Uganda ile Demokratik Kongo Cumhuriyeti sınırında yayılan Bundibugyo Ebola virüsü nedeniyle vaka sayısı hızla artıyor. Bilim insanları, bölgesel yayılım riskine dikkat çekiyor.
HABER MERKEZİ – Uganda’nın batısında, Demokratik Kongo Cumhuriyeti sınırındaki bölgelerde Bundibugyo Ebola virüsünün yayılmasını önlemek için çalışmalar sürüyor.
Şu ana kadar Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde şüpheli vaka sayısının bine yaklaştığı, Uganda’da ise 25 Mayıs itibarıyla yedi vaka tespit edildiği açıklandı.
Salgının ilk vakalarının mayıs başında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin Ituri bölgesinde görüldüğü belirtildi. Bölgenin Uganda ile yoğun ticari ve toplumsal ilişkilere sahip olması nedeniyle salgının kontrol altına alınmasının zorlaştığı ifade edildi.
Yetkililerin sınır geçişlerini azaltmak için çeşitli önlemler aldığı aktarıldı.
AŞISI HENÜZ YOK
Mevcut salgına yol açan Bundibugyo Ebola virüsü, adını yaklaşık 20 yıl önce ilk kez tespit edildiği Uganda’daki Bundibugyo bölgesinden alıyor. Bilim insanları, bu virüs türüne karşı şu anda onaylanmış bir aşı ya da tedavi bulunmadığını belirtiyor.
Mongabay’da yer alan habere göre Emory Üniversitesi’nden enfeksiyon hastalıkları uzmanı Boghuma Titanji, mevcut Ebola aşıları ve antikor tedavilerinin büyük ölçüde Zaire Ebola virüsüne göre geliştirildiğini söyledi. Titanji, Bundibugyo türündeki genetik farklılıkların mevcut aşıların etkisini belirsiz hale getirdiğini belirterek, “Mevcut aşıların anlamlı koruma sağlayıp sağlamayacağını bilmiyoruz” dedi. Uganda Virüs Araştırma Enstitüsü Direktörü Pontiano Kaleebu ise uygun laboratuvar koşullarında virüsün dört saat içinde tespit edilebildiğini söyledi.
YARASALARLA YOĞUN TEMAS
Bilim insanları, Ebola virüsünün en olası taşıyıcısının yarasalar olduğunu düşünüyor. Uganda’nın batısındaki sınır bölgelerinde yarasaların günlük yaşamın bir parçası olduğu, evlerin çatılarında ve meyve ağaçlarında yaşadıkları belirtildi. Makerere Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu araştırmacılarından James Natweta Baguma, bölgede yarasalarla temasın sıradan kabul edildiğini söyledi. Baguma, bazı toplulukların yarasa eti tükettiğini ve bunun salgın riskini artırdığını belirtti.
Araştırmacılar, yarasa eti tüketimi, hayvanların elle tutulması, meyveler üzerindeki tükürük teması ve yarasaların evlerde yaşaması gibi durumların virüsün insanlara geçişini kolaylaştırabileceğini ifade etti.
“YARASALAR HASTALIK TAŞIYOR OLSAYDI ÖLMÜŞ OLURDUK”
Uzmanlar, bölgedeki en büyük sorunlardan birinin risk algısı olduğunu belirtiyor. Baguma, birçok kişinin yıllardır yarasalarla birlikte yaşadıkları için tehlike görmediğini söyledi. “Bazı insanlar bize, ‘Yarasalar hastalık taşısaydı şimdiye kadar ölmüş olurduk’ diyor” ifadelerini kullanan Baguma, toplum bilincinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Africa CDC, salgının Angola, Burundi, Orta Afrika Cumhuriyeti, Etiyopya, Kenya, Ruanda, Güney Sudan, Tanzanya ve Zambiya dahil 10 Afrika ülkesi için risk oluşturduğunu açıkladı. Bilim insanları, hızlı teşhis, toplum bilgilendirmesi, vahşi yaşamla temasın azaltılması ve daha güçlü takip sistemlerinin salgına karşı en önemli savunma araçları olduğunu belirtiyor.







