BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Acele mi ediliyor yoksa gecikme mi yaşanıyor?

Süreçte zaman çatlağı

Acele mi ediliyor yoksa gecikme mi yaşanıyor?

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Hani sıkça soruluyor ya; “süreç nasıl ilerliyor, tıkandı mı, durdu mu?” diye… Birbirinden bağımsız gibi görünen ama zamanlama olarak örtüşen bu açıklamalar, Demokratik Toplum Süreci’nde bazı ciddi sorunların yaşandığına işaret ediyor. Birçok veriyi yan yana getirdiğimizde karşımıza çıkan tablo özetle şu: Süreç tıkanmış görünmüyor. Ancak taraflar arasında belirginleşen ciddi bir “yöntem ve zaman algısı farkı” var.

Tuncay DOĞAN

Kürt sorununun çözümü doğrultusunda başlayan ve doğrusu halen nereye evrileceği tam olarak da kestirilemeyen süreç Meclis’te bir el sıkışmasıyla başlamıştı. Aradan 18 ay geçti. Taraflar sürecin sürdüğü konusunda hemfikir. Ancak hız, yöntem ve önceliklere dair farklı beklentiler giderek daha görünür hale geliyor.

24 Mart’taki Meclis Grup Toplantısı’nda konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “aceleye gerek yok” vurgusu, hemen ardından DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan’ın “gecikme olmasın” çıkışı ve aynı partinin MYK Üyesi Mahfuz Güleryüz’ün “acele değil, ciddi gecikme var” sözleri… Aynı sürece dair bu üç farklı ton, aslında tek ve ivedilikle sonuç bekleyen bir tartışmayı görünür kılıyor.

Hani sıkça soruluyor ya; “süreç nasıl ilerliyor, tıkandı mı, durdu mu?” diye… Birbirinden bağımsız gibi görünen ama zamanlama olarak örtüşen bu açıklamalar, Demokratik Toplum Süreci’nde bazı ciddi sorunların yaşandığına işaret ediyor. Birçok veriyi yan yana getirdiğimizde karşımıza çıkan tablo özetle şu: Süreç tıkanmış görünmüyor. Ancak taraflar arasında belirginleşen ciddi bir “yöntem ve zaman algısı farkı” var.

Bahçeli’nin “aceleye gerek yok” çıkışı, Kürt tarafından ve İmralı’dan sürece ve gidişata dair artan eleştirilerin devletin en üst katlarına kadar ulaştığını düşündüren bir işaret olarak da okunabilir. Yoksa durup dururken Bahçeli neden zaman olgusunu gündeme getirsin?

Peki Kürt tarafı gidişattan, kullanılan dil ve yöntemden, doğru zamanda doğru adımların atılmamasından rahatsız mı? Başından itibaren gösterdikleri sabır ve sundukları fırsatların karşılıksız kaldığını mı düşünüyor? Görünüşe bakılırsa evet.

SÜREÇ NASIL BAŞLADI, NEREYE EVRİLİYOR?

Demokratik Toplum Süreci fiili olarak yaklaşık bir yıl önce başladı. Meclis’teki el sıkışma ve sonrasındaki gelişmeler dikkate alındığında ise toplamda neredeyse 1,5 yıllık bir zaman diliminden söz etmek mümkün. Bu, Kürt sorununun nihai olarak demokratik çözümü açısından kısa bir süre olarak algılanabilir. Bu doğru. Ancak en azından çözüm odaklı ve ciddi bir başlangıç adımının atılması doğrultusunda epey uzun sayılabilecek bir süre. Hakkını teslim etmek lazım; Sürecin ilk aşamasında hızlı bir ilerleme yaşandı. Kürt tarafının ve PKK’nin; kongre toplama, parti feshi, silahlı mücadelenin sonlandırılması, silahlı unsurların çatışma riski olmayan alanlara çekilmesi ve nihayetinde silah yakmaya dönük adımlarında dikkat çekici bir hıza ve peş peşe gelen pozitif adımlara tanıklık ettik. Devlet yetkililerinin de bu aşamadaki temel beklentisi açıktı: “Örgüt ivedilikle adım atmalı.” O zaman ‘acele‘ devlet mekanizması için işlevli bir sihirli kelimeydi. Hatta sonraki aylarda benzer bir hızın Rojava-Suriye hattındaki gelişmelerde de görüldüğü söylenebilir.

SÜRECİN İKİNCİ AŞAMASINDA NEDEN BU YAVAŞLIK?

Ancak Meclis Komisyonu raporunun hazırlanıp sunulmasının ardından sürecin ikinci aşamasına, yani devletin somut adımlar atması gereken döneme gelindiğinde tablo birden değişmeye başladı. Demokratik siyaset alanını genişletecek yasal düzenlemeler, çerçeve belirleme ve yapısal dönüşüme zemin oluşturacak hukuki değişiklikler gündeme geldiğinde, bu kez “aceleye gerek yok” söylemi öne çıktı devlet katında.

Bu durum başlangıçta normal bir prosedür olarak değerlendirilebilirdi. Ancak gelinen aşamada mesele, “eşik aşılmak isteniyor mu, istenmiyor mu?” sorunsalına dönüşmüş durumda. Bu yönüyle aynı zamanda bir samimiyet testi niteliği de taşıyor. Bununla birlikte, böylesi süreçlerde tarafların farklı öncelik ve güvenlik kaygılarıyla hareket ettiği gerçeğini de göz ardı etmemek gerekiyor.

Kulislerde dile getirilen değerlendirmeler ve Abdullah Öcalan’ın görüşmeler sonrası mesajları arasında verdiği ip uçları birlikte okunup değerlendirildiğinde, Kürt tarafının sürecin gidişatı ve samimiyeti konusunda bazı eleştirilerinin olduğu anlaşılıyor. Bu başlıkları birkaç noktada toplamak mümkün:

SİYASETİN GERİ ÇEKİLMESİ VE HÜKÜMETE ALAN AÇMASI

Kürt tarafı ve başmüzakereci Abdullah Öcalan, sürecin başından itibaren “Kürt sorunu bir Türkiye sorunudur” yaklaşımıyla hareket etti. Bu nedenle mesele sadece devlet katında değil; Meclis, siyasi partiler, sivil toplum ve kamuoyu düzeyinde tartışmaya açılmak istendi.

Ancak Meclis ve siyasi partiler bu süreçte belirleyici bir sorumluluk üstlenmekten büyük ölçüde kaçındı. Mesele çoğu zaman siyasi polemiklerin konusu olmaktan öteye geçemedi. Öyle ki Meclis adına İmralı’ya gidilerek Abdullah Öcalan ile görüşmeye bile birçok çevre karşı çıktı. Benzer bir tablo medya alanında da belirginleşti. Hatta kimi örneklerde, geçmiş savaş dönemlerini aratmayacak ölçüde sert bir dilin yeniden üretildiği görüldü. Sonuç olarak süreçte muhataplık büyük ölçüde hükümetle sınırlı kaldı. Hükümete bir nevi açık çek verildi, konfor alanı sunuldu.

KOMİSYON’UN SINIRLI ÇERÇEVESİ VE GÖREVDEN KAÇMA

Meclis Komisyonu’nun aylar süren dinleme ve görüşmeler sonrası hazırladığı rapor da benzer bir yaklaşımı yansıtıyor aslında. Beklenti yaratan Meclis Komisyonu, kalıcı ve yapısal çözümler üretmek, bir bütün olarak Türkiye iradesini konuşturmak yerine sınırlı vurgularla sürecin sorumluluğunu büyük ölçüde yürütmeye bırakan bir çerçeve ortaya çıkardı. Bu durum, güvenlik merkezli yaklaşımın etkisinin sürdüğüne dair yorumlara neden oldu.

BÖLGESEL GELİŞMELERİN BASKISI

Dolayısıyla siyasetin görece geri planda kaldığı bir tabloda, hükümet sürecin ikinci aşamasına daha rahat bir zeminde girdi ve adımların temposunu düşük tuttu. Tüm belirtiler, bundan sonra da bunu sürdürmek istediğini işaret ediyor. Ancak bu tabloyu etkileyen önemli bir dış dinamik de var.

Son aylarda Suriye, Irak ve İran hattında yaşanan askeri ve siyasi gelişmeler, bölgenin yeniden daha kapsamlı bir savaş ve süresiz çatışma eksenine kayma riskini artırıyor. Bu durum, sürecin sadece iç politika başlığı olmadığını, aynı zamanda daha geniş bir Türk-Kürt meselesi bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla Kürt tarafının direk etkilendiği bir olay karşısında tutum belirlemesi kendini dayatıyor. Bu da sürecin kaderi ne olacak, tamam mı devam mı, devamsa nasıl bir mekanizma sorusuna cevap bulmayı zaruri kılıyor.

İMRALI VE ÇALIŞMA KOŞULLARI TARTIŞMASI

Sürecin “samimiyet ve ciddiyet” boyutunda öne çıkan başlıklardan biri de Abdullah Öcalan’ın yaşam ve çalışma koşulları. Daha doğrusu özgür ve engelsiz koşullarda süreci yürütme ve yönetme imkanları.

Kamuoyunda tartışılan “Öcalan’a villa yapıldı” iddialarına ilişkin olarak; İmralı’da inşa edilen yapının bir “villa” değil, daha çok mütevazı bir yaşam ve çalışma alanı olduğu ifade ediliyor. Bu tür bir düzenleme, daha önce 2009 ve 2013 çözüm süreçlerinde de gündeme gelmişti. Asıl amaç, Öcalan’ın belirli bir statü çerçevesinde, çalışma yürütebileceği ve görüşmeler yapabileceği bir alan oluşturulmasıydı.

Ancak mevcut durumda Öcalan’ın bu alana geçmeyi, “burası ev mi cezaevi mi?” ‚‘‘özgür ve engelsiz koşullarda süreci yürütme ve yönetme meselesi ne olacak‘‘ gibi başlıklar netleşmeden kabul etmediği belirtiliyor.

Öcalan statüsüz konuta geçmeyi reddetti | İmralı’da statü düğümü

Bununla bağlantılı bir diğer başlık ise “statü” tartışması. Kürt tarafı, Öcalan’ın uzun süredir müzakerelerde aktif rol oynadığını, kritik eşiklerde süreçleri kolaylaştırıcı müdahalelerde bulunduğunu ve bunun artık daha net bir yasal çerçeveye kavuşturulması gerektiğini düşünüyor.

Hatta bir adım daha ileri gidilerek süreci yürütmekle görevli olacak çeşitli koordinasyon mekanizmaları, çalışma grupları ve komiteler önerildiği; bunların sürecin yönetimi ve bilgi akışı açısından elzem olduğu ifade ediliyor. Ancak devlet tarafının süreci kendi denetiminde ve belirlediği hızda yürütme eğiliminin, bu tür önerilere mesafeli yaklaşılmasına yol açtığı değerlendiriliyor.

YENİDEN DÖNELİM BAŞA: SÜREÇ TIKANDI MI?

Gelinen noktada süreç ne tamamen tıkanmış ne de kesintisiz ilerleyen bir hatta oturmuş durumda. En azından tarafların açıklamalarından bu sonucu çıkarıyoruz. Süreç daha çok, tarafların hız, yöntem ve önceliklerine dair farklı beklentilerin belirginleştiği bir eşikte bulunuyor. Bu kritik eşik aşılır mı, yoksa süreç yeni bir durağanlığa mı evrilir, bunu belirleyecek olan ise önümüzdeki dönemde atılacak somut adımlar olacak. Son bir vurgu: 27 Mart’ta DEM Parti İmralı Heyeti, adaya giderek bir görüşme gerçekleştirdi. 5 saat kadar süren kapsamlı bu görüşmenin ‘‘belirleyici ve kader tayin edici‘‘ olabileceği yorumları kulislerde dolaşıyor.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz