Amerika’nın başlattığı ikinci operasyon da ilk operasyonun devamı niteliğinde görünüyor. Eğer ilk aşamanın amacı İran’ın askeri ve yönetim kapasitesini zayıflatmak ve rejim içerisindeki dengeleri sarsmak idiyse, ikinci aşamanın siyasi sonuçlar üretmeye yönelik olduğu değerlendirilebilir. Benim kanaatime göre bunun ardından üçüncü bir aşama daha gelebilir. Bu aşama, İran’da oluşacak yeni siyasi düzenin ABD’nin bölgesel çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirilmesine yönelik olabilir.
Eyyüp Demir
İran’da Amerika operasyonunun ikinci ayağı başladı. Bu ikinci operasyon, ilk operasyonun hedeflerini tamamlamaya yönelik bir adım niteliğinde görünüyor.
Peki, ilk operasyonun amacı neydi?
Bu sorunun yanıtı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi’nde yaptığı şu açıklamada gizliydi:
“Bizim amacımız İran rejimini değiştirmek değil. Ancak İran rejiminin değişmediğini de söyleyemeyiz.”
Trump aynı konuşmada, İran’ın üst düzey askeri ve siyasi kadrolarının büyük ölçüde etkisiz hale getirildiğini, ayrıca İran yönetiminin son altı ay içinde rejim karşıtı olduğu iddia edilen yaklaşık 54 bin kişiyi öldürdüğünü öne sürdü.
Trump’ın değerlendirmesine göre İran’da rejime karşı ciddi bir toplumsal kesim bulunuyor. Ancak bu kesim, ağır baskılar nedeniyle sesini çıkaramıyor. Trump, bunun temel nedeninin rejimin muhaliflere yönelik sert güvenlik politikaları olduğunu savunuyor.
İran üzerine çalışan çok sayıda uzman da benzer değerlendirmelerde bulunuyor. Daha önce İran hakkında hazırladığım haber analizleri kapsamında görüştüğüm birçok İranlı da ülkedeki toplumsal hoşnutsuzluğun giderek arttığını ifade etmişti.
1980-1988 yılları arasında yaşanan İran-Irak Savaşı, iki ülkeye de ağır bedeller ödetti. Taraflardan hiçbiri belirleyici bir üstünlük sağlayamazken, savaş yüz binlerce insanın hayatına mal oldu. İran yönetimi ise bu süreçten sonra güvenlik eksenli bir devlet yapısını daha da güçlendirdi; rejimin korunmasını öncelik haline getirerek askeri yapılanmaya ve silahlanmaya ağırlık verdi.
Irak Kürdistan Bölgesi’nde görev yapan resmi bir İranlı diplomata, İran’a giderek orada da çekimler yapmak istediğimi söylemiştim. Bana şu cevabı vermişti:
“Size yardımcı olmak isterim. Ancak İran’da özellikle Kürtlerle yapacağınız çalışmalar başınıza sorun açabilir. Diyelim ki merkezi hükümetten izin aldınız; diğer beş hükümet izin vermeyebilir.”
Bana en ilginç gelen ifade “beş hükümet” sözleriydi.
Diplomatın kastettiği şey, İran’da birbirinden bağımsız hareket eden ve farklı güç merkezlerinden oluşan çok katmanlı bir yönetim yapısının bulunmasıydı. Her güç odağının kendi nüfuz alanı ve karar mekanizması vardı.
Trump’ın açıklamalarına dönecek olursak, onun ima ettiği nokta, bu çok katmanlı yapının artık eski işleyişini büyük ölçüde kaybetmiş olmasıdır. Özellikle en üst yönetim kademesinin zayıfladığı, diğer güç merkezlerinin ise eski etkinliğini yitirdiği yönünde bir değerlendirme yapmaktadır.
Bu değerlendirmeyi desteklediği düşünülen bazı gelişmeler de yaşandı.
İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney, babası Ali Hamaney’in cenaze ve defin töreni dolayısıyla yayımladığı mesajda, “İntikam milletimizin isteğidir ve mutlaka yerine getirilecektir.” ifadelerini kullandı. Ancak İran toplumunun tamamının ya da devlet içindeki tüm aktörlerin bu yaklaşımı paylaştığını söylemek güç görünüyor.
Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın devlet televizyonu IRIB’de katıldığı programda yaşandı. Kalibaf, ABD ile müzakereler ve petrol ihracatı hakkında konuşurken yayının aniden kesilmesi, İran kamuoyunda farklı yorumlara neden oldu.
Benzer şekilde Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan da cenaze töreni sırasında ABD ile müzakereye karşı çıkan grupların protestolarıyla karşılaştı. Pezeşkiyan daha önce verdiği bir röportajda kendisine yönelik bir suikast girişiminden de söz etmişti.
Tüm bu gelişmeler, İran’da yalnızca toplumun alt kesimlerinde değil, devletin üst kademelerinde de görüş ayrılıklarının bulunduğuna işaret ediyor. Bu tablo, Trump’ın “İran rejiminin değişmediğini de söyleyemem.” şeklindeki değerlendirmesiyle örtüştüğü şeklinde yorumlanabilir.
Amerika’nın başlattığı ikinci operasyon da ilk operasyonun devamı niteliğinde görünüyor. Eğer ilk aşamanın amacı İran’ın askeri ve yönetim kapasitesini zayıflatmak ve rejim içerisindeki dengeleri sarsmak idiyse, ikinci aşamanın siyasi sonuçlar üretmeye yönelik olduğu değerlendirilebilir.
Benim kanaatime göre bunun ardından üçüncü bir aşama daha gelebilir. Bu aşama, İran’da oluşacak yeni siyasi düzenin ABD’nin bölgesel çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirilmesine yönelik olabilir.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran’a yönelik yeni bir operasyon başlattığını duyurdu. Dikkat çekici olan ise bu açıklamanın, Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’nin hemen ardından yapılmış olmasıdır.
Erdoğan ile Trump görüşmelerinde gözden kaçan önemli bir ayrıntı da bulunuyor.
Trump, zirve boyunca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında övgü dolu ifadeler kullandı. Ancak aynı zamanda, Türkiye’nin savaşa girmesini kendisinin engellediğini de söyledi.
Peki Türkiye kiminle savaşacaktı?
Trump bu sorunun cevabını açık biçimde vermedi. Ancak sözlerinin satır aralarında, Türkiye’nin İsrail ile doğrudan bir çatışmaya sürüklenmesinin önlendiği mesajı yer alıyordu. Böyle bir senaryo, dolaylı olarak NATO üyesi ABD’yi de içine çekecek karmaşık bir tablo oluşturabilirdi.
Bu nedenle Trump’ın Türkiye’ye yönelik övgülerinin altında diplomatik bir uyarı ve dolaylı bir eleştirinin de bulunduğu düşünülebilir.
Trump’ın NATO Zirvesi’nde elde ettiği en önemli diplomatik kazanımlardan biri ise, olası bir İran sürecinde NATO içerisindeki siyasi desteği büyük ölçüde arkasına almış görünmesidir.
İkinci operasyonun nasıl sonuçlanacağını bugünden kesin olarak söylemek mümkün değil. Ancak mevcut gelişmeler, İran’daki siyasi yapının önemli bir dönüşüm sürecine girdiğini gösteriyor. Eğer bu süreç devam ederse, üçüncü aşamanın yeni bir İran yönetiminin ortaya çıkması ve bunun uluslararası dengeler çerçevesinde yeniden şekillendirilmesiyle sonuçlanabileceği değerlendirilebilir.







