Trump, İslamabad görüşmelerinden sonuç çıkmaması üzerine Hürmüz Boğazı’na yönelik abluka kararı aldı, ancak bu karar için de NATO ülkelerinden destek görmedi. Savaş sırasında da Trump’ın boğaz çağrısına olumsuz yanıt verilmişti.
HABER MERKEZİ – ABD-İsrail ve İran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaştan önce günlük 20 milyon varil petrol ihracatının gerçekleştiği Hürmüz Boğazı’nı İran, gemi geçişlerine kapattı ve bu, dünya petrol ve finans piyasalarına olumsuz etki etti. Ortaya çıkan etkilerin ABD üzerinde baskı oluşturacağını hesaplayan İran, boğazı savaştaki en önemli kozu olarak değerlendirdi ve şimdi de boğaz, ABD ile İran arasındaki görüşmelerde esas başlıklardan biri haline geldi.
ABD ile İran heyetleri, Molla rejiminin 1979’da iktidara gelmesinden bu yana ilk kez 11 Nisan’da Pakistan’ın başkenti İslamabad’da doğrudan yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdi. 8 Nisan’da ilan edilen 15 günlük geçici ateşkes sürecinde başlayan bu görüşmelerde olası bir barış anlaşmasının sağlanması hedeflendi. Ancak 21 saat süren görüşmelerin ardından sonuç çıkmadı. Anlaşmazlık konularından biri de Hürmüz Boğazı idi.
ABD Başkanı Donald Trump, İslamabad görüşmelerinden sonuç çıkmaması üzerine Hürmüz Boğazı’na yönelik abluka talimatı verdi ve İran limanlarına giren ve bu limanlardan çıkan gemilere geçiş izni verilmeyeceğini duyurdu. ABD ordusu dün akşam saatleri itibarıyla ablukayı hayata geçirdi.
Taraflar arasında olası yeni görüşmeler hala gündemde, ancak Hürmüz Boğazı ve diğer kritik başlıklarda anlaşmanın sağlanıp sağlanamayacağı belirsiz.
CENTCOM: HİÇBİR GEMİ ABLUKAYI AŞAMADI
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Hürmüz’deki ablukanın 10 binden fazla ABD denizci, asker ve hava kuvvetleri personelinin, çok sayıda savaş gemisi ve uçakla birlikte yürütüldüğünü açıkladı. CENTCOM açıklamasında ilk 24 saat içinde hiçbir geminin ablukayı aşamadığı, 6 ticari geminin ise ABD güçlerinin yönlendirmesiyle geri dönerek Umman Körfezi’ndeki İran limanlarına yeniden giriş yaptığı ifade edildi.
NATO ÜLKELERİNDEN HÜRMÜZ BOĞAZI İÇİN TRUMP’A İKİNCİ “HAYIR“
ABD, Hürmüz Boğazı’na yönelik abluka kararı için NATO ülkeleri ve ortaklarından destek istedi. Daha önce de savaş devam ederken Trump, boğazda seyrüsefer özgürlüğünün sağlanması ve İran’ın baskısının kırılması için NATO ülkelerine destek çağrısı yapmıştı, ancak herhangi bir destek bulamamıştı. Avrupa ülkelerine göre, İran’daki savaş ABD’nin savaşıydı ve bu yüzden herhangi bir destek söz konusu olmadı.
Bu durum ABD ile NATO arasında gerilime yol açtı ve Trump, NATO üyeliğinden ayrılmayı düşündüklerini de duyurdu. İran’da ateşkes ilan edildikten sonraki gün ise NATO Genel Sekreteri Beyaz Saray’da Trump ile görüştü. Genel Sekterek Mark Rutte, Trump’ın sert tepkisini dile getirdiği belirtilen 9 Nisan’daki görüşmenin ardından ABD’nin NATO’daki rolünü övdü ve Avrupa’nın Trump’ın taleplerini yerine getirdiğini ileri sürdü. Rutte, Hürmüz Boğazı için ise NATO’nun gerekirse görev alabileceğini belirtti.
Hürmüz için NATO mesajı | Rutte: Elbette yardımcı oluruz
Ancak İslamabad görüşmesinin akamete uğramasının ardından Trump’ın Hürmüz Boğazı’na yönelik aldığı abluka kararına da NATO üyelerinden destek gelmedi ve bu gelişme, NATO ile ABD arasında halihazırda süren gerilimin daha da tırmanabileceği yorumlarına neden oldu.
FRANSA VE İNGİLTERE BAŞKA BİR MİSYON İÇİN ÇALIŞIYOR
İngiltere ve Fransa, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün sağlanabilmesi için bir koalisyon kurulmasını hedefliyor. Ancak iki ülkenin şartı, bu koalisyonun savaşın sonlandırılmasının ardından devreye girmesi. Bu amaçla iki ülkenin bu hafta çok uluslu görüşmelere ev sahipliği yapacağı duyuruldu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “tamamen savunma amaçlı” bir deniz misyonunun tartışılacağını açıkladı.
Reuters haber ajansı Fransız diplomatik bir kaynağın, Körfez ülkeleri, Hindistan, Yunanistan, İspanya, İtalya, Hollanda ve İsveç de dahil olmak üzere yaklaşık 30 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilecek misyonun planlarını belirlemek üzere yapılacak toplantının, Perşembe günü Paris veya Londra’da gerçekleşebileceğini söylediğini aktardı.
Reuters’a konuşan kaynak, askeri gemilerin saldırgan olmadan güvence sağlayacağını belirterek, İran ve ABD’nin görevden haberdar edileceğini ancak doğrudan bir rol oynamayacağını belirtti.
Başka bir Avrupalı diplomatik kaynak ise, Trump’ın abluka emrini verdikten sonra böyle bir misyonu memnuniyetle karşılayıp karşılamayacağını sorguladı: “Trump artık boğazı kendi kozu olarak kullandığına göre, oraya bir misyon göndermek istiyor mu acaba?”
Ortak konferans düzenleyecekler | İngiltere ve Fransa’dan Hürmüz girişimi
STARMER: ABLUKA UYGULAMASINI DESTEKLEMİYORUZ
İngiltere Başbakanı Keir Starmer de BBC’ye verdiği demeçte, “Abluka uygulamasını desteklemiyoruz. Kararım çok net: Ne kadar baskı olursa olsun, ki oldukça büyük bir baskı oldu, savaşa sürüklenmeyeceğiz” dedi.
Starmer, Fransa ile birlikte gündeme getirdikleri misyonun amacının ise, güvenli geçiş için kurallar oluşturmak ve askeri gemilerin tankerlere eşlik etmesini koordine etmek olduğunu söyledi. Starmer, “Şunu çok açık bir şekilde belirtmek istiyorum, bu, çatışma sona erdikten sonra denizciliğin güvenliğini sağlamak ve seyrüsefer özgürlüğünü desteklemekle ilgili. Buradaki ortak amacımız, koordineli, bağımsız, çok uluslu bir plan oluşturmaktır” diye konuştu.
KALLAS “GÜÇLÜ BİR ULUSLARARASI KOALİSYON” İSTEDİ
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas da, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin deniz güvenliği konusunda “güçlü bir uluslararası koalisyona” duyulan ihtiyacı vurguladığını söyledi ve ekledi:
“Masada birçok girişim var, ancak hedefler basit, bu rota üzerinden tüm sevkiyatlar için güvenli geçiş.”
Küresel güvenliğin, ekonomik istikrar ve enerji arzının deniz güvenliğiyle yakından bağlantılı olduğuna işaret eden Kallas, AB’nin, özellikle BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne uymayan, uluslararası hukuka aykırı olarak seyrüsefer özgürlüğünü kısıtlama girişimlerine karşı durmaya devam edeceğini bildirdi.
Bu bağlamda Orta Doğu’daki savaşla birlikte Rusya-Ukrayna Savaşı’na da değinen Kallas, bu iki çatışma bölgesinin 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana uluslararası hukukun en ciddi ihlal edildiği alanlar olduğu değerlendirmesinde bulundu.
AB Yüksek Temsilcisi Kallas, “Şimdi asıl mesele, aksayan çok taraflı sistemi, herkesin yararına işleyen bir yapıya dönüştürmektir” dedi.







