Bülent Şık
9-20 Kasım 2026 arasında Antalya’da yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın (COP31) ana gündem maddeleri arasında, hayatı derinden etkileyen sorunların ne ölçüde yer alacağı ve bunların bir değişime yol açacak şekilde tartışılıp tartışılmayacağı sorusuna olumlu bir yanıt vermek çok zor.
COP31 toplantısı öncesinde, pek çok kentte toplantıya hazırlık kapsamında çevre kirliliği, mülksüzleştirme, yoksulluk ve sağlık gibi halkın gündeminde yer alan meseleleri tartışmak ve bu alanlarda politikalar belirlemek amacıyla inisiyatifler oluşturuldu.
Geçmişte yapılan COP toplantılarında alınan kararların genellikle “yasal olarak bağlayıcılığı olmayan” temenniler düzeyinde kaldığı aşikâr. Bu tür zirvelerin yerel halkların ve kırılgan grupların ihtiyaçlarından ziyade, küresel sermaye odaklı “yeşil ekonomi” politikalarına öncelik verdiği yönünde güçlü eleştiriler de hepimizin malumu. Antalya COP31 sürecinde de benzer bir risk bulunuyor. Bu nedenle sivil inisiyatiflerin akademik verilerle desteklenen gündem oluşturma çabaları, hangi meselelerin daha hayati olduğunu tartışmak ve kamusal bir gündem oluşturabilmek için kritik önem taşıyor.






