Türkiye’nin en zengin biyolojik çeşitlilik koridorlarından biri olan Dicle-Fırat havzasında enerji yatırımları hız kesmiyor. Bölgede 169 hidroelektrik ve 75 güneş enerji santrali faaliyet gösterirken, yüzlerce yeni proje planlama ve lisans aşamasında.
HABER MERKEZİ- Dicle ve Fırat havzaları boyunca uzanan geniş coğrafya, son yıllarda yoğunlaşan enerji, maden ve altyapı yatırımlarıyla derin bir dönüşüm geçiriyor. Nehirler üzerine kurulan barajlar ve hidroelektrik santraller, dağlık alanlarda açılan maden sahaları ve tarım arazilerine yayılan güneş enerji santralleri, bölgenin ekolojik yapısını yeniden şekillendiriyor.
MA’nın derlediği resmi veriler ve sektör kayıtlarına göre havzada halen 169 hidroelektrik santrali (HES) ile 75 güneş enerji santrali (GES) işletmede bulunuyor.

Buna ek olarak 43 HES projesi lisans veya ön lisans aşamasında, 77 HES projesi ise planlanıyor. Güneş enerjisinde de büyüme sürüyor; 20 proje ön lisans sürecinde, 26 proje ise inşa ediliyor.
Ancak ekoloji savunucularına göre mesele yalnızca enerji üretimi değil. Çünkü aynı havza, Anadolu ve Mezopotamya’nın en önemli su sistemlerini, yüzlerce endemik türü ve milyonlarca insanın geçim kaynaklarını barındırıyor.
SULAK ALANLAR DARALIYOR
Bölgedeki en büyük değişim su ekosistemlerinde yaşanıyor. Barajlar ve HES projeleri, Dicle ve Fırat’ın doğal akışını kesintiye uğratırken nehirlerin ekolojik bütünlüğünü de zedeliyor.
Akarsu yataklarının bölünmesi balık türlerinin göç yollarını kesiyor, suyun taşıdığı sediment döngüsünü değiştiriyor ve nehirlerle bağlantılı sulak alanların küçülmesine yol açıyor. Uzmanlar, bu sürecin yalnızca su miktarını değil, suyun ekolojik işlevlerini de etkilediğine dikkat çekiyor.
Havzada bugün Keban, Karakaya, Atatürk, Ilısu, Alpaslan, Kralkızı ve Dicle barajlarının da aralarında bulunduğu yaklaşık 100 büyük ölçekli baraj ve hidroelektrik tesisi bulunuyor.
Ekolojik dönüşüm yalnızca nehirlerle sınırlı değil. Özellikle Şırnak, Hakkari ve Mardin hattında yoğunlaşan maden ve taş ocakları, dağ ekosistemlerini parçalayarak orman örtüsünü ve toprak yapısını değiştiriyor.
Patlatmalar, yeni yol açma faaliyetleri ve genişleyen ocak sahaları yeraltı su sistemlerini de etkiliyor. Çevre örgütleri, bunun uzun vadede kuraklık riskini artırabileceği ve bölgedeki su kaynaklarını zayıflatabileceği görüşünde.
Öte yandan son yıllarda hızla yayılan güneş enerji santralleri de yeni bir tartışma başlığı yaratıyor. Yenilenebilir enerji yatırımları iklim kriziyle mücadelede önemli görülse de, büyük ölçekli projelerin tarım arazileri ve meralar üzerine kurulması kırsal üretim alanlarını daraltıyor. Özellikle hayvancılıkla geçinen topluluklar için mera kaybı önemli bir sorun olarak öne çıkıyor.
ENDEMİK TÜRLER İÇİN RİSK BÜYÜK
Dicle, Fırat, Munzur, Zap ve Aras havzaları; yalnızca su kaynakları açısından değil, biyolojik çeşitlilik bakımından da Türkiye’nin en değerli bölgeleri arasında yer alıyor.
Ancak habitat kaybı, değişen su rejimi ve artan endüstriyel faaliyetler nedeniyle birçok canlı türünün yaşam alanı küçülüyor. Ekoloji örgütleri, bazı endemik bitki ve hayvan türlerinin yalnızca belirli vadilerde veya mikro havzalarda yaşayabildiğini, bu alanların da giderek daha fazla enerji ve maden projeleriyle çakıştığını belirtiyor.
Uzmanlara göre en büyük tehlike, birbirinden koparılan yaşam alanlarının ekolojik koridorları ortadan kaldırması. Habitat parçalanması arttıkça türlerin hareket kabiliyeti azalıyor, popülasyonlar küçülüyor ve yok olma riski yükseliyor.
Buna göre işletmede olan HES projesi sayısı 169. Lisanslı, ön lisanslı ve üretim lisanslı HES proje sayısı ise 43. Planlanan HES proje sayısı ise 77. En fazla HES bulunan kentler sırasıyla Maraş (49), Erzurum (27), Malatya (20), Adıyaman (19) ve Şırnak (18) olarak kayıtlara geçti.
İşletmede olan GES projesi sayısı ise 75. Ancak bu sayının daha fazla olduğu belirtiliyor. Ön lisanslı GES proje sayısı 20, yapım aşamasında olan GES proje sayısı ise 26. GES projelerinin en fazla bulunduğu kentler ise Diyarbakır (16), Mardin (9), Urfa (8), Erzurum(8) ve Van (7) oldu.







