4 Kasım 2026 Nûmedya24
Köşe Yazısı

Gençliğin haysiyet isyanı

Belki de bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yükselen bu gençlik hareketlerinin en önemli ortaklığı, yalnızca mevcut düzene karşı çıkmaları değil, başka türlü bir yaşamın mümkün olduğuna dair inancı yeniden yeşertmeleridir. Gençler, kendilerine miras bırakılan eşitsizlikleri, savaşları, ekolojik yıkımı, göçmen ve yabancılara karşı nefreti, güvencesizliği ve iktidar ilişkilerini kaçınılmaz bir kader olarak kabul etmiyorlar. Kendi yaşamlarının seyircisi olmayı reddederek sözün, kararın ve ortak geleceğin öznesi olmak istiyorlar. Bu nedenle mesele yalnızca bir kuşağın öfkesi ya da geçici bir protesto dalgası değildir. Bütün bu gelişmeleri  siyasetin, toplumsal ilişkilerin ve birlikte yaşama kültürünün yeniden kurulmasına yönelik tarihsel bir arayış olarak da okumak mümkündür.

Fotoğraf: Nûmedya24

Ercan Jan AKTAŞ

İnsanın kim olduğundan, neyi nasıl kolektif bir şekilde ürettiğinden çok neye sahip olduğunun, nasıl yaşadığından çok ne kadar tükettiğinin önemsendiği, varoluşun piyasa değerleriyle ölçülüp insanın ekonomik bir edere indirgendiği neoliberal bir çağın içinden geçiyoruz. Gençliğin bir kesimi bu kodlar üzerinden, ürettikleri ve hayata kattıklarıyla değil, çöplerinde biriktirdikleri, tükettikleri ve geride bıraktıklarıyla var olmayı kabullenmiş durumda. Bunlar için yaşam, ellerine tutuşturulan dijital aparatlar üzerinden giderek biyolojik ve güdüsel ihtiyaçların tatminine indirgenmiş durumda.

Ancak bu tablonun karşısında, kendisine sunulan hayatın sınırlarını kabul etmeyen, varoluşunu tüketim nesneleriyle değil, özgürlük, dayanışma, kolektif üretim ve ortak yaşam arayışıyla yeniden kurmak isteyen önemli bir gençlik kesimi de yükseliyor. Onların itirazı yalnızca ekonomik yoksunluğa, geleceksizliğe ya da eşitsizliğe karşı değil, insanı kendi yaşamının öznesi olmaktan çıkarıp piyasanın nesnesine dönüştüren bütün bir uygarlık anlayışına yöneliyor. Belki de bugün tanıklık ettiğimiz şey, gençliğin yalnızca kendisine dayatılan koşullara başkaldırısı değil, hayatın ne olduğuna ve nasıl yaşanması gerektiğine ilişkin köklü bir anlam mücadelesidir.

Bu sebeple bir kuşağın geleceğe dair umutlarını yitirmesi, yalnızca ekonomik krizlerin, işsizliğin ya da toplumsal tıkanmışlığın sonucu oluşmuyor. Bu durum, aynı zamanda bireyin kendi yaşamı üzerindeki söz ve karar hakkını kaybetmesine, geleceğinin kendi iradesi dışında belirlenmesine ve varoluşunun giderek güvencesiz bir hayatta kalma mücadelesine indirgenmesine karşı biriken yapısal bir itirazın ifadesidir. Günümüz iktidar ilişkileri yalnızca emek piyasası, eğitim sistemi, hukuk ve devlet kurumları üzerinden işlemiyor.

Dijital teknolojilerin, büyük veri ekonomisinin ve algoritmik yönetim mekanizmalarının yaygınlaşmasıyla birlikte iktidar, bireylerin yalnızca davranışlarını değil, bilgiye erişim biçimlerini, tüketim tercihlerini, dikkatlerini ve toplumsal algılarını da şekillendirebilen yeni bir kapasite sahip. Böylesi bir dünyada gençlerin itirazı, yalnızca daha iyi ücret, daha erişilebilir eğitim ya da daha ucuz konut talebiyle sınırlı değil. Onlar, nasıl yaşayacaklarına, nasıl bir toplumda var olacaklarına ve geleceklerini hangi değerler üzerine kuracaklarına kendilerinin karar vermek istiyorlar. Bu nedenle yükselen itirazı aynı zamanda etik bir başkaldırı olarak okumak gerekiyor. İnsan onurunu piyasanın, yaşamı savaşın, özgürlüğü ise iktidarın önceliklerinden üstün tutan bir haysiyet arayışı.

Belki de bugün gençlik hareketlerini anlamak için sorulması gereken asıl soru, gençlerin neye karşı çıktığından çok, nasıl bir yaşamı savunduklarıdır. Çünkü bu hareketlerde yalnızca öfke, hoşnutsuzluk ve reddediş yok. Dayanışma, ortaklaşma, özgürlük ve başka türlü bir toplum kurma arzusu da var. Gençler artık kendileri adına konuşulmasını istemiyor, kendi hikâyelerini kendileri yazıyor, kendi sözlerini kendileri kuruyor ve siyaseti yeniden kolektif bir iradeyle inşa etmeye girişiyorlar. Üstelik bunu alışılmış hiyerarşik örgütlenmelerin, lider kültlerinin ve merkezî iktidar arayışlarının dışında yapıyorlar. Yatay ilişkiler, doğrudan demokrasi, özerk meclisler ve kolektif karar alma pratikleri üzerinden yeni siyasal deneyimler geliştiriyorlar. Belki de asıl mesele, gençlerin yalnızca mevcut iktidarlara itiraz etmesi değil, itiraz ederken siyasetin nasıl yapılabileceğine dair yeni bir toplumsal tahayyül ortaya koymalarıdır.

Sırbistan'dan Fransa'ya, Almanya'dan İtalya'ya, Arnavutluk'tan Latin Amerika'ya ve Hindistan'a uzanan farklı coğrafyalarda ortaya çıkan gençlik hareketleri, bütün farklılıklarına rağmen ortak bir soruyu gündeme getiriyor. İnsanlar kendi yaşamlarının öznesi olabilecekleri bir dünyayı yeniden kurabilirler mi? Bu sorunun yanıtı, bugün sokaklarda, üniversite işgallerinde, öğrenci meclislerinde, grevlerde ve dayanışma ağlarında aranıyor. Gençlerin yükselttiği itiraz, yalnızca bugünün politikalarına karşı bir tepki değil, neoliberal kapitalizmin, militarizmin ve temsil siyasetine dayalı iktidar ilişkilerinin ötesinde başka bir yaşam ve siyaset imkânını arama çabasıdır. Bu nedenle karşımızdaki olguyu yalnızca bir gençlik protestoları dalgası olarak değil, insanın kendi yaşamı ve geleceği üzerindeki iradesini yeniden kazanma mücadelesi olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu, gençliğin haysiyet isyanıdır.

Belki de bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yükselen bu gençlik hareketlerinin en önemli ortaklığı, yalnızca mevcut düzene karşı çıkmaları değil, başka türlü bir yaşamın mümkün olduğuna dair inancı yeniden yeşertmeleridir. Gençler, kendilerine miras bırakılan eşitsizlikleri, savaşları, ekolojik yıkımı, göçmen ve yabancılara karşı nefreti, güvencesizliği ve iktidar ilişkilerini kaçınılmaz bir kader olarak kabul etmiyorlar. Kendi yaşamlarının seyircisi olmayı reddederek sözün, kararın ve ortak geleceğin öznesi olmak istiyorlar. Bu nedenle mesele yalnızca bir kuşağın öfkesi ya da geçici bir protesto dalgası değildir. Bütün bu gelişmeleri  siyasetin, toplumsal ilişkilerin ve birlikte yaşama kültürünün yeniden kurulmasına yönelik tarihsel bir arayış olarak da okumak mümkündür.

Elbette bu hareketlerin kalıcı bir toplumsal dönüşüme evrilip evrilmeyeceği, kendi aralarındaki dayanışmayı ne ölçüde büyütebilecekleri ve bugünkü itirazlarını alternatif toplumsal örgütlenmelere dönüştürüp dönüştüremeyecekleri henüz açık bir sorudur. Ancak şimdiden görünen bir şey var: Gençler yalnızca kendilerinden çalınan geleceği geri istemiyor, geleceğin nasıl kurulacağına dair söz ve karar hakkını da talep ediyorlar. Belki de yeni bir dünyanın ilk işareti, tam da bu iradenin sokaklarda, meydanlarda ve kolektif yaşamın yeniden kurulduğu alanlarda görünür hâle gelmesidir.

Çünkü haysiyet, yalnızca insanın doğayla, farklı topluluklarla ve inançlarla barış, güven ve karşılıklı saygı temelinde bir arada yaşama talebi değildir. Aynı zamanda kendi yaşamını, parçası olduğu topluluklarla birlikte özgürce kurabilme, ortak geleceğe ilişkin söz ve karar hakkını kullanabilme iradesidir. Bu anlamda gençliğin haysiyet isyanı, yalnızca kendilerinden çalınan geleceği geri istemek değil, geleceğin nasıl kurulacağına ilişkin karar hakkını da yeniden sahiplenmektir. Belki de yeni bir dünyanın ilk işareti, tam da bu iradenin sokaklarda, meydanlarda, öğrenci meclislerinde ve kolektif yaşamın yeniden kurulduğu alanlarda görünür hâle gelmesidir.

İlgili Haberler

Akın Olgun yazdı

Demirtaş ve tarihin şahitliği

10 yıldır yazan, üreten, anlatan bir Demirtaş gerçekliği var. Tarihi kendine şahit yazan tüm liderler gibi o da notlar düşüyor bugünden yarına. İçeriden dışarıya konuşanların, dışarıdan içeriye seslenenlerden daha derin, daha donanımlı olmasının nedeni, sanıldığı gibi düşünmeye çok vakit bulmalarından değil, düşünmenin ve üretmenin ayakta kalmanın tek yolu olduğunu bilmelerindendir. Duvarları aşan hayalin, aklın izleri bu yüzden edebiyata, sanata, siyasete çok güçlü şekilde akar.

Faik Bulut yazdı

Çakal Carlos: Dünyanın en ünlü militanının paralı askere dönüşünün hikâyesi (1)

Çakal Carlos’un “devrim adına” yapıp ettiklerinden çıkarılacak en büyük ders bence şudur: İster bireysel isterse grup halinde olsun; öncü vuruşlara dayalı kitlesiz şiddet, halktan kopuk silahlı eylemler ve bilhassa dogmatizme dayalı radikalizm en masum militanları bile asıl amacından saptırıp devletlerarası büyük güçlerin oyuncağı, kiralık katili, paralı askeri, vurucu gücü haline getirmektedir. Varılan sonuç çoğu zaman hüsrandır ve halkın menfaatlerine aykırıdır.

Akın Olgun yazdı

Baro seçimlerinden taşan şey

DEM Parti’nin, demokratik siyasetteki boşluğu dolduracak şekilde bir hat kurma ve bu hattı muhalefetin merkezi haline getirme politikasından ve bunu son dönemde görünür kılmasından, en çok ana muhalefet içindeki İYİ Partili hücrelerin ve İmamoğlu çevresinin rahatsızlık duyduğu malum. Çerçeve yasa için “hayır” kampanyası örgütleyen aklın nereye ait olduğunu ve bu tavrın nasıl karşıtlık havuzuna akıtıldığını bilenler için bu bir tartışma konusu da değil ayrıca. O havuzdan Kocasakal çıktı işte…

Anasayfa