyor ki hükümet, 2015 yılındaki gelişmeler doğrultusunda yani “çözüm süreci” olarak adlandırılan dönemde “ciddi dersler” çıkarmış ki o da yumurta küfesini hiç yüklenmeden ve herhangi bir olumsuz durum karşısında da kaçış noktaları yaratarak bir süreci idare etmek istiyor.

Bu yüzden de hükümet, hükümet ortakları, yandaş ya da muhalif Kemalist medya, bir bütün olarak, Kürt sorununu “Terörsüz Türkiye” adı altında kavramsallaştırarak, Türk ve Kürt kamuoyunun zihin kodlarını titreştirerek bu tanımlamayı yerleştirmeye çabalıyor.

Devlet veya hükümet nazarında Türkiye’de Kürt sorunu bir “terör sorununa” indirgenmekte ve mevcut süreç “Terörsüz Türkiye” olarak tanımlanmaktadır. DEM Parti’nin de bu tanıma karşı pasif muhalefeti, devletin Kürt sorununu terör kapsamında tutmasına doğrudan olmasa da dolaylı bir katkı gibi duruyor.

Ağustos 2025’te kurulan “Meclis Komisyonu” ve daha sonra “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” olarak resmileştirilen bu kurul, 9 aya aşkın yaptığı çalışmaların ardından hazırladığı raporu mecliste onaylatmasına rağmen, sürecin pozitif ilerlemesine yönelik şu ana kadar bir adım atmış değil.

Peki atar mı? Bu konuda da net bir durum yok. Komisyon da bir beklenti içerisinde ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ne söylediğine kilitlenmiş durumda. Yani iş dönüp dalaşıp tekrar Erdoğan’a dönüyor. Ama Erdoğan ise “Terörsüz Türkiye” sürecinin aktığını, durmadığın ve bitmediğini belirtiyor.

Taraflar açısından bakıldığında teorik olarak bir süreç var, uzlaşılmayan nokta ise pratik olarak bir sürecin olmadığı yönündedir. Bunun en iyi farkında olan DEM Parti olmasına rağmen, DEM Parti de bu vebalin altında kalmak istemediğinden, sürecin ağır aksak yürüdüğünü söylemekle yetiniyor. Bunun ise iki nedeni var: DEM Parti bununla hem kendi kitlesini konsolide etme, hem de bozucu taraf olarak görünmek istemesindendir.

Aslında ortada Kürt sorunu var, hangi eksende olursa olsun Kürtler bunun çözümünü talep ediyor ve bunun seçim ve Ortadoğu’daki gelişmelere kurban edilmemesi gerektiğini belirtiyorlar, ama devlet veya hükümet ise Kürt sorunu dememek için “Terörsüz Türkiye” süreci veya “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” süreci gibi adlandırmalarla mümkün olduğu kadar bu kavram ve sorundan kaçıyor.

Kürt sorunu Ortadoğu sorunundan bağımsız değildir, bu yüzden de devlet mevcut sürecinde bu kapsamın dışında görmek istemiyor. Anlaşıldığı kadarıyla devlet de hükümet de, Türkiye’deki seçim ve İran’daki gelişmelere kilitlenmiş.

Adına her ne derseniz deyin, bununla hükümet Kürtlerin sırtına binerek hem seçimi kazanmak hem de Kürtlerin İran’da elde edebileceği olası kazancın önünü kesmek için kullanacaktır. Yani hükümet “bir taşla iki kuş” diyor.

Eyyüp DEMİR kimdir?

1995 yılında gazeteciliğe başladı. “Bilim ve Siyaset” dergisinde makaleler yazdı ve yayın kurulunda bulundu. Med TV, Kurd1 TV, Kanal 4 TV ve Waar TV’de habercilik, belgesel-program yapımcılığı ile sunuculuk yaptı. Kürt meselesi, Kürt siyaseti üzerine kitapları vardır. En son Amerika’nın Sesi Kürtçe Servisi’nde (VOA) muhabir olarak görev aldı.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz