BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Suriye-İran denkleminde yeni güç mimarisi

Suriye-İran denkleminde yeni güç mimarisi

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Kürt meselesi çözülmeden, hukuk devleti tahkim edilmeden ve kurumsal güven yeniden inşa edilmeden Türkiye’nin “denge kurucu güç” rolü oynaması yapısal olarak kolay değildir. Bu nedenle dış politika tercihleri, iç reform ihtiyacından bağımsız düşünülemez; hatta tam tersine, onun doğrudan bir uzantısıdır. Türkiye’yi büyük reformlar beklemektedir.

Doğu ERGİL

Orta Doğu’da yaşananlar çoğu zaman “kriz” olarak adlandırılıyor. Oysa bugün Suriye ve İran sahalarında ortaya çıkan tablo, geçici bir krizden ziyade kalıcı bir yeniden yapılanmaya işaret ediyor. Bu yeniden yapılanmanın merkezinde, klasik devlet egemenliğinin aşınması ve onun yerini ‘bağlantılar ağı’ temelli, çok katmanlı bir güç mimarisinin alması yatıyor. Artık savaşlar cephelerde değil; lojistik planlarda, milis ağlarında, veri akışlarında ve algı yönetimi alanlarında yürütülüyor.

Bu dönüşümün en görünür yüzü, İsrail ile İran arasında Suriye topraklarında süren, ancak hiçbir zaman resmen ilan edilmemiş olan çatışmadır. İsrail’in sistematik hava operasyonları, İran’ın bölgesel nüfuz mimarisini kesintiye uğratmayı hedeflerken; İran doğrudan karşılık vermek yerine vekil güçler ve asimetrik yöntemler üzerinden denge kurmaya çalışıyor. Bu durum, klasik caydırıcılığın yerini “sürekli aşındırma stratejisine” bıraktığını gösteriyor.

İran’ın yaklaşımı özellikle dikkat çekici: Tahran, askeri varlığını azaltıyor gibi görünse de aslında onu dönüştürüyor. Hizbullah, Irak’taki Şii milisler ve Suriye içindeki yerel milis ve siyasî ağlar aracılığıyla kurduğu yapı, merkezi olmayan ama son derece dirençli bir etki alanı yaratıyor. Bu model, modern jeopolitiğin yeni normunu temsil ediyor: Toprak kontrolünden ziyade etki alanı yaratmak.

TÜRKİYE İÇİN ÜÇ STRATEJİK GELECEK MODELİ

Bu gelişmeler ışığında Türkiye’ye baktığımızda mesele Ankara’nın tehditlere nasıl tepki verdiği değil; hangi stratejik geleceği tercih edeceğidir. Seçenekler şunlardır:

  1. Sert Güç Kullanımı Konsolidasyonu: Güvenlik Devleti Derinleşmesi

Bu senaryoda Türkiye, güney sınırındaki gelişmeleri varoluşsal bir tehdit olarak tanımlar ve askeri kapasitesini, algıladığı biçimde “Kürt tehdidini” önleyecek tarzda genişletir, kalıcı hale getirir.

Suriye’nin kuzeyinde uzun süreli askeri varlık bulundurur.

YPG’ye karşı sürekli operasyonel baskı uygular. Burada olası siyasal bir oluşumun önüne geçmeye çabasında ısrar eder.

Özelde Suriye’de, genelde Ortadoğu’da İran ve İsrail ile mesafeli ve soğuk bir ilişki sürdürür.

Bu model kısa vadede güvenlik üretir; ancak uzun vadede Türkiye’yi sürekli düşük yoğunluklu çatışma döngüsüne hapseder. Ekonomik maliyet artar, diplomatik esneklik azalır.

  1. Bölgesel Dengeleyici Güç: Çok Katmanlı Diplomasi

Bu modelde Türkiye, askeri araçları tamamen terk etmez; ancak onları diplomatik manevralarıyla bütünleştirir.

Bu modelde seçenekler şunlardır:

İran ile rekabet + sınırlı işbirliği;

İsrail ile kontrollü ilişki, sonunda normalleşme;

ABD ve Rusya arasında denge siyaseti…

Bu yaklaşım, Türkiye’yi bir “oyuncu”dan “denge kurucu”ya dönüştürebilir. Ancak bu seçenek, yüksek diplomatik kapasite ve iç siyasi istikrar gerektirir. ‘Kürt sorunu’nu ve kriz boyutuna ulaşan ekonomik zafiyetini çözemeyen ülkenin bu kapasiteyi inşa etmesi zordur.

  1. İçe Kapanma ve Stratejik Daralma

Bu senaryoda Türkiye, dış angajman maliyetlerini düşürmek için bölgesel iddialarını sınırlar. Suriye ve Irak’ta askeri varlığını mimimize eder. Güvenlik risklerini azaltır. İç restorasyona yönelir.

Bu seçenek, kısa vadede rahatlama sağlar; ancak orta vadede Türkiye’nin sınırdışı heveslerini ve Ortadoğu genelinde etki alanı kazanma isteğini askıya almasına neden olur.

YENİ ULUSLARARASI GERÇEKLİK: EGEMENLİĞİN PARÇALANMASI

Suriye-İran hattında ortaya çıkan en önemli sonuç, egemenlik kavramının artık tekil ve mutlak bir kavram olmaktan çıkmasıdır. Bir ülkenin sınırları içinde:

  • Özerk bölgeler;
  • milis güçlerin etki alanları;
  • dış güçlerin ordu birlikleri;
  • şirketler ve istihbarat ağları aynı anda etkili olabilir. Açıktır ki bu durum, modern uluslararası sistemin millî egemenliğe ilişkin temel varsayımlarını zorlamaktadır.
SONUÇ: TÜRKİYE İÇİN KARAR ANI

Bugün Türkiye’nin ve onun gibi orta-boy güçlerin karşı karşıya olduğu soru basit ama belirleyicidir:

Bu yeni düzensiz düzende orta-boy güçler bir güvenlik tüketicisi mi olacak, yoksa düzen kurucu aktör olma fırsatı bulabilecek mi?

Suriye ve İran sahalarında yaşananlar, Türkiye’nin nasıl bir devlet olacağını da belirleyecek. Mesele sınırların anlamının değişmesinde ve şu üç temel konuda düğümleniyor:

Yeni küresel ve bölgesel güç mimarisinin en belirleyici boyutu, teknolojik kapasitedir. Suriye-İran sahasında askeri üstünlük artık yalnızca tank, uçak ya da asker sayısıyla ölçülmüyor; veri işleme kapasitesi, istihbaratın etkinliği aynı oranda belirleyici hale gelmiştir.

İsrail’in operasyonel başarısının arkasında sadece hava gücü değil; gerçek zamanlı veri akışı, yapay zekâ destekli hedefleme ve yüksek hassasiyetli vurucu sistemler bulunuyor. İran ise buna daha düşük maliyetli ama yaygınlaştırılmış bir teknoloji kullanımıyla karşılık veriyor: Kamikaze dronlar, düşük yoğunluklu ama sürdürülebilir saldırı kapasitesi ve esnek iletişim ağları. Türkiye’nin bu gelişmelere, yalnızca askeri varlığıyla değil; savunma teknolojilerinde aldığı yol ve ne ölçüde entegre bir bilgi kapasitesi kurabildiğiyle uyum sağlamak zorunda.

İkinci kritik eksen ekonomidir. Yeni savaş türünde doğrudan savaş maliyetlerinden çok, sürdürülebilirlik kapasitesi öne çıkıyor. İran’ın yaptırımlara rağmen ayakta kalabilmesi, ekonomik dayanıklılık ve gayriresmî ağlar üzerinden kurduğu alternatif finansal mekanizmalarıyla mümkün oldu. Buna karşılık Türkiye’nin kırılgan makroekonomik yapısı, uzun süreli dış angajmanları maliyetli hale getiriyor.

Orta vadeli bir savaş bile, yüksek enflasyon ve döviz baskısı altında sürdürülebilir görülmüyor. Bu nedenle Türkiye’nin stratejik tercihleri, yalnızca güvenlik paradigmasıyla değil; malî disiplin, üretim kapasitesi ve dış ticaret mimarisiyle birlikte düşünülmek zorunda. Aksi takdirde jeopolitik aktivizm, ekonomik aşınmayı hızlandıran bir faktöre dönüşebilir.

Son olarak belirleyici olan iç siyasal bütünleşme kapasitesidir. Çok katmanlı dış politika yürütebilen ülkeler, bunu ancak içeride kurumsal rasyonalite ve dayanışma,  yani toplumsal meşruiyetle sağlayabildikleri ölçüde başarabilirler.

Bugün Türkiye’de (Başkanlık sitemiyle gelen) merkezî karar alma süreci, kısa vadede hız kazandırsa da uzun vadede stratejik esnekliği sınırlamaktadır. Oysa Suriye-İran hattında ortaya çıkan gelişmeler, hızlı reflekslerden çok kurumsal verimlilik ve esneklik, çok aktörlü koordinasyon ve öngörü kapasitesi gerektirmektedir.

Kürt meselesi çözülmeden, hukuk devleti tahkim edilmeden ve kurumsal güven yeniden inşa edilmeden Türkiye’nin “denge kurucu güç” rolü oynaması yapısal olarak kolay değildir.

Bu nedenle dış politika tercihleri, iç reform ihtiyacından bağımsız düşünülemez; hatta tam tersine, onun doğrudan bir uzantısıdır. Türkiye’yi büyük reformlar beklemektedir.

Soru şudur: Bu reformları yapmaya istekli siyasal kadrolar ve onları destekleyecek bir seçmen çoğunluğu var mıdır?

Doğu ERGİL kimdir?

Siyaset bilimci, akademisyen ve yazar. Uzun yıllar üniversitelerde öğretim üyeliği yaptı. Çalışma alanları arasında etnik kimlikler, demokrasi, siyasal katılım, çatışma çözümü ve insan hakları yer alır. Türkiye’de toplumsal barış ve Kürt meselesi üzerine hazırlanan çeşitli akademik ve saha araştırmalarında yer almıştır. 1995 yılında TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeyken « Doğu Rapor »nu hazırladı. 45 kitap ve çeşitli dillerde yayımlanmış düzinelerce bilimsel makalesi ve kitap bölümü vardır.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz