Volkan Yaraşır
Faşizmin en zayıf noktası yarattığı büyünün hızla bozulması ve teşhiridir. Bunu en iyi ve en etkili yapan kimliklerden birisi kuşkusuz Paolo Pasolini… Şair, senarist ve yönetmen olan Pasolini sarsıcı ve şok edici “Salo ya da Sodom’un 120 Günü” adlı filmiyle, en büyük erdemin faşizmden nefret olduğu gösterir.
İzleyenleri soktuğu atmosfer içinde iktidarın ve onun en konsantre hali olan faşizmin bütün yıkıcılığı ve çürümüşlüğü hissedilir. Film, iktidar, beden, cinsellik, şiddet ve tahakküm üzerinedir. Aynı zamanda faşizmin sınırsız iktidarına bir göndermedir. Filmde faşizmin mağdurları mutlak tahakkümün altındadır. Bedenleri, arzuları, davranışları, cinsellikleri kontrolde tutulur. Bütüncül bir mülksüzleştirme yaşarlar. Dilleri yoktur, konuşmazlar. İktidar bedenlerinin her köşesini istila etmiştir. Ruhları, duyguları, bedenleri tam anlamıyla kuşatılmış ve sömürgeleştirilmiştir. Filmde faşizmin insanları tasavvuru mümkün olmayan bir şiddetle nesneye, şeye dönüştürdüğünü izlersiniz. İtaat bile yeterli değildir. İktidar insan bedenine bir nevi sızar, hakim olur ve bedende iktidarın işleyişinin parçasına, mekanizmasına ya da nesnesine dönüşür.






