Ertuğrul Kürkçü
2026 Newroz’u hem metropollerde hem Kürdistan’da önceki yılları aratmayacak ölçüde yüksek katılımlı ve coşkulu kutlandı. Belki her zamanki disiplin bir ölçüde gevşemiş, tören ikliminin yerini kitlenin kendiliğinden dalgalanması almış olabilirdi, ama toplam katılım her zamankinden daha yüksek ve canlı ve çoğuldu.
Bir laboratuvar olarak Newroz
Rejim elbette Newroz alanlarını kendi haline bırakmayacaktı. Toplanmalarda, giriş ve çıkışlarda fazla zorlanma olmadıysa da, bunun rejimin 2026 Newrozunu Özgürlük Hareketinin evrimini gözetleyeceği bir tahlil laboratuvarı olarak değerlendirme isteğinden kaynaklandığı birkaç gün sonra anlaşılacaktı. 24 Mart’ta İstanbul, Diyarbakır, İzmir, Urfa, Antalya ve Mardin’de 98 kişi gözaltına alındı.
Saldırıların mağdurları, bu kez, ünlüler, aydın ve yazar çizerler değil, çok genç ve militan Kürtlerdi: Ellerinde Öcalan’ın fotoğraflarıyla, “görüntülerden dudaklarının ‘Biji Serok Apo’ diyerek kıpırdadığı anlaşılan” öğrenci ve işçi gençlerdiler. Ağır işkenceler gördüler, ancak çocuk mahkemesine çıkarılacak kadar küçük olmalarına bakılmadan tutuklandılar.
Rejim anlayacağını anlamıştı, süreç yürüyordu ama özgürlük damarı da bütün canlılığı ve gücüyle en alttakilerin, en yoksulların, en içi içine sığmayanların bedenlerinde atmaya devam ediyordu. Özetle, rejim ve Kürt sokağının dip dalgası arasındaki doğrudan, sert ve yırtıcı sürtüşme hızından hiçbir şey kaybetmiş değildi. Ancak kurumsal muhalefet, bu yaygın ve kılcal damarlara yayılan hareketi ve rejimin onları boğma kararlılığını ancak gecikerek takip edebiliyordu.






