Diyarbakır ziyaretinde Kürt kimliğinin inkarına değinen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Bu topraklarda toplum kat kat ilerideyken devletin kendi yazılımının geride kalması aslında krizin başlıca sebeplerinden biri olmuştur. Konu, toplumsal bir sorunu hangi yöntemle çözmek istediğinizle alakalı şiddetle mi, diyalog yoluyla mı? Bütün dünyanın yaptığı gibi Meclisin çatısı altında diyalog yoluyla götürmeli” dedi.
HABER MERKEZİ – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bir dizi temaslarda bulunmak üzere Diyarbakır’ı ziyaret etti. Bakan Fidan, Cuma namazını kılmak için Sur ilçesindeki tarihi Ulu Camisine gitti.
Cami girişi ve etrafında yoğun güvenlik önlemleri alınırken, vatandaşlar X-ray cihazından geçerek camiye alındı. Cuma namazı çıkışında Bakan Fidan, Gazi Caddesi üzerinde bazı esnaflarla görüştü.
×Fidan’a eski Tarım Bakanı Mehdi Eker, AKP Diyarbakır milletvekilleri Galip Ensarioğlu, Suna Kepolu Ataman, Ankara Milletvekili Osman Gökçek ve Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu eşlik etti.
‘ÖZEL ANLARA NAZAR DEĞİYOR, 30-40 SENE İNKITA ANINA GİRİYOR’
Bakan Fidan daha sonra AKP Diyarbakır İl Başkanlığına geçerek burada açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Diyarbakır’a “çok büyük bir önem” verdiğini söyleyen Fidan, “Burada olan biten bütün konularla ilgili de oldukça hassas durumda. Diyarbakır söylemeye gerek yok. Antik çağlardan beri büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış kadim bir şehrimiz. Coğrafyası özel, insanları özel, iklimi özel, her şeyi özel. Tabii zaman zaman tarihte bu oluyor. Bu özel anlara nazar değiyor. Böyle bir 30-40 sene inkıta anına giriyor. Bu tarihsel yürüyüş biraz sekteye uğramış gibi oluyor. Ama sonra tekrar tarihin kendi rotası devam ediyor” ifadelerini kullandı.
’12 EYLÜL ZİHNİYETİ, KÜRTLERİN KİMLİĞİNİ İNKAR EDEN BİR DURUŞUN SEMBOLÜ OLDU’
“Biliyorsunuz yarın 12 Eylül” diyen Hakan Fidan, devamında şunları dile getirdi:
×
12 Eylül zihniyeti denen bir zihniyet vardı. Özellikle kimlik imkanını, Kürtlerin kimliğini inkar eden bir duruşun neredeyse sembolü haline gelmiş bir zihniyet vardı. Bu zihniyetin hem pratikte, hem hukuki zeminde, hem zihni zeminde son bulmasını sağlayan gerçekten AK Parti kadrolarının halk yoluyla, seçim yoluyla bir ara gelmesi oldu. Yani bu tarihsel olarak altı çizilmesi gereken bir husus değerli arkadaşlar.
12 Eylül zihniyetinin ortaya çıkarttığı kimliği reddeden belli bir azınlık dışındaki genel yapıyı dışlayan duruş, ülkenin bütünlüğünü, beraberliğini, güvenliğini, ekonomisini, kalkınmasını, aklınıza ölçülebilen ne parametre geliyorsa hepsini geriye götürdü. Hiçbirini ileriye götürmedi.
‘TOPLUM KAT KAT İLERİDEYKEN, DEVLETİN YAZILIMI GERİDE’
Tabii çok şükür AK Parti iktidarlarıyla beraber Cumhurbaşkanımızın liderliğinde gerçekten kimlik imkanının ortadan kalkması bütün vatandaşlarımızın anayasal vatandaşlık çerçevesinde sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu için kendi etnik kimliğinden, inancından bağımsız olarak eşit muamele görmesi prensibi bizim yaptığımız en büyük siyasal devrim olmuş. İnsanlığın da zaten modern devlet yönetiminde geldiği en ileri nokta olmuştur. Anayasal vatandaşlık ve insanlara eşit muamele.
Her insanın kimliğini, kültürünü, inancını, durduğu yeri kabul etmek ve bunun içerisinden bir toplumsal bütünleşme ve kaynaşma öğretmek önemli. Yani burada garip olan şu. Yüzyıllardır bu topraklarda sosyoloji zaten Kürt, Türk, Müslüman, Hıristiyan, Arap, Çerkez ayrımı yapmadan kendi beraber yaşam yolunu bulmuşken toplum kat kat ilerideyken devletin kendi yazılımının bu konunun geride kalması aslında krizin başlıca sebeplerinden biri olmuştur.
‘KİMLİK İNKARI İLE İLGİLİ NE VARSA TEMİZLENDİ’
AKP dönemiyle birlikte “demokratik reformlar” atıldığını savunan Fidan, “Özellikle AK Parti neredeyse 2013’ten itibaren en son biliyorsunuz demokratik reformlarla ilgili adımların en büyüğünü 2013 yılı itibariyle arttı. Dil konusunda Kürtçe eğitimle ilgili büyük bir adım atıldı. Yani kimlik inkarı ile ilgili mevzuatta olabilecek ne varsa onların hepsinin ortadan temizlendi. Aslında sosyoloji ile devlet mevzuatının buluştuğu bir gerçek alana döndüğümüz andan itibaren ortada aslında büyük bir siyasal engel olmaması gerekiyordu” diye konuştu.
‘TOPLUMSAL BİR SORUNU ÇÖZMEK: ŞİDDETLE Mİ DİYALOGLA MI?’
“Bizim hani güzel bir halk deyişimiz var. Geç olsun güç olmasın, güzel olsun” ifadelerini kullanan Fidan sözlerini şöyle sürdürdü:
×
13 yıl önce aslında bu konu çözülebilirdi. Ama işte Suriye’den şu çıkar, Irak’tan bu çıkar diye imkanlara bakıldı. Aslında Türkiye’deki toplum devlet bütünleşmesi, demokratik devrimin değeri o dönem takdir edilemedi. Bütün bunların hepsi bütün sorunların çözüldüğü manasına mı geliyor değerli arkadaşlar? Tabii ki gelmiyor. Ama konu sorunun olup olmaması değil. Konu bir sorunu, bir toplumsal sorunu, bir siyasal sorunu hangi yöntemle çözmek istediğinizle alakalı şiddetle mi, siyasal şiddetle mi yoksa diyalog yoluyla mı?
Türkiye’de siyasal partilerin işleyişi, meclisin işleyişi, basının işleyişi, yani herkes kendi bulunduğu yeri ve siyasi pozisyonu siyaset yoluyla, diyalog yoluyla toplumu anlatma yoluyla ilerletmek de imkan sağlıyor. Bunun yerine siyasi yasal şiddeti, terörü kullandığınız zaman bu bambaşka bir zemin açıyor. Artık burada haklar, onlar, bunlar, kimlikler konuşmuyor. Burada kan var. Burada başka bir dil var.
SÜREÇ MESAJI: ‘MEDENİ BİR ŞEKİLDE MECLİS ÇATISI ALTINDA DİYALOGLA GÖTÜRMELİ’
Konuşmasının devamında sürece değinen Hakan Fidan, “Şimdi cumhurbaşkanımızın liderliğinde ortaya konan bu kardeşlik sürecinde inşallah biz artık çok uzun zaman önce gerçekten nihayete ermesi gereken bir sorunun sonuna gelip bundan sonra elimizde varsa herhangi bir sorun ve tartışma alanı, bunu medeni bir şekilde bütün dünyanın yaptığı gibi meclisin çatısı altında başka siyasal platformlarda şiddet yoluyla değil diyalog yoluyla götürmeli” dedi ve ekledi:
“Diyarbakır tarımsal olarak biliyorsunuz Irak’la, Suriye’yle buradaki kültürel hafızayla ekonomik hafızayla da çok yakın ilişkisi olan bir coğrafi durumda. Şimdi inşallah sadece Türkiye’de değil, hem Suriye’de hem Irak’ta siyasal istikrarı barışın, huzurun olduğu bir noktada sadece Türkiye’de yaptığımız reformlardan ve girişimlerden hareket de değil bu bölgesel politikalardan dolayı da oradaki işbirliklerimizden dolayı da buradaki ekonominin inanılmaz şekilde ayağa kalkacağını göreceğiz.”







