Şebnem Korur Fincancı
Bu yazıyı 1 Nisan’da yazıyorum. Siz bugün okuyacaksınız. Ama bu tarih, yalnızca bir takvim günü değil. Pandemide kaybettiğimiz sağlık çalışanlarını anmak için başlattığımız bir hafıza pratiği -ve o dönemde yaşananların ne anlama geldiğini yeniden sormak için bir eşik. O gün, alkışların yükseldiği, “kahramanlık” söylemlerinin dolaşıma girdiği, ama aynı zamanda sağlık çalışanlarının en korunmasız bırakıldığı dönemin de simgesi. Tam da bu eşikte, bir gün önce Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolunun düzenlediği, tıbbi tarafsızlığa dair söyleşide Sevgili Nasır Nesanır’ın kullandığı nekropolitika kavramını da anmadan edemedim.
Pandemi, yalnızca bir virüsün değil, bir sistemin sınandığı bir andı. Kimin korunacağına, kimin riske atılacağına dair kararların hızla alındığı bir dönemdi. Ve o dönemde sağlık çalışanları, toplumun en kritik işlevini yerine getirirken, aynı zamanda en fazla maruz bırakılan, en az korunan gruplardan biri oldu. Bugün o günlere dönüp baktığımızda şu soruyu sormadan edemiyoruz: Bu ölümler gerçekten kaçınılmaz mıydı?






