'Kalıcı barış kadınlarla inşa edilecek'
Hatimoğulları: Kadınlar barış ittifakı kurmalı
“Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansının ikinci gününde, toplumsal ve kalıcı barışın sağlanabilmesi için kadınların yan yana gelmesinin önemi vurgulandı. Konferansı tamamlayan kadınlar, kararlarını açıkladı.

HABER MERKEZİ - Gazeteci, yazar, akademisyen, siyasetçi ve aktivist kadınların aralarında bulunduğu 80'den fazla kadının çağrısıyla Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İnşaat Mühendisleri Odası'nda (İMO) düzenlenen “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansı ikinci gününde tamamlandı.
Konferansın ilk gününde neler konuşuldu: Barışın yolu eşit yurttaşlık ve adaletten geçiyor
Konferansının ikinci gününün ilk oturumu, yurtdışında olması nedeniyle konferansa katılamayan oyuncu Füsun Demirel'in gönderdiği video mesajı ile başladı.
'KADINLAR KOLLARINI SIVIYOR'
Demirel mesajında şu ifadeleri kullandı:
"Kalıcı barış ve demokrasinin inşasında kadınların rolünün ne olduğunu konuşacağız. Kadınların maruz kaldığı her türlü şiddet ve kadın cinayetlerine itirazlarını şiddetle sürdürdüğünü, barış sürecinde silahların susması sonrası kalıcı bir toplumsal barışın sağlanması için umutla, cesaretle, var gücüyle yine kadınların öncülük ettiğinin altını çizeceğiz. Erkek egemen zihniyet barışı kimin kazandığı ile ilgilenirken kadınlar ise ‘bundan sonraki hayatı birlikte nasıl inşa edebiliriz, hayatı nasıl kurabiliriz’ diye düşünce üretiyorlar. Kadınlar hızlıca kollarını sıvıyorlar, dirençle ve umutla. Tıpkı şarkının sözlerinde olduğu gibi 'barış ellerimizde'" ifadelerini kullandı.
YÜKSEKDAĞ: KADIN AKLI ÇOK ŞEYİ DEĞİŞTİREBİLİR
Ardından Kandıra Kadın Kapalı Cezaevi'nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ'ın gönderdiği mesaj okundu.
PERVİN BULDAN: ANNELERİN ACISINI YARIŞTIRAMAYIZ
Gazeteci Gözde Şeker'in moderatörlüğünde "Barışın siyasal sorumluluğu; demokratik, Meclis ve siyasi partiler" başlıklı oturumunda DEM Parti Milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Yeni Parti milletvekili Gökçe Gökçen ve siyaset bilimci Arzu Yılmaz konuştu.
GÖKÇE GÖKÇEN: DEMOKRASİ VE KÜRT MESELESİ BİRBİRİYLE BAĞLANTILI
Gökçe Gökçen, Kürt meselesi ile demokrasi meselesinin birbiriyle bağlantılı olduğunu vurgulayarak "Sürekli biri ya da diğeri diye önümüze bir tercih konuluyor. Bir taraf 'Mesele sadece güvenlikten ibarettir o yüzden bunun adını terörsüz Türkiye diyelim' diyor. Biz mesele 'Demokratik Türkiye' diyoruz. Silah bırakma kıymetli ama demokratikleşme adımlarının da atılması gerekiyor. Kalıcı bir toplumsal barışı inşa etmek istiyorsanız meselenin silahlardan ibaret olmadığını ve demokratikleşme adımları ile eşitlik duygusu yaşatılabilir. Acıları paylaşmakla birlikte, geleceğe sarılabilmesi için adalet duygusunun güçlendirilmesi gerekiyor. Toplumsal barış dediğimiz şey budur" diye konuştu.
'SÜRECE YÖNELİK GÜVENSİZLİK İKTİDARA YÖNELİK GÜVENSİZLİKTİR’
Meclis’te 10 Ağustos’ta kabul edilen ancak hala yürürlüğe girmeyen çerçeve yasaya değinen Gökçen, "Sürece olan güvensizlik, aslında iktidara yönelik güvensizliktir. İktidarın bu sürece dair atabileceği birçok adım vardı, atmadı. Bu tür süreçlerde atılacak adımların ve aşılacak sembolik eşiklerin moral açısından önemini bilmek lazım. Yasa metni gizlilikle son anda dayatıldı. Bütün siyasi partiler ziyaret edilirken, Yeni Parti edilmedi. MGK kurulunun kararınım beklenilmesi, yasanın ne zaman uygulanacak konusunun belirsiz bir geleceğe sürüklenmesi hem siyaseten doğru değil hem de hukuk tekniği açısından doğru değil” ifadelerini kullandı.
‘BARIŞ ERKEKLERE VE İKTİDARA BIRAKILMAYACAK KADAR CİDDİ BİR İŞ’
Eski HDP Milletvekilli Filiz Kerestecioğlu, barışın yalnızca siyasi aktörler arasında yürütülen teknik bir süreç olarak ele alınamayacağını vurgulayarak “Barış, erkeklere ve iktidarlara bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir. Aynı zamanda teknik bir iş sayılmayacak kadar da ciddi bir iş barış. Toplumun ikna olması gereken bir şey. Hep birlikte kalkışmamız gereken bir şey. Bize 'Nasıl güveniyorsunuz siz?' diye soruluyor. Güvenmiyoruz ki, güvenmek zorunda değiliz. Mesele kendimize güven meselesi. Biz bunun neresindeyiz?” diye sordu.
'TERCİH DEĞİL, TARİHSEL KOŞULLAR ZORUNLU KILDI'
Siyaset bilimci Arzu Yılmaz da, tarihsel koşulların zorunlu kıldığı bir dönemde Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin başladığına dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Zaten Kürtler de AKP'yle barış yapmayı tercih etmedi. Yani bu bir tercih de değil. Zamanın ruhunun mecbur kıldığı, tarihin bu anında bu değişimin kaçınılmaz olduğu bir anda ortak olarak karşısına iktidarda AKP olduğu için mecbur kaldığı bir ortaklık” ifadelerini kullandı.
Devlet Bahçeli’nin iki yıl önce yaptığı açıklamaların da bu zorunluluğun farklı bir biçimde ifade edilmesi olduğunun altını çizen Yılmaz, şunları dile getirdi:
“Geldiğimiz aşamada sistemin tümüyle çöktüğü ve sistem çöktüğü durumda o sistemi ayakta tutan temel koloni devletin de hayatta kalma refleksiyle hareket ettiği bir dönemdeyiz. Temel motivasyon bir kere o devleti kaçınılmaz olan dönüşüme hazırlamak. Hazırlarken de riskleri minimize edip çıkarları maksimize eden bir akılla hareket etmek. Ben naçizane bu sürecin iki yıl önce tam da böyle bir motivasyonla başladığını ve bu motivasyonla da devam ettirildiği kanaatini taşıyanlardanım.
Dünyanın her yerinde devletler yeniden yapılanırken ve toplumla siyaset arasındaki mesafe giderek açılırken bu yeniden kuruluş anında devletin de kendini koruma refleksi, bugün dünyada günün sonunda yoksullukta eşitlenen çoğunluğun lehine bir sosyal kontratın inşa edilip edilmeyeceğini belirleyecektir. Kadınlar ve toplumsal mücadele alanları bu yeni sözleşmenin kurulmasında belirleyici olacaktır.”
KADINLAR BARIŞIN İTTİFAKINI KURMALI
Konuşmaların ardından söz alan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğlulları da, kadınların farklılıklarına rağmen ortak bir barış ittifakı kurmasının önemine dikkat çekti. Savaşları erkeklerin ve sermaye sahiplerinin çıkardığını vurgulayan Hatimoğulları, kadınların ise çözümü ve barışı örmenin yollarını aradığını dile getirdi.
Hatimoğulları, "Biz kadınların barış ittifakını bütün farklılıklarımıza rağmen nasıl kurmalıyız? Sağcısı, solcusu, başı açık, başı kapalı, liberali, politik olanı ve olmayanı hep birlikte kadınlar olarak barışın ittifakını nasıl kurabiliriz? Bence bu oturumdan çıkarabileceğimiz en temel soru bu olmalı; yapamadıklarımızı konuşacağımız bu kadar. Birlikte neyi beraber örebilir ve örgütleyebiliriz, önümüze nasıl bakabiliriz?”
Konferansın son iki oturumu ise katılımcı kadınların söz aldığı forumla devam etti. Kadınlar, "Doğanın ve yaşamın özgürleştirilmesi mücadelesi" ve "Barış ve adalet mücadelesi" başlıklarında konuştu.
'SAVAŞIN YARATTIĞI EKOLOJİK YIKIM'
Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA) aktivisti Sabahat Tuncel, ekoloji mücadelesinin de aynı zamanda politik bir mücadele olduğunu vurguladı. Sebahat Tuncel, "Biz Kürt kadınları olarak politik alanda kazanmadan hiçbir alanda kazanmanın mümkün olmadığını söyleriz. Ben Alevi kültüründen geliyorum; doğada her şeyin canlı olduğuna, öldüğünde başka bir canda doğacağına inanırız. Ağacı, taşı, kuşu incitmeyen böyle bir kültürle büyüdük ama bu aynı zamanda bilinç meselesidir. Kapitalist modernite yaşam alanlarımıza, toprağımıza göz koymuş durumda; her şeye kâr ve para üzerinden bakıyorlar. Politik alanda kazanmak, kapitalizme karşı ekolojik toplumu savunmak zorundayız. ‘Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü yaşam’ sadece bir slogan değil, yaşamın kendisidir. Ekolojik bilinç olmadan yaşam da sosyalizm de gelecek de olmaz” dedi.
DEM Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal Aslan da savaşın ekolojik yıkımla ilişkisine dikkat çekti. Kürt illerinde yaşanan ekolojik yıkımın örneklerine değinen Uysal, "Şırnak şu an Cudi'deki kömürle, Gabar'daki petrolle ekonomik vaatler üzerinden gündeme getiriliyor. Özel güvenlik bölgesi ilanlarıyla köyler boşaltıldı, halkın olmadığı bu alanlar maden şirketlerine açıldı. Gabar'da 80'den fazla rafineri var ve petrol arama çalışmaları büyük bir su sıkıntısına neden oluyor. Besta'da ve Kürdistan'ın birçok yerinde ağaç kesimleri devam ediyor. Barışı konuşacaksak savaşın yarattığı ekolojik yıkımı da konuşmalıyız. Besta'dan Varto'ya, Akbelen'den Karadeniz'e, Ege'ye kadar ortak mücadeleyi büyütmeliyiz. Kenya ve Kolombiya örneklerinde olduğu gibi kadınların öncülüğünde doğayı koruyan, yerel halkın üretimini esas alan çalışmalar yürütülmeli. Biz de bir barış sürecinden geçiyoruz. Demokrasi, çatışmaların durması kadar ekoloji ve kadın özgürlüğü meselesini de gündemimize alıyor. Ekoloji, kadın özgürlüğü ve yaşamın özgürleşmesiyle birlikte ele alınmalı" ifadelerini kullandı.
KOMİSYONLARDA KADIN KOTASI ÖNERİSİ
Akademisyen Esra Çuhadar, barış sürecinde ortak hareket edebilmek için yeni yöntemlerin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekerek şöyle konuştu:
"Empatinin oluşabileceği bir ortamın yöntemleri geliştirilmeli. Bunu sivil toplum olarak da yapabiliriz, devletten desteğe ihtiyacımız yok. İkinci olarak kadınlar olarak ortak istediğimiz minimum olarak ne? En azından partilerde yüzde 30 kotasını isteyebiliriz. Tabii ki kota tek başına yeterli değil. Sürecin kapsayıcı olması, sürece eşit katılım ve sonucun da kapsayıcı olması, yani esasta adil olmak önemli. Geri dönüş yapacak kadın savaşçıların verilerinin ayrı toplanması, ihtiyaçlarının tespit edilip buna göre politika üretilmesi yönünde komisyonlara baskı yapılmasını öneriyorum.”
'MAĞDURİYETİ DEĞİL KAZANIMLARI KONUŞALIM'
Yazar Nesrin Akgül, kadınların yaşanan mağduriyetleri değil, elde edilen kazanımları konuşarak mücadele etmeye devam etmesi gerektiğini ifade ederek şunları dile getirdi:
"Savaşa karşı direnerek mücadele etme ve direnerek kazanma, bir menzile ulaşmak vardı. Ne kadar mağdur olduğumuzu değil de ne kazandığımızı konuşmak istiyorum. Burada Kürt kadınları olarak, mücadelemizi buradaki halklarla, kadınlarla birlikte tartışmak en büyük kazanımdır. Birlikte yaşama kararlılığı üzerinden yol alıyoruz. Bugün kurduğumuz söz Kürt sorunu üzerinden başlasa da Türkiye yurttaşlığı ve Türkiye kimliği, Ortadoğu kimliği üzerinden devam eden bir süreç. Demokratik cumhuriyet, demokratik entegrasyon ve birlikte yaşam kavramları tartışmaktan uzak tutulan, çok fazla bize indirgenen üzerinden çok fazla algı oluşturulan kavramlar oldu. Önümüzdeki süreç itibariyle kadınlar, demokratik cumhuriyeti nasıl tartışacak ya da bir barışı somut olarak 'entegrasyon' dediğimiz süreçle birlikte nasıl inşa edeceğini tartışmak gerekiyor."
'BARIŞIN TOPLUMSALLAŞMASI İÇİN YASIN EŞİTLENMESİ GEREKİYOR'
Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi üyesi Burcu Çelik, "Ekin Van, Hacı Lokman Birlik ve Taybet Ana'yı anmadan barışı konuşabileceğini düşünmüyorum. Barışı konuşurken ve barışın kalıcılığı konuşurken yas hakkı, ölenin onuru, kalanların hatırası kavramların konuşulacağına inanıyorum. Bu coğrafya, bir mezarsız ölüler coğrafyasıdır. Meclis'te kurulan komisyonlarda hakikat, adalet, yüzleşme komisyonları başlığı altında bunun konuşulması gerekecek. Bütün kesimlerin ölülerine yapılan müdahalelerinde acıların ortaklaşması, yasın eşit hale gelmesi barışın toplumsallaşması için çok önemli olduğunu düşünüyorum" diye konuştu.
'DİLİM YOK, KİMLİĞİM YOK BU NASIL ÖZGÜRLÜK'
Barış Anneleri Meclisi üyesi Nezahat Teke, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde Abdullah Öcalan'ın attığı adımların altını çizerek barışın tek taraflı inşa edilemeyeceğini vurguladı. Abdullah Öcalan'ın İmralı'da başka bir yere geçmesi konusunda ise Teke, "Biz Abdullah Öcalan'ın yerinin değişmesini değil, Amed'de aramızda görmek istiyoruz. Benim kızım, Abdullah Öcalan ile görüşmeler engellendiği için gözümüzün önünde bedenini ateşe verdi. Önderlik özgür olmadan ben özgürlük istemiyorum. Kızıma bu ihanete edemem. Dilim yok, kimliğim yok, külütürüm yok bu nasıl bir özgürlük? Komisyon kuruldu, bu komisyonun çalışmaları ne oldu? Silahının yakanların gelip siyasete dahil olması gerekiyordu, onlar gelmedi. Devlet neyi bekliyor? 50 yıldır bir mücadele var, çocuklarımızı toprağa verdik bunun için. Bundan pişman değiliz" dedi.
'ASKER ANNELERİ İLE BİR ARAYA GELMEK İSTİYORUZ'
Barış Annesi Piruze Kurt da asker anneleri ile bir araya gelerek barışı konuşmak istediklerini söyledi. Barışı sadece Kürt halkı için değil tüm halklar için istediklerini söyleyen Piruze Kurt, "Artık tek bir damla kanın akmasına tahammülümüz" yok diye konuştu.
'DEĞİŞTİRECEĞİZ'
Konferansın hazırlık komitesi ile birlikte kapanış konuşmasını yapan Sebahat Tuncel, sonuç bildirgesi hazırlamak yerine, kararları konferanstaki kadınlarla birlikte almak istediklerini söyledi. Salona "Bir, bu yola devam edelim mi? İki, bu sorunları kendi mahallemizde değil ortak mahallerde çözmeye hazır mıyız? Üç, diğer mahallerdeki, illerdeki kadınlarla da buluşalım, bunu da bu komisyon örgütlesin?" sorularını soran Tuncel, önerilen kabul edilmesinin ardından "Değiştirmeye geldik, değiştireceğiz" diyerek konuşmasını tamamladı.
AKP'li Zengin kadın konferansına neden katılmadığını açıkladı
























