Karadeniz’de barış ve demokratik cumhuriyet konuşuldu
Samsun’daki konferansa çok sayıda kişi katıldı
Samsun’da cumhuriyetin demokratikleştirilmesi temasıyla bir konferans düzenlendi. Karadeniz illerinden çok sayıda kişinin katıldığı konferansta Kürt meselesi, çevre sorunları, Aleviler ve Lazların hakları, işçilerin sorunları gibi çok sayıda başlık konuşuldu.

HABER MERKEZİ - Samsun’da "İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı" düzenlendi. Samsun Atakum Belediye Tesisleri Atasahne'de gerçekleştirilen konferansa Çorum, Artvin, Rize, Trabzon, Giresun ve Ordu'dan da çok sayıda kişi katıldı.
Konferansın açılış konuşmasını Fındıklı Belediyesi Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş yaptı.
"KÜRDÜN HAKKINI LAZ SAVUNURSA DEMOKRASİDEN BAHSEDEBİLİRİZ"
Ercüment Şahin Çervatoğlu, "Biz halkın kendi yaşamı üzerinde söz hakkı olduğu demokratik bir cumhuriyet istiyoruz. Hep birlikte demokratik cumhuriyet için sokakta mücadele etmeliyiz. Bu cumhuriyeti derelerin, denizlerin geleceğinde, köylerde, mahallelerde, sokaklarda kurabiliriz. Bu açıdan yerel yönetimler önemli. Tekçi zihniyetin karşı demokratik cumhuriyeti inşa etmeliyiz. Tekçi zihniyetin tek din, tek dil, tek millet anlayışına karşı bu coğrafyada çoğulculuğa ihtiyaç duyuyoruz. En kötü barış savaştan iyidir. Demokrasiyi nasıl inşa edeceğiz. Kürt halkıyla Laz halkının düşmanlığını ifade edebilecek bir cümle kurabilecek birisi var mı? Bunu inşa etmek için yola çıkmamız gerekiyordu. Kürdün hakkını Laz, inançsızın hakkını inançlı savunursa ancak demokrasiden bahsedebiliriz" diye konuştu.
"HALKIN GELECEĞİNİ BELİRLEDİĞİ BİR CUMHURİYET İSTİYORUZ"
HDK Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş Cumhuriyet tarihi boyunca tek dil, tek kimlik anlayışının devlete hakim olduğunu belirterek, şunları dile getirdi:
"Kürdün varlığı yok sayıldı, Karadeniz'in kadim halklarının dil ve kültürü, Rum mirası asimilasyonla bastırıldı. Yüz yıllık tarihimiz askeri darbe, sıkı yönetim, kayyım darbeleri ve derinleşen inkar politikasıyla örüldü. Cumhuriyet kimin cumhuriyeti oldu? Ne kadar demokratiktir? Kürdün anadilinin baskı altında olduğu, Alevinin eşit yurttaş görülmediği, kadının sokakta güvende olmadığı bir cumhuriyet, halkın ortak iradesine dayanabilir mi? Yönetenlerden hesap sorulamadığı bir yerde egemenlik dar bir zümrenin elinde kalır. Cumhuriyetin kolonlarını boyayıp yeni bir şey olarak sunanlardan değiliz. Bizim mücadelemiz halkın iradesi üzerindeki bu ipoteği kaldırmak içindir. Halkın örgütlenerek kendi geleceğini belirlediği bir cumhuriyet istiyoruz."
"BARIŞ KARADENİZLİNİN DERESİNE SAHİP ÇIKTIĞI BİR ÜLKE DEMEK"
Meral Danış Beştaş, Kürt meselesiyle ilgili devam eden süreç hakkında da konuştu. Beştaş, "Barış yalnızca silahların susması değildir. Barış toplumun kendi iradesiyle eşit bir temelde yaşama sözleşmesidir. Kürdün onurunun korunduğu, Karadenizlinin deresine sahip çıktığı, kadınların katledilmediği bir ülke demektir. Bizim savunduğumuz cumhuriyet eşit yurttaşlığın teminat altına alındığı demokratik cumhuriyettir. Bunu örgütlü mücadelede ile kazanacağız. Kürt sorunun demokratik çözümü hepimizin meselesidir. Karadeniz ırkçı olarak lanse edilmek istendi. Ama Karedeniz bu değildir. Karadeniz Kazım Koyuncu'dur, yaylalarına sahip çıkmak için dozerlerin önüne çıkanlardır. Kenarda beklersek süreç, iktidarın kendi hesaplarına yol aldığı bir sürece evrilir. Barışı ve demokrasiyi kazanmak için her birimize önemli görevler düşüyor. Toplum kenarda beklememeli, sürecin aktif öznesi olmalı. Ülkenin geleceğini bir avuç muktedirin eline bırakmayacağız" diye konuştu.
TARİHÇİ ERDOĞAN 1921 ANAYASASINI HATIRLATTI
Konferansın "Hepimizin Cumhuriyeti Diyebilmek İçin" başlıklı ilk oturumunda Tarihçi-Yazar Erdoğan Aydın, feminist Hülya Osmanağaoğlu, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz ve Saadet Partisi eski Genel İdare Kurulu Üyesi Muammer Bilgiç konuşmalar yaptı.
Tarihçi-Yazar Erdoğan Aydın, "1921 Anayasasının maddelerine baktığımızda yerel yönetimlerin esas olduğunu, özerk olduğun ve kendilerini koruyabilecek önlemleri içeriyordu. Eğitim politikası başta olmak üzere, bir dizi alanda yerellerin seçilmiş yöneticilerinin tayin edici olacağını çok net bir şekilde belirtiyordu. Biz 100 yıl sonra demokratik cumhuriyetin imkanlarını konuşurken, 103 yıl önce kendi irademizle sağladığımızı belgeli kanıtlarına sahibiz. 100 yıl sonra yaşadığımız topraklarının çoğulculuğunu anlatan bir yerden ikinci yüz yılımızı yapılandıran bir yerden bakmak zorundayız" diye konuştu.
"KADINLAR ÖZGÜRLÜK MÜCADELELERİNİN EŞİT BİLEŞENİDİR"
Feminist Hülya Osmanağaoğlu konuşmasında kadınların işçileşme sürecinden söz etti. Osmanlı'da başlayan ve cumhuriyet döneminde devam eden kadın örgütlenmelerini anlatan Hülya Osmanağaoğlu, "Kemalist rejim bütün ittifaklarını tasfiye etmeye başlıyor. Sermayenin ihtiyaçlarına uygun yeni bir rejim yaratırken kadınların ucuz emeğine ihtiyacı var. Cumhuriyet ile birlikte kadınlık, çok kimlikli kadınlıktan Türk kadınlığına hapsediliyor. Eğer demokratik cumhuriyetin inşasından bahsediyorsak, feminist mücadelenin, özgür kadın mücadelesinin öznelerinin doğrudan kadınlar olması lazım. Sınıf mücadelesiyle, ulusal mücadeleyle eşit düzeyde özne kabul edilmeliyiz. Kadınlar toplumsal hareket olarak bütün özgürlük mücadelelerinin eşit bileşenidir" ifadelerini kullandı.
"EŞİT YURTTAŞLIK SADECE ALEVİLERİN DEĞİL HERKESİ TALEBİ"
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz da "Eşit yurttaşlık sadece Alevilerin değil herkesin talebi olduğunu ve farklı kimlikte olanlara karşı katliamlara dönüştüğünü gördük. Demokratik cumhuriyet isteğinin altını doldurmak adına birinci cumhuriyette yaşadıklarımızı ortaya koymak gerekiyor. Mücadelenin, ortaklaşmanın ve nasıl bir cumhuriyet istediğimizi belirlemenin tam zamanı. Bu fırsatı kaçırmamamız lazım. Gelecek nesillerin bu sorunların yaşamaması adına elimizden ne geliyorsa ortaya koymalıyız" diye konuştu.
"DEVLETİN DİNİ ADALETTİR"
Saadet Partisi eski Genel İdare Kurulu Üyesi Muammer Bilgiç de yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:
"Darbeler, gözaltında kayıplar, işkenceler, tecavüzler ile geçen bir yüz yıl var. Yine bu süreçte parti kapatmalar, siyasi yasaklar, kayyumlar oldu. Zorunlu göçler, pogromlar, boşaltılan köyler, değiştirilen köy adları. 103 yıl sona bilimsel özgürlük, ifade ve düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü olacak mı, olmayacak mı? Bunları konuşuyoruz. Barış sadece silahların susması değildir. Barış masasına oturan tüm tarafların kendilerini ekonomik, kültürel, siyasi ve sosyal haklar açısından iyilik halinde hissetmesidir. Bu olmadığında sadece kimliğin tanınması yetmez. Musa olmak Firavun'u değil, piramitleri yaratan sistemi hedef almaktır. Kendisine hak gördüğünü Kürde, Ruma hak görmeyenin ahlakından bahsedilemez. Devletin dini adalettir. Bundan başka bir madde koyulamaz."
İHD EŞ GENEL BAŞKANI SÜREÇ HAKKINDA KONUŞTU
Konferansın ikinci oturumu ise "Demokrasi ve Barış Mücadelesinin Ortak Zeminleri" başlığı ile yapıldı. Bu oturuma Samsun Çevre Platformu Sözcüsü Adnan Korkmaz, Yazar Ayşegül Devecioğlu ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Oya Ersoy konuşmacı olarak katıldı.
Oya Ersoy, şunları söyledi: "İçinden geçtiğimiz sürece ya bakacağız ya da biz belirleyeceğiz. Daha önceki ateşkes ve barış süreçlerinden farklı bir süerç yaşıyoruz. AKP-MHP iktidarının kendi idaresiyle başlattığı bir süreç değil. Buna bizim müdahil olma olanaklarımızı çok fazla. Kürt meselesinin demokratik çözümünü örgütleyecek olan bizleriz. Yine çerçeve yasa ve meclis raporu çıktı. Bütün sorunların çözümü olarak insan onurunu önceleyen bir rejimi, eşitliği ve kardeşliği bir süreci kimse bize bahşetmeyecek. İnşa edilecek bir süreç. Önemli olan bunu kimin inşa edeceğiz. Kim inşa edecekse kendi isteği doğrultusunda inşa edilecektir. İzlersek oradan halkların çıkarını bekleyemeyiz."
"SAVAŞ EKOLOJİK YIKIMDIR"
Samsun Çevre Platformu Sözcüsü Adnan Korkmaz, savaşın yıkımının doğanın da yıkımı olduğunu vurguladı. Ekokırım yaşanan yerlerde de insanların yerinden yurdundan edildiğini belirten Korkmaz, "Madenlerden elde edilen kimyasal silahlar, bölgedeki insanları, ekosistemi yok ediyor. Savaşın diğer boyutu ise savaşta yerle bir edilmiş şehirler baştan yapılırken yine doğa katlediliyor. Savaştan sonraki kalkınma da bir çevre sorunu. Ekokırımın aynı zamanda bir toplumsal yıkım olduğunu da söylemek gerekiyor" ifadelerini kullandı.
"BARIŞ FIRSATINI KONUŞUYORUZ"
Yazar Ayşegül Devecioğlu ise şunları dile getirdi:
"Savaş bizden çok uzakta değil, bizim ülkemizde yaşanıyor. Şu an da bile Gabar'da 14 maden ruhsatı verilmiş ve hiçbirinin çevresel etki değerlendirme raporu yok. Madem çatışmasızlık dönemindeyiz, ekokırım yasası çıkarılmalı. Savaş bittiği zaman oralarda eskisinden de büyük bir sermaye talanı yaşanma riski var. Bu barış sürecinin bir parçası olmak ve devlet eliyle katledilen yerlerde ekokırım yasasını gündeme almak lazım. Atılması gereken hızlı adımlarının atılması, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması gibi kampanyalar yapılmalı. Faşizmin dolu dizgin kurumsallaştığı momentte biz barış fırsatını konuşuyoruz. İktidar öyle bir siyasi mühendislikle süreci örüyor ki muhalefetin sesi çıkartılmıyor, Türkiye tarihindeki en büyük baskıyı yaşıyoruz. Bir taraftan insanlar yoksulluk sınırında yaşamayı hayal ediyor. Biz önümüze çıkan bir fırsatı konuşuyoruz. Bu sorunların çözülmesinin yolu barışı elde etmek. Mücadeleden başka bir yol, yöntem yok. Barış ve faşizme karşı mücadele fırsatını harcamayalım."


























