BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Şu “bilgi” meselesi ve süreç…

Şu “bilgi” meselesi ve süreç…

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Her duyduğunu yazandan onu bir yerlere satana, özel ilişkilerini ve dostluklarını “bilgi” için tuzaklayanından onun havasını atmak için münasebetsizliğe sırtını dayayana kadar geniş bir çerçeve içinde bakarsak meseleye, nasıl bir ucubelikle karşı karşıya olunduğu daha net anlaşılır.

Akın OLGUN

Geçen hafta bir etkinliğe katıldım Londra’da.

Süreç üzerine bir halk toplantısıydı.

Toplantı bitiminde, uzun zamandır görmediğim biriyle karşılaştım.

Ayak üstü bir konuşma trafiği yaşadık.

Bu yazının konu başlığına da sirayet eden “bir bilgi var, seninle paylaşayım mı” sözüyle bir küçük şaşkınlık yaşadım.

Ortalık “bilgi” sahibi olanlardan geçilmiyor bu ara malum.

Kimi meraktan “bilgi” üretiyor, kimi “elimde bilgi var” diyerek ilgiyi üstüne çekmeye çalışıyor ve “önemli kişi” havası kolluyor, kimi sızdırılanı hızla paylaşarak ışıkları üzerinde toplamaya çalışıyor ve böylece doğru ve yanlış iç içe geçiyor ve süreç “bilgi” tuzakçıların elinde, güvensizliğe dönüşüveriyor.

Bir “iç bilgi” zaten ortalığa düşüp, birilerinin ağzında sakıza dönüşüyorsa, orada ciddi bir güvenlik açığı var demektir ki bence sürecin en önemli konularından biri bu…

Süreç ilerledikçe rol çalma telaşına düşen çok olacaktır ve boşboğaz tipler dünyasında fırtınalar esecektir ki esiyor da…

Bu nedenle ben olabildiğince bunlardan uzak durarak, dışarıdan gördüğümü okumaya, anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum. “Bilgi” tekliflerini ise uygun biçimde geri çevirmeyi tercih ediyorum.

Çünkü yorumu asıl güçlü kılan, sızdırılanı yazmak değil, olan biteni kendi yordamıyla görüp, okumayı dert edinmek.

Biri hazıra konmayı, diğeri yogunlaşmayı tarif ediyor bu yanıyla. Ben yoğunlaşmayı kıymetli bulanlardanım.

Bu “ben” den hızla kurtulup, konunun özüne dönmek gerekirse, yeniden bir “bilgi” bombardımanı ile karşı karşıyayız.

Temmuz ayının sıcak geçeceğini anlıyoruz ama konuya dair “temkinli” ve ortalığa atılan “bilgi”lere karşı  uyanık olmak yine elzem sanırım…

Çok önemli bir dönemece girerken, kulaklara küpe olacak bir yaklaşım ile hareket etmek, sadece süreci değil, insan hayatını da korumak anlamına gelecektir…

Kürt siyaseti içinden, dışarı kontrolsüz kimi bilgilerin taşması olası, bazı bilgilerin devlet içinden farklı yöntemlerle ortaya atılması da öyle.

Bu durumda önceliği, bilginin güvenliğini sağlamaya vermek iyi olabilir.

Mesele zaten “bilgi”nin kimden, kimlerden nasıl çıktığı değil, bunun alıcısının çok olması ve onların nasıl bunu kullanışlı hale getirdiği.

Bu gerçeklik, “bilgi”yi korumanın aciliyetini işaret eder.

Her duyduğunu yazandan onu bir yerlere satana, özel ilişkilerini ve dostluklarını “bilgi” için tuzaklayanından onun havasını atmak için münasebetsizliğe sırtını dayayana kadar geniş bir çerçeve içinde bakarsak meseleye, nasıl bir ucubelikle karşı karşıya olunduğu daha net anlaşılır.

Özellikle Dem çevresinde ve Avrupa merkezli Kürt siyaseti çeperinde, sürece uygun bir güvenlik planlaması acil görünüyor.

Herkesin, herkes hakkında konuştuğu, laf sokuşturduğu, popülizmde yarıştığı, sürecin artılarını kendisine, eksilerini rakiplerine yazıp kullanışlı hale getirildiği bir ortamda, teşnelik kültür haline gelir ki bence buna özel dikkat edilmeli…

Ortalıkta “bilgi” gezdirenlerin niyetinden bağımsız olarak, bu süreç binlerin, milyonların geleceği olduğunu hep akılda tutmak, sanırım barışa karşı sorumluluk duymaktır aynı zamanda.

Süreç şimdi bu sorumlulukla sınanıyor…

Ve evet, görünen o ki önümüzdeki 2 ay oldukça sıcak geçecek.

Sonbahar ise olgunluğa taşınacak. Sürecin kamusal ve toplumsal karşılığının uluslararası bir zemine taşınmasına da şahitlik edebiliriz ve bunun iç siyasete dair yansımaları da kaçınılmaz olacak. (Kim ne kadar buna hazır tartışmalı biraz.)

İktidar açısından, Kürt sorununu silahsız zemine çekme konusunda ne kadar samimi olduğu da anlayacağız yakında.

Tam da böylesi önemli bir dönemeçte, bilginin güvenli kılınması çok daha fazla önemli hale geliyor.

Sürecin şeffaflığı ile ilgili değil bu konu.

Şeffaflığın sağlayacak olan şey de güvenli kılmakla ilgili çünkü…

 

*Bu yazı Akın Olgun’un X sayfasından alınmıştır.

Akın OLGUN kimdir?

1975 yılında Ankara’da doğdu.
1990’larda siyasi faaliyetleri nedeniyle 7 yıl cezaevinde kaldı. 19 Aralık
2000 tarihinde adına “Hayata Dönüş” denilen kanlı operasyona maruz kalan tutuklulardan biri oldu.
2002 yılındaki tahliyesinin ardından İngiltere’ye yerleşti.
Akın Olgun çeşitli haber portallarında ve sitelerinde köşe yazarı olarak, insan hak ve özgürlüklerini konu alan yazılarıyla, düzenli olarak okurlarıyla buluştu.
Cezaevi ve ölüm oruçları sürecini anlattığı ilk kitabı Adları Saklıdır dışında, Ecel Öyküleri, Karanfil Mevsimi, Kül Sesleri, Elalem, Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi isimli beş kitabı bulunmaktadır.
Olgun’un kitapları dışında İngiliz Film Enstitüsü’nün desteğiyle Kül Sesleri
ve Elalem kitaplarından uyarlanan Beyaz ve Elveda isimli kısa filmleri
yayınlandı. Ardından senaristliğini ve yapımcılığını üstlendiği kısa filmi
Fısıltılar, Feel The Reel International Film Festivali’nden ödülle döndü.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz