Bir doktorun sosyal medya paylaşımıyla yeniden gündeme gelen kadın sünneti tartışması, Türkiye’de yıllardır cevapsız kalan bir soruyu ortaya çıkardı: Türkiye’de bu uygulama nedeniyle kaç kadın ve kız çocuğu risk altında? Kaç soruşturma açıldı? Devletin elinde kaç vaka kaydı var? Ya da var mı ? Buyurun habere.
GÜLER YILDIZ
Ankara’nın Kızılay semtindeki Somalili esnafın yoğunlaştığı sokaklarda veya İstanbul’un Fatih ilçesindeki göçmen mahallelerinde yaşam, dışarıdan bakıldığında sıradan bir hareketlilik içinde akıp gidiyor. Ancak kapalı kapılar ardında, uluslararası toplumun “ağır bir insan hakkı ihlali” olarak tanımladığı kadın sünneti uygulaması, Türkiye’ye yerleşen bazı Afrikalı toplulukların içinde sessizce varlığını koruyor.
Daha da endişe verici olanı ise, bazı yerel aktivistlerin ve hekimlerin dikkat çektiği yeni bir boyut: Türkiye’nin gelişmiş özel sağlık altyapısı ve ticarileşen estetik cerrahi sektörü, bu yasa dışı uygulamaya “estetik ameliyat” kılıfı altında istemeden de olsa bir zemin hazırlıyor.
Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve ilgili kurumların kamuya açık verilerinde Türkiye’de kadın sünneti (Female Genital Mutilation – FGM) nedeniyle açılmış toplam soruşturma, dava veya verilmiş ceza sayısı yer almıyor. Bu durum, uygulamanın hiç olmadığı anlamına gelmiyor. Aksine, uzmanlara göre temel sorunlardan biri, kadın sünnetinin çoğunlukla gizli kalması ve sağlık sisteminde başka başlıklar altında kayda geçebilmesi.
Bir kız çocuğu ya da kadın; aşırı kanama, enfeksiyon, doğum komplikasyonu, kronik ağrı nedeniyle hastaneye başvurduğunda, bunun geçmişte yapılan bir genital müdahaleyle bağlantısı her zaman tespit edilmeyebiliyor.
DÜNYADA 230 MİLYONDAN FAZLA MAĞDUR
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, bugün dünyada 230 milyondan fazla kadın ve kız çocuğu kadın sünnetinin bir türüne maruz kaldı. Uygulama özellikle Afrika’nın doğusu, Sahel bölgesi ve bazı Orta Doğu ülkelerinde yaygın.
En yüksek oranların görüldüğü ülkeler arasında Somali başı çekiyor. Ardından, Gine, Cibuti, Mısır, Sudan, Mali ve Sierra Leone geliyor. Ancak kadın sünneti yalnızca Afrika kıtasına ait bir mesele değil. Endonezya, Federe Kürdistan Bölgesi ve bazı Arap ülkelerinde de farklı biçimleri görülüyor.
Göç hareketleri nedeniyle Avrupa ülkeleri de artık bu konuyla mücadele eden ülkeler arasında.
DSÖ bugünün verileriyle 4,5 milyon kadın ve kız çocuğunu tehdit bir uygulamanın sona erdirilmesi için ciddi bir takip sistemi de başlatmış durumda, 2030 yılına kadar bu vahşi uygulamanın tamamen sonlandırılması hedefleniyor.
BİLİNMEYEN ALAN: GÖÇMEN TOPLULUKLAR
Türkiye açısından en kritik soru, son yıllarda ülkede yaşayan ve kadın sünnetinin bazı ülkelerde yaygın olduğu topluluklarla ilgili.
TÜİK’in 2025 verilerine göre, Somali, Mısır, Sudan, Etiyopya ve Eritre gibi ülkelerden gelen kadın ve kız çocuklarının sayısı arttı, yüzbinlerle ifade ediliyor. Bu ülkelerin bazılarında kadın sünneti oranları dünyanın en yüksek seviyelerinde.
Ancak Türkiye’de bu gruplar arasında kaç kişinin geçmişte bu uygulamaya maruz kaldığı ya da kaç kız çocuğunun risk altında olduğu konusunda kamuya açık kapsamlı bir veri bulunmuyor.
Bu nedenle şu sorular yanıt bekliyor:
- Türkiye’de FGM riski taşıyan ülkelerden gelen kaç kadın ve kız çocuğu yaşıyor?
- Sağlık Bakanlığı bu konuda özel bir tarama yapıyor mu?
- Göçmen sağlık merkezlerinde kadın sünneti vakaları kayıt altına alınıyor mu?
- Sağlık çalışanlarına bu konuda özel eğitim veriliyor mu?
“SOMALİLİ KADINLARIN YÜZDE 97’Sİ BU İŞLEMİ YAŞADI”
Kadın sünneti, Türkiye’nin yerleşik kültüründe yeri olan bir uygulama değil. Ancak 2011 yılında Türkiye’nin “Afrika Açılımı” ile başlayan süreçte, Somali ve Sudan gibi ülkelerden Ankara ve İstanbul başta olmak üzere Türkiye’ye önemli sayıda öğrenci, iş insanı ve sığınmacı geldi.
Kadın Sünnetinin (FGM/C) küresel düzeyde sonlandırılması amacıyla bilimsel verileri, saha araştırmalarını ve kanıta dayalı çözüm modellerini bir araya getiren uluslararası bir bilgi ve savunuculuk platformu olan FGMCRI’nin Türkiye ile ilgili hem sınırlı veri hem de sahadan edindiği bilgilere dayanan şöyle bir tespiti var:
Türkiye’de ikamet eden göçmen topluluklara yönelik 2022 yılında yapılan saha araştırmaları, ülkede yaşayan Somalili kadınların %97,5’inin hayatlarının bir döneminde kadın sünnetine maruz kaldığını gösteriyor. Verilere göre bu kadınların %85,3’ü söz konusu işleme henüz 6 ila 10 yaşları arasındayken maruz kalmış.
Topluluk içinde kadın sünnetine karşı farkındalık yükseliyor; Türkiye’deki Somalili kadınların %75,4’ü bu uygulamanın tamamen durdurulması gerektiği fikrini savunuyor. Ancak geleneksel aile baskısı, evlenebilirlik kaygıları ve “saflık” miti, uygulamanın gizlice devam etmesine yol açıyor.
HASTANE KAPISINDA ESTETİK MASKE: MEDİKALİZASYON
Kadın sünnetinin dünyadaki en büyük dönüşümlerinden biri “medikalizasyon” -yani işlemin kabile ebe ve yaşlıları yerine hastanelerde, doktorlar eliyle yapılması. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre küresel ölçekte kadın sünnetine maruz kalan her 5 kadından biri işlemi bir sağlık personelinin elinden alıyor.
Türkiye’deki tehlike ise kendisini “genital estetik” başlığı altında gösteriyor. Türk Ceza Kanunu kapsamına göre kasten yaralama ve ağır hak ihlali sayılan kadın sünneti, yasa dışı olduğu için açıkça yapılamıyor.

Bunun yerine bazı özel klinik ve muayenehanelerde işlem; “Labioplasti”, “Vajinoplasti”, “Hudoplasti” ve hatta “Barbie Vajina” gibi popüler estetik müdahale adları altında kayıt altına alınıyor.
Sivil toplum örgütleri ve hak savunucuları, ailelerin enfeksiyon ve ölüm riskini azaltmak amacıyla “daha steril” gördükleri hastane ortamlarını tercih ettiklerini, bazı hekimlerin ise ticari kaygılarla ya da hukuki boşluklardan faydalanarak bu talepleri karşıladığını belirtiyor.
Nitekim yakın dönemde Ağrı’daki bir doktorun sosyal medya platformunda yaptığı « kadın sünneti » reklamı üzerinde düşünülmesi gereken bir meseleyi de açığa çıkarmış oldu.
AĞRI’DAKİ DOKTOR TARTIŞMASI NE GÖSTERDİ ?
Tartışma, Ağrı’da bir kadın doğum uzmanının sosyal medya paylaşımında “kadın sünneti” ifadesini kullanmasıyla başladı. Doktor daha sonra bunun kadın genital mutilasyonu değil, hudoplasti adı verilen farklı bir estetik işlem olduğunu açıkladı.
Ancak olay, başka bir tartışmayı daha gündeme taşıdı: Kadın genital bölgesine yönelik estetik işlemlerle kadın sünneti arasındaki ayrım nasıl tespit edilecek ?
Şimdilik buna bir yanıt yok. Çünkü bu bölgede estetik isteyenle, bu bölgeye zorunlu müdahale isteyenler arasındaki ayrım netleşmiş değil: Her iki işlemin de “genital estetik” olarak tanımlandığını belirtiyor, İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Irmak Saraç.
Kadın sünnetinde amaç, Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre tıbbi gereklilik olmadan kadın genital organına zarar veren değişiklikler yapılmasıdır. Hudoplasti gibi bazı estetik işlemler ise tıbbi gerekçelerle ve farklı amaçlarla yapılabilir. Uzmanlara göre kritik nokta, işlemin niteliği, amacı ve kişinin özgür iradesidir.
KUTSAL METİNLER NE DİYOR: İSLAMİ BİR REFERANS VAR MI?
Kadın sünneti uygulamasında ilk sırada gelen ülkelerden biri Somali. Diğer Doğu Afrikalı topluluklar arasında da uygulamaya “dini gereklilik” gözüyle bakılsa da durum aslında pek de öyle değil.
FGMCRI, uygulamanın kökeninin 2000 yıldan eski olduğunu anımsatıyor ve ne İslam ne de diğer dinlerin referans alındığını söylüyor.

Antik Mısır ve Doğu Afrika’daki kabile geleneklerine dayanan bu uygulama Türkiye, Bosna, Azerbaycan veya Fas gibi Müslüman çoğunluklu ülkelerin yerli halklarında görülmezken; Mısır ve Etiyopya’daki bazı Hristiyan (Kıpti) topluluklarda da “geleneksel” olarak sürdürülüyor.
FGMCRI’ye göre bu durum, meselenin dini değil, tamamen bölgesel ve ataerkil bir gelenek olduğunun kanıtı.
Ancak yine de özellikle Afrika ülkelerinde Kur’an-ı Kerim’de bu yönlü herhangi bir ayet olmamasına karşın dini bir gereklilik gibi dayatıldığı belirtiliyor. Uygulamayı savunanların sıkça kullandığı tek örnek “Ümmü Atiyye” veya “sünnet erkeklere sünnet, kadınlara ikramdır” rivayetlerinden ibaret.
Bu konuda Mısır ilginç bir örnek: Somali’den sonra nerdeyse en fazla kadın sünneti yapılan ülke Mısır. Mısır’ın en ünlü üniversitesi El-Ezher ve önde gelen dini alimler de kadının fiziksel, ruhsal ve cinsel bütünlüğüne kalıcı zararlar veren eylemin İslam hukukunda ‘mübah’ sayılamayacağını söylüyor.
FEDERE KÜRDİSTAN’DA DA YAYGINLAŞIYOR
Kürt toplumlarında ne dinsel ne de kültürel olarak yer alan bu uygulama Federe Kürdistan’da sıklıkla görülüyor. Uygulama çoğunlukla evlerde ilkel yöntemlerle gerçekleştiriliyor. Uzmanlara göre, steril olmayan koşullarda yapılan müdahaleler nedeniyle çok sayıda kadın ve kız çocuğu aşırı kanama, enfeksiyon ve çeşitli komplikasyonlar sonucu yaşamını yitiriyor.
Jinha Haber Ajansı’na konuşan Süleymaniyeli doktor Münire Ebubekir, geçmiş kuşaklarda bu uygulamanın “namusu koruma” ve kadınların cinsel yaşamını kontrol altına alma gerekçeleriyle meşrulaştırıldığını söylüyor.
SUDAN 2030’DA BU UYGULAMAYA RESMEN SON VERECEK
Kadın sünneti (FGM) 2020 yılında Sudan Ceza Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca resmen suç olarak tanımlandı. Bu suçu işleyenlere hem para cezası hem de 3 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.
Ancak merdiven altı uygulamalar, evlerde gizlice yapılanların denetimi de bir o kadar zor.
Birleşmiş Milletler, Sudan’daki 15-49 yaş arası kadın ve kız çocuklarının yaklaşık yüzde 87’sinin bir tür FGM’ye maruz kaldığını tahmin ediyor.
Şubat 2026’da yapılan açıklamada, yaklaşık 4.5 milyon kız çocuğunun FGM riski altında olduğu uyarısı yapıldı.
8 Şubat’ta Sosyal Refah Bakanı Salma İshak, kız çocuklarının hakları ve onurlarının korunmasına vurgu yaparak, bu uygulamaya 2030 yılına kadar son vermeye kararlı olduklarını duyurdu.






