4 Kasım 2026 Nûmedya24
Özel HaberPolitika

DOSYA- 4 Kasım operasyonlarının 10'uncu yılı- 2

Barış konuşuluyor, Demirtaş ve Yüksekdağ hâlâ cezaevinde

4 Kasım operasyonlarının ardından Kobanê Davası'nda ağır hapis cezaları verildi, AİHM kararlarına rağmen tahliyeler gerçekleşmedi, HDP kapatma davasıyla karşı karşıya kaldı. Aradan geçen 10 yılın ardından Türkiye yeniden barışı konuşurken Demirtaş ve Yüksekdağ başta olmak üzere Kürt siyasetçilerin tutukluluğu sürüyor.

Gizem ÖRNEK

Aradan tam 10 yıl geçti.

4 Kasım 2016'da HDP'nin eş genel başkanları ve milletvekillerinin tutuklanmasıyla başlayan süreç, Türkiye siyasetinde derin izler bıraktı.

HDP'nin iki eş genel başkanı Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ hâlâ cezaevinde ve Kobanê Davası'nda yüzlerce yıllık hapis cezaları verildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) tahliye yönündeki kararları uygulanmadı. HDP hakkında kapatma davası açıldı, Kürt siyaseti faaliyetlerini DEM Parti çatısı altında sürdürmeye başladı.

Ancak 10 yıl sonra Türkiye siyasetinde bu kez farklı bir tablo ortaya çıktı.

DOSYA - 4 Kasım operasyonlarının 10’uncu yılı - 1 | 7 Haziran'dan 4 Kasım'a: Seçim zaferinden tutuklamalara

Kürt sorunun çözümü için başlayan yeni süreçte Abdullah Öcalan'ın tarihi çağrısının ardından PKK fesih ve silah bırakma kararı aldı. Meclis'te komisyon kuruldu, geçiş sürecine ilişkin yasal düzenlemeler gündeme geldi.

Yıllar önce HDP'nin kapatılmasını isteyen Bahçeli, bu kez Selahattin Demirtaş'ın serbest bırakılması ve Abdullah Öcalan'a umut hakkı tanınması çağrısında bulundu.

Bir yanda barış ve demokratikleşme tartışmaları, diğer yanda 10 yıldır cezaevinde bulunan Kürt siyasetçiler…

Peki, 4 Kasım operasyonlarının ardından geçen 10 yılda neler yaşandı? Kobanê Davası'nda hangi kararlar verildi? AİHM kararları neden uygulanmadı? Ve bugün yeniden başlayan barış sürecinde Demirtaş ve Yüksekdağ'ın durumu ne olacak?

4 Kasım operasyonlarının 10'uncu yılı dolayısıyla hazırladığımız dosyanın ikinci bölümünde, tutuklamaların ardından yaşanan siyasi ve hukuki gelişmeleri ve bugünkü barış tartışmalarına uzanan süreci ele aldık.

KOBANÊ DAVASI

4 Kasım operasyonlarının ardından Kürt siyasetçilerin yargılandığı en büyük davalardan biri, temeli iki yıl öncesine uzanan Kobanê Davası oldu.

IŞİD'in 2014 yılında Kuzey ve Doğu Suriye'nin Kobanê kentine yönelik saldırıları, Türkiye başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde protestolara neden oldu. Kürtler ve dayanışma gösteren kesimler, Kobanê'ye yönelik saldırıların durdurulması ve kente destek verilmesi talebiyle sokaklara çıktı.

6-8 Ekim 2014 tarihlerinde IŞİD'in Kobanê'yi kuşatmasıyla protestolar daha da büyüdü. Türkiye hükümetinin Kobanê'ye yardım geçişlerine yönelik tutumu ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 7 Ekim'de yaptığı “Kobanê düştü düşecek” açıklaması tepkileri artırdı.

Türkiye'nin birçok kentinde düzenlenen protestolar sırasında güvenlik güçlerinin müdahaleleri ve farklı gruplar arasında yaşanan çatışmalarda en az 46 kişi yaşamını yitirdi.

Olayların ardından HDP Genel Merkezi'nin sosyal medya hesabından yapılan protesto çağrıları soruşturmaların temel dayanaklarından biri haline getirildi.

9 Ekim 2014'ten itibaren dönemin HDP eş genel başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri hakkında farklı soruşturmalar başlatıldı.

Bu soruşturmalardan biri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosu tarafından Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın da aralarında bulunduğu milletvekili MYK üyeleri hakkında yürütüldü.

Diğer soruşturma ise Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından milletvekili olmayan MYK üyelerini kapsadı.

Yıllar içerisinde devam eden soruşturmalar, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iki ana iddianamede birleştirildi. Böylece 6-8 Ekim 2014 protestoları, yıllar sonra HDP'nin eş genel başkanları ve yöneticilerinin ağır hapis cezalarıyla yargılandığı Kobanê Davası'nın temelini oluşturdu.

ERDOĞAN’IN KARŞISINDA TUTUKLU CUMHURBAŞKANI ADAYI

Soruşturmanın siyasi sonuçlarından biri, Türkiye’nin 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri'ne eş genel başkanları ve milletvekilleri tutuklu bulunan bir muhalefet partisi ile girmesi oldu. Cumhurbaşkanı adaylarından Recep Tayyip Erdoğan, seçim kampanyasını Kobanê eylemlerinden sorumlu tuttuğu HDP ve tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş üzerine kurdu.

AİHM KARARI UYGULANMADI

22 Aralık 2020’de AİHM, Selahattin Demirtaş’ın başvurusu üzerine açılan davayı gördü. Kararda,

  • HDP MYK'sinin 6 Ekim 2014 tarihli Kobanê tweetlerinin şiddet çağrısı olarak yorumlanamayacağını, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

  • 6-8 Ekim eylemlerinde yaşanan şiddetin bu tweetlerin doğrudan sonucu olarak kabul edilemeyeceğine hükmetti.

  • Demirtaş'ın tutukluluğunu haklı gösterecek "makul şüphe" bulunmadığını tespit etti.

  • Tutukluluğun Sözleşme'nin 18. maddesini ihlal edecek şekilde siyasi amaç taşıdığına karar verdi.

  • Nihai olarak da Türkiye'nin Demirtaş'ı derhal serbest bırakması gerektiğini ifade etti.

Ancak bu kararın ardından Demirtaş ve diğer tutuklular tahliye edilmedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan kararın ardından “AİHM'nin verdiği karar bizi bağlamaz. Karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz” açıklaması yaptı.

Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi 2 Eylül 2019'da bir tahliye kararı vermişti. Aynı gün Demirtaş hakkında Kobanê soruşturması kapsamında yeni bir tutuklama kararı çıkarıldı. Böylece Demirtaş cezaevinden çıkamadı. AİHM de daha sonra bunun, önceki kararın etkisini bertaraf ettiğini değerlendirdi.

6 YIL SONRA İDDİANAME HAZIRLANDI: 10 BİNLERCE SAYFA 7 GÜNDE İNCELENDİ

Davanın açılmasından 6 yıl 3 ay sonra 30 Aralık 2020’de, 108 siyasetçi hakkında 3 bin 530 sayfalık iddianame hazırlandı. 324 klasörlük ekiyle birlikte on binlerce sayfa olan bu kapsamlı iddianame, hazırlanmasından 7 gün sonra Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

10 binlerce sayfanın 7 gün içinde incelenmesi sonrası, duruşma tarihi olarak 25 Nisan 2021 Pazar günü belirlendi. Dosyayı ‘titizlikle’ incelediğini ifade eden mahkeme heyetinin pazar gününe duruşma tarihi vermesi eleştirilere yol açtı. Bunun üzerine Kobanê Davası’nın ilk duruşması 26 Nisan 2021 Pazartesi olarak netleşti.

İddianamenin kabulünden 4 gün sonra ise MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Yargıtay’a HDP’nin kapatılması çağrısı yaptı.

HUKUKSUZLUKLAR ZİNCİRİ

26 Nisan 2021’de ilk duruşması görülmeye başlanan Kobanê Davası haftanın 4 ya da 5 günü sürecek şekilde yoğun bir tempoda devam etti. Bu süreçte sayısız hukuksuzluk gündeme taşındı. Gizli tanık beyanları, sosyal medya paylaşımları, parti MYK açıklamaları ve siyasi konuşmalar dosyanın temel delilleri arasında yer aldı.

Duruşmanın tatil edildiği günler, HDP’li siyasetçilere ve avukatlarına haber verilmeden gizli tanıklar dinlendi.

Sanıkların Kürtçe savunma yapma talepleri kabul edilmedi. Sebahat Tuncel’in de aralarında bulunduğu kadın siyasetçiler SEGBİS odasında polis tarafından darbedildiklerini açıkladılar.

Mahkeme Başkanı Hakim Bahtiyar Çolak, “derin devletin ticari istihbarat ayağı” olarak tanıtılan ‘Atadedeler’ suç örgütünde yönetici olduğu kararıyla 5 bin 600 yıla kadar hapsi istemiyle yargılandı ve davadan alındı.

KARAR AÇIKLANDI

3 yıl süren yargılamanın ardından, 16 Mayıs 2024’te Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi davaya ilişkin kararını açıkladı.

Selahattin Demirtaş hakkında 42 yıl hapis,

Figen Yüksekdağ hakkında 30 yıl 3 ay hapis,

Ahmet Türk hakkında 10 yıl hapis kararı verilen davada, bazı siyasetçiler beraat ederken çok sayıda kişi hakkında farklı sürelerde hapis cezaları verildi. Toplamda yüzlerce yıllık hapis cezası karara bağlandı.

Davaya ilişkin gerekçeli karar ise 1 yıl sonra, 2025’te açıklandı.

Yaklaşık 32 bin sayfalık gerekçeli kararda mahkeme; sanıkların eylemlerini örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirdi.

Sanık avukatları kararı istinafa taşıdı.

Dosyaya ilişkin istinaf incelemesi ise hala devam ediyor.

HDP YERİNE YEŞİL SOL PARTİ

HDP hakkında açılan kapatma davası devam ederken parti, olası bir kapatma kararına karşı 14 Mayıs 2023 Genel Seçimlerine Yeşil Sol Parti listelerinden giren Kürt siyaseti, 61 milletvekiliyle temsil hakkı elde etti.

Seçimlerin ardından ise HDP, siyasi faaliyetlerini yeni parti çatısı altında sürdürme kararı aldı.

DEM PARTİ DÖNEMİ

15 Ekim 2023'te gerçekleştirilen olağanüstü kongrede Yeşil Sol Parti'nin adı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) olarak değiştirildi.

Böylece HDP, kapatma davası sonuçlanmadan fiilen siyasal faaliyetlerini DEM Parti üzerinden yürütmeye başladı.

Parti yönetimi, bu değişikliğin yalnızca hukuki bir zorunluluk olmadığını, demokratik siyaset mücadelesinin yeni dönemde de devam edeceğinin göstergesi olduğunu vurguladı.

YEREL SEÇİMLER VE YENİ TABLO

31 Mart 2024 Yerel Seçimleri, 4 Kasım operasyonlarının ardından oluşan siyasi tablonun yeniden tartışıldığı dönüm noktaların bir diğeri oldu.

DEM Parti, özellikle Kürt illerinde birçok belediyeyi yeniden kazanırken, batı illerinde de birçok seçim bölgesinde aday çıkarma stratejisi izledi.

DEM Parti, 3 büyükşehir, 7 il, 65 ilçe belediyesi olmak üzere toplamda 75 belediye kazandı.

Ancak seçimlerin ardından kayyum uygulamaları yeniden gündeme geldi. DEM Parti'nin kazandığı birçok belediyeye sonraki aylarda yeniden kayyum atandı. Kürt hareketi kayyum siyasetinin seçme ve seçilme hakkına yönelik müdahale olduğunu vurgularken hükümet ise “terörle mücadele” savunması yaptı.

Kayyum, tutuklama, tehdit, transfer…

YENİ ÇÖZÜM SÜRECİ TARTIŞMALARI

Kobanê Davası kararlarının üzerinden yalnızca birkaç ay geçmişti ki Türkiye siyasetinde yeni bir dönemin kapısını aralayacak açıklama bu kez MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den geldi.

22 Ekim 2024’te partisinin grup toplantısında konuşan Devlet Bahçeli, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın örgütün silah bırakması ve feshedilmesi yönünde çağrı yapması halinde, gerekli hukuki zeminin oluşturulabileceğini söyledi. Bahçeli, açıklamasında Abdullah Öcalan için umut hakkının sağlanmasını da gündeme getirdi.

Uzun yıllar boyu sert güvenlik politikalarını savunan MHP liderinin bu açıklaması Ankara kulislerinde sürpriz olarak değerlendirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise sonraki günlerde yaptığı açıklamalarda, "Terörsüz Türkiye" hedefini dile getirerek yeni bir sürece işaret etti.

Bu gelişme ve açıklamaların ardından DEM Parti heyeti, yıllar sonra yeniden İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşmelere başladı.

Heyette yer alan Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder, yaptıkları görüşmelerin ardından siyasi partileri ziyaret ederek yeni sürece ilişkin temaslarda bulundu.

ABDULLAH ÖCALAN'IN TARİHİ ÇAĞRISI

27 Şubat 2025'te Abdullah Öcalan'ın İmralı'dan yaptığı açıklama kamuoyuyla paylaşıldı.

Açıklamada PKK'ye silahlı mücadeleyi sonlandırma ve örgütü feshetme çağrısı yapıldı.

Çağrı hem Türkiye hem uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklamayı " tarihi bir fırsat" olarak değerlendirdiğini açıkladı.

KALICI BARIŞ İÇİN ADIM ATILMASI ÇAĞRISI

DEM Parti ise kalıcı barış için yalnızca silahların susmasının yeterli olmayacağını, demokratikleşme, hukuk devleti ve siyasal çözüm başlıklarında da adımlar atılması gerektiğini vurguladı.

PKK FESİH KARARI ALDI

Öcalan'ın çağrısının ardından PKK, Mayıs 2025'te gerçekleştirdiğini açıkladığı kongrede örgütsel yapısını feshettiğini ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararı aldığını duyurdu.

Böylece yaklaşık yarım asra yaklaşan çatışmalı dönemin sona erdirilmesine yönelik en kritik açıklamalardan biri yapılmış oldu.

Kararın ardından hükümet yetkilileri, silah bırakma sürecinin sahadaki yansımalarının takip edileceğini belirtirken, DEM Parti ise bunun demokratik çözüm için önemli ancak tek başına yeterli olmayan bir adım olduğunu vurguladı.

İlerleyen aylarda farklı gruplar halinde silah bırakma görüntüleri kamuoyuyla paylaşıldı. Sürecin teknik boyutuna ilişkin temaslar devam ederken, hukuki düzenlemeler ve demokratikleşme başlıkları ise siyaset gündemindeki yerini korudu.

TBMM'DE YENİ DÖNEM: KOMİSYON KURULDU

İmralı görüşmeleri, Abdullah Öcalan'ın silah bırakma çağrısı ve PKK'nin fesih kararının ardından süreç bu kez Meclis zeminine taşındı.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un çağrısıyla, 5 Ağustos 2025'te siyasi partilerin temsil edildiği ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ kuruldu. Komisyonun amacı, “silah bırakma sürecinin hukuki ve siyasi boyutlarını değerlendirmek, demokratikleşme ve toplumsal barışa ilişkin önerileri raporlaştırmak” olarak özetlendi.

Komisyon, farklı siyasi partiler, hukukçular, akademisyenler ve sivil toplum temsilcilerini dinleyerek çalışmalarını sürdürdü. Yaklaşık altı ay süren çalışmaların ardından hazırlanan rapor, siyasi partilerin katkılarıyla Meclis Başkanlığı'na sunuldu. Rapor, sürecin bundan sonraki aşamasında yasal düzenlemelerin Meclis eliyle yürütülmesi gerektiği yönünde ortak bir çerçeve ortaya koydu.

ÇERÇEVE YASA

Komisyon raporunun ardından hükümet ve siyasi partilerin desteğiyle hazırlanan kamuoyunda "çerçeve yasa" olarak anılan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" düzenleme olarak TBMM gündemine geldi.

Teklifte, silah bırakma ve PKK’nin örgütsel yapısının tamamen sona erdirilmesi şartına bağlı olarak belirli hukuki mekanizmaların işletilmesi, sürecin denetlenmesi ve uygulanmasına ilişkin usuller düzenlendi. Sürecin takibi ise Milli Güvenlik Kurulu tarafından hazırlanacak rapora bağlandı. Raporun hazırlanmasının ardından kanun kapsamındaki hükümlüler için infazın ertelenmesi mekanizması işletilecek.

Meclis'te tarihi oylama

Çerçeve yasa teklifinin Meclis gündemine gelmesiyle birlikte Demirtaş, Yüksekdağ ve Kobanê Davası tutuklularının durumu yeniden tartışılmaya başlandı. Yasanın Kobanê Davası kapsamında cezaevinde bulunan siyasetçileri kapsayıp kapsamayacağı belirsizliğini korurken hukukçular, yıllardır uygulanmayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına dikkat çekiyor.

Barış sürecinde gelinen aşamada, başta Demirtaş ve Yüksekdağ olmak üzere tutuklu Kürt siyasetçilerin ne zaman özgürlüklerine kavuşacağı, siyasetin en önemli gündem başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.

Bu tartışmalar sürerken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den de dikkat çekici bir açıklama geldi. Çerçeve yasa teklifine imza atmasının ardından gazeteci Sinan Burhan'a konuşan Bahçeli, “Selahattin Demirtaş evine, Ahmetler görevine, Öcalan umut hakkına kavuşmalıdır” dedi.

Demirtaş'ın tahliyesine ilişkin daha önce yaptığı çağrılar da hatırlatılan Bahçeli, sözlerinin arkasında olduğunu belirterek, “Siz bizi tanımıyorsunuz. Bizim bir özelliğimiz var; sözümüz sözdür” ifadelerini kullandı.

Ancak barış sürecinde atılan adımlara ve siyasi açıklamalara rağmen cezaevindeki Kürt siyasetçilerin hukuki durumunda henüz bir değişiklik yaşanmadı.

Öte yandan hukukçular, AİHM'nin hak ihlali kararlarının uygulanması ve haklarında beraat kararı verilen seçilmiş belediye başkanlarının görevlerine dönmesi için çerçeve yasanın yürürlüğe girmesinin beklenmesine gerek olmadığını vurguluyor.

4 Kasım 2016'da HDP'nin eş genel başkanları ve milletvekillerinin tutuklanmasıyla başlayan süreç, aradan geçen 10 yıla rağmen hukuki sonuçlarıyla devam ediyor.

Bir dönem HDP'nin kapatılmasını isteyen MHP lideri Devlet Bahçeli'nin bugün Demirtaş'ın tahliyesini savunması, Türkiye siyasetinde yaşanan değişimin dikkat çekici örneklerinden biri oldu. Ancak siyasi açıklamalara ve yeniden başlayan barış sürecine rağmen, 10 yıl önce tutuklanan Demirtaş ve Yüksekdağ hâlâ cezaevinde. 4 Kasım operasyonlarının 10'uncu yılında, Kürt siyasetçilerin özgürlüğüne kavuşup kavuşmayacağı sorusu yanıt beklemeye devam ediyor.

-BİTTİ-

DOSYA - 4 Kasım operasyonlarının 10’uncu yılı - 1 | 7 Haziran'dan 4 Kasım'a: Seçim zaferinden tutuklamalara

İlgili Haberler

Ercan Jan Aktaş yazdı

Gençliğin haysiyet isyanı

Belki de bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yükselen bu gençlik hareketlerinin en önemli ortaklığı, yalnızca mevcut düzene karşı çıkmaları değil, başka türlü bir yaşamın mümkün olduğuna dair inancı yeniden yeşertmeleridir. Gençler, kendilerine miras bırakılan eşitsizlikleri, savaşları, ekolojik yıkımı, göçmen ve yabancılara karşı nefreti, güvencesizliği ve iktidar ilişkilerini kaçınılmaz bir kader olarak kabul etmiyorlar. Kendi yaşamlarının seyircisi olmayı reddederek sözün, kararın ve ortak geleceğin öznesi olmak istiyorlar. Bu nedenle mesele yalnızca bir kuşağın öfkesi ya da geçici bir protesto dalgası değildir. Bütün bu gelişmeleri  siyasetin, toplumsal ilişkilerin ve birlikte yaşama kültürünün yeniden kurulmasına yönelik tarihsel bir arayış olarak da okumak mümkündür.

Anasayfa