Adalet Bakanlığı, 175 ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde “Terör Suçları Soruşturma Büroları” kurmayı kararlaştırdı. Büroların tek mesaisi, “terör dosyaları” olacak. Bu karara yönelik kaygılar ve eleştiriler var.
HABER MERKEZİ – Adalet Bakanlığınca, “terör suçlarına ilişkin soruşturmaların daha etkin ve koordineli yürütülmesi” amacıyla tüm illerde 175 ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde müstakil “Terör Suçları Soruşturma Büroları” kurulması kararlaştırıldı.
AA’nin haberine göre, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in talimatı, Adalet Bakan Yardımcısı Can Tuncay’ın imzasıyla 175 ağır ceza mahkemesi başsavcılığına “Terör Suçları Soruşturma Bürosu” konulu yazı gönderildi.
Buna göre, il Cumhuriyet başsavcılıkları nezdinde müstakil “Terör Suçları Soruşturma Büroları” kurulacak. Büroların görev tanımında “terör suçları” dışındaki suçlara yer verilmeyecek.
Ayrıca buradaki Cumhuriyet savcıları, “terör suçları” haricinde nöbet, duruşma savcılığı veya başka herhangi bir işte görevlendirilmeyecek.
Bürolardan sorumlu Cumhuriyet başsavcı vekilleri ile görevli Cumhuriyet savcılarının listesi, güncellemelerle birlikte Ceza İşleri Genel Müdürlüğü Terör Suçları Daire Başkanlığına bildirilecek.
“Terör suçlarına” ilişkin iş ve işlemler yalnızca il Cumhuriyet başsavcılıkları bünyesindeki “Terör Suçları Soruşturma Büroları”nca yürütülecek. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise il Cumhuriyet başsavcılıklarından alınacak talimatla ilçe Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılan işlemlere ilişkin evrak, gerekli işlemlerin tamamlanmasının ardından en kısa sürede il Cumhuriyet başsavcılıklarına gönderilecek.
Ceza İşleri Genel Müdürlüğü “Terör Suçları Daire Başkanlığı” koordinesinde, her ayın ilk haftasında Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı Terörle Mücadele Daire başkanlıkları görevlilerinin katılımıyla değerlendirme toplantısı yapılacak.
Toplantılarda “terörle mücadeleye” katkı sağlayacak değerlendirmeler il Cumhuriyet başsavcılıklarıyla paylaşılacak.
Ayrıca, “Terör Suçları Daire Başkanlığı”nca ülke genelindeki terör soruşturmalarına ilişkin aylık istatistikler derlenecek. Bu veriler, koordinasyon toplantıları öncesinde ilgili birimlere iletilecek.
ASIL SORUN SAVCILARIN HANGİ EYLEMİ TERÖR SAYACAĞI
Bianet’in haberine göre, “karar bir yasa değişikliği değil, başsavcılıkların iş bölümünü düzenleyen idarî talimat niteliğinde” ve “Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Van ve başka büyük adliyelerde terör soruşturma büroları zaten bulunuyor. Yeni düzenleme bu modeli bütün ağır ceza merkezlerine yayıyor ve bürolardaki savcıların yalnızca terör dosyalarına bakmasını öngörüyor. ”
Bianet’in konuyla ilgili haberinde, asıl sorunun, “uzman savcıların hangi eylemleri terör sayacağı“ olduğuna dikkat çekildi ve şöyle denildi:
“Terörle Mücadele Kanunu ile Türk Ceza Kanunu’nun örgüt suçlarına ilişkin hükümleri uzun süredir şiddet içermeyen açıklamalara, toplantılara, haberlere, sosyal medya paylaşımlarına ve siyasal faaliyetlere uygulanıyor. Bu nedenle suçun sınırları daraltılmadan kurulacak bürolar, soruşturma kalitesini yükseltmekten çok uygulamadaki geniş yorumun bütün ülkeye aynı biçimde yayılmasına yol açabilir.”
Ceza ve medya hukukçusu Fikret İlkiz de bianet’e konuştu. İlkiz, terör propagandası suçunda söz veya davranışın şiddeti teşvik edip etmediğinin, şiddet yöntemlerini övüp meşrulaştırıp meşrulaştırmadığının somut biçimde ortaya konulması gerektiğini vurguluyor.
İlkiz, Abdullah Öcalan’ın doğum günü dolayısıyla pasta kesip dağıtmanın terör propagandası sayıldığı bir davayı incelerken, şiddet bağlantısı kurulamayan sembolik davranışların cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini belirtti. AİHM de söz konusu eylemin şiddet, silahlı direniş, ayaklanma çağrısı veya nefret söylemi içermediğine hükmetti.
İlkiz’in temel eleştirisi, Kürt sorunu hakkında konuşmanın, devletin güvenlik politikasını eleştirmenin veya siyasal çözüm önermenin kendiliğinden örgütsel faaliyet sayılamayacağı yönünde. Şiddetle bağı kurulmayan söz ve davranışların terör suçlamasına konu edilmesi, yalnızca bireysel hakları değil, seçmenlerin farklı siyasal programlar arasında tercih yapabilmesini de sınırlıyor.







